Konuralp USTA


Bilgi, İrfan ve Hikmet


Allah’a dayan,sa’ye sarıl,hikmete ram ol,
Yol varsa budur,bilmiyorum başka çıkar yol.
                                           Mehmet Akif Ersoy
         Medeniyetimizde toplumları tasnif etmenin temel ölçülerinden biri bilgi ve ilimdir. Kadı Said Endülisî, bin yıl önce milletleri, “bilgiyi üretenler” ve “tüketenler” olarak ikiye ayırmıştır.
Asırlarca  İslam âlemi, dünyanın bilinen en eski üniversitelerini bünyesinde barındırmıştır. İlmin, irfanın, bilginin, araştırmanın, eğitimin merkezi olmuştur. Timbuktu’dan Kurtuba’ya, Buhara’dan Horasan’a, Şam’dan İstanbul’a kadar birçok şehrimiz, bilgi ve hikmetin peşinde koşanlar için en önemli uğrak  yerleri arasında yer almıştır. Bu şehirler, sosyal bilimlerden fen bilimlerine, sağlık bilimlerinden dini ilimlere  kadar hemen her alanda, dönemlerini aşan icatlara ev sahipliği yapmıştır. İlim meclislerinde gerçekleştirilen beyin fırtınaları, İslam dünyasında ilmi kesafeti zirveye taşımıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ‘in ’İlim müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır’ hadisini kendilerine düstur edinen  ilim erbabı, ilim-irfan tetebbu etme aşkıyla alemi seyran eylemişlerdir. Kırşehirli olan Bozkırın Tezenesi merhum Neşet Ertaş’ın dediği  gibi “aşkilen çalışan yorulmaz”ı hayat tarzı haline getiren ilim insanları, muhteşem bir medeniyetin ilim-irfan ve hikmet zemininde  vücut bulmasına vesile olmuşlardır. Dünya bilim tarihinde müstesna bir yere sahip olan  Hârizmi, Fârâbî, İbn-î Sînâ, Birûnî, İbn-i Rüşd, İbn-i Batuta, İbn-i Haldun, Ali Kuşçu, Akşemseddin, Pîrî Reis, İbn-i Sina gibi birçok âlim. İşte bu iştiyakın, bitmek-tükenmek bilmeyen ilim aşkının mücessem halidir. Bilginin üretim kaynağının İslam dünyası olduğu zamanlar, aynı zamanda Müslümanların dünya siyasetinde, ekonomisinde, sanat ve edebiyatında, askeri ve ticari alanda  en güçlü oldukları dönemdir. Rönesans ile beraber ilim ve bilgi merkezlerinin Batı’ya doğru kaymasıyla birlikte, İslam âlemi ve batı dünyası arasında güç skalasının değişime uğradığını görüyoruz. Batılı bazı tarihçiler,  araştırmacılar, batının  Rönesans ve  reform sonrasında jakoben bir mantaliteyle  emperyalist emellerine hizmet etmeyi amaçlayan şeytani bir planla   İslam dünyasındaki ilmi eserlerden bazen intihaller yaptığını, binlerce  ilmi eseri kendi ülkelerine kaçırdıklarını ya da imha ettiklerini, kütüphaneleri yağmaladıklarını  anlatırlar. İslam dünyasında  tarihi zaman içinde hayata ve hadiselere hakim olan değerler ilim, irfan ve hikmet zemininden  uzaklaştıkça mehabetin ve siyasi ağırlığında  dumura uğradığı tarihi bir vakıadır. Yöneten konumundan yönetilen, yönlendirilen, hatta sömürülen duruma düşmelerinin en büyük sebebi, bilgiyi üreten değil sadece tüketen konuma düşmeleridir. Medreselerin  zamanın ruhuna hitap edemeyişi, ilim membalarının kuruması  beraberinde duraklama ve gerilemeyi getirmiştir. Son 200 yıl içinde dünyanın geçirdiği değişim, insanlık tarihi boyunca yaşanan en keskin süreçlerden biridir. Geride bıraktığımız iki asırda, bilimsel araştırmalar, icatlar, teknolojik yenilikler özellikle de savaşlar, insanlık tarihinin istikametinde büyük kırılmalara sebep olmuştur. Nitekim bazı tarım araçları tamamen unutulurken, elektrik, otomobil, telefon, bilgisayar gibi yeni buluşlar, hayatımızın vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yenilikler, ekonomik ve sosyal hayatın her alanını, toplumun tüm kesimlerini etkisi altına almıştır. 
