Konuralp USTA


Medeniyetimizin Son Yurdunu Korumak


Müslüman mülkünü her yerde felaket vurdu
Bir bu topraklar kalıyor dinimizin son yurdu..
.
         Yıl 1912…
         Mehmet Akif, “Süleymaniye Kürsüsü”nde, Kazan Türklerinin meşhur seyyahı Abdürreşid İbrahim’in dilinden  böyle haykırır. ”Medeniyetimizin son yurdu”  ifadesi o günden beri zihin dünyamızdaki müstesna  yerini muhafaza etmeye devam ediyor.
          Son  iki yüz yıllık tarihi hadiseleri dikkatli bir nazarla tetkik ettiğimiz zaman,  aslında ne olduğunu, ne yapılmaya çalışıldığını, Osmanlı bakiyesi   coğrafyada sahnelenen oyunun  hangi gayeye hizmet etmeyi amaçladığını görmek mümkün. Aslında şer odaklarının senaryosu hep aynı. Değişen sadece figürler ve  maşalar.
          Akif, manzumede hal-