Bugün insanlık  bilgiye ulaşmanın çok kolaylaştığı, bilginin yaygınlaştığı bir dönemin konforunu yaşıyor. İnternet, televizyon, radyo, cep telefonları, uydu teknolojileri sayesinde saniyeler içerisinde bir bilgi, tüm dünyaya yayılabiliyor. Elbette bilginin önündeki sınırların kalkması, başlı başına çok önemli bir kazanımdır. Ancak yeni durumun problemsiz olmadığını da  belirtmemiz gerekir. Her imkân, aynı zamanda bir imtihandır. Öğretmen-öğrenci ilişkisinin azaldığı, bilginin hiçbir süzgeç olmadan kolayca muhatabını bulabildiği,  sınırlamanın /koruyucu tedbirlerin yetersiz kaldığı bu  bilgi çağı, kendi bünyesinde  birçok riski de barındırmaktadır. Yalan-yanlış bilgiler, manipülatif haberler, eksik ve tarafgir değerlendirmeler, bir “tıkla” milyonlarca insana ulaşabilmektedir. 
         Ülke ve millet olarak şüphesiz değişimin önünde durmak mümkün değildir. Değişime set çekmemiz imkansızdır.İstikbalimizi  emanet edeceğimiz nesillerimize karşı en büyük sorumluluğumuz, değişimi kontrol etmek, değişimi yönlendirmek ve  değişimi sağlıklı şekilde yönetmektir. Burada üniversitelerin, okulların, öğretmenlerin, en önemlisi de anne ve babaların  senkronize bir çalışma  yapmasına ihtiyaç var. Değişimin bir gereği olarak, en ileri teknolojiyi çocuklarımıza, gençlerimize sunarken, bunun altyapısını onlara sağlarken, aynı zamanda, çocuklarımızın kendilerine, ailelerine, çevrelerine yabancılaşmalarını da engellemeli, yeni teknolojinin esiri olmalarının önüne geçmeliyiz. Kadı Said Endülisi’nin yüzyıllar önce bilgi konusunda yaptığı tasnif, bugün geçerliliğini, muhafaza etmektedir. İlimde yeniden söz sahibi olmanın yolunun, hazırı tüketmekten, kolay olana tevessül etmekten, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktan” geçmediği açıktır. Vicdanları ve idrakleri terbiye etmek gerekiyor. Bireye sadece bilgi yükleyen bir anlayış geleceğin dünyasında rekabet edecek, toplumun ihtiyaç duyduğu insan tipinin yetişmesine  imkan tanıyamaz. Bilgiyi, irfan ve hikmetle yoğurarak, eş zamanlı bir şekilde özümsemek mecburiyetindeyiz. Medeniyetimizden ve tarihimizden aldığımız ilhamla, kökü mazide olan ati şuurunda nesiller yetiştirmek durumundayız. Dünyanın beşten büyük olduğunu haykıran irade, mazlumların  biricik umududur.Yeni dünya düzeninde güçlü beşeri sermayemizle  tarihin bizi çağırdığı Osmanlı bakiyesi mekanlarda  huzurlu, mutlu  hak ve adalet temelinde bir dünyanın yeniden  kurulacağı günlerin özlemi  heyecanlandırıyor bizleri. Bu bir hayal değil. Mazide yaşadığımız tarihi realitenin  tabii sonucudur. Yeter ki  çocuklarımızı,gençlerimizi o  mukaddes yükü omuzlayabilecek idrake, irfana, bilgiye sahip olarak yetiştirelim. Fikir çilesi çekmeden, altın teri dökmeden, sınırsız bir merakla  ilim tahsil etmeden, kütüphanelerde kitap deryasına dalmadan da bunu başaramayız. 
        Son iki asırdır insanımızın özgüveni törpülenmeye çalışılmıştır. Küresel güçler,insanımızın benliğini/kimliğini unutturmak  için muhtelif entrika ve mizansenler peşinde koşmuşlardır. Şer odakları  hangi hain tuzakları kurarlarsa kursunlar  şairin dediği gibi “ne yapsalar boş, göklerden inen bir karar vardır.”
         Bilgiyi insanlığın hayrına kullanmayı vazife telakki eden,hikmete ram olmuş, irfan sahibi,okuyan,düşünen,araştıran,inançlı/ahlaklı,özgüveni yüksek nesiller, istikbalimizin ve istiklalimizin teminatı olacaktır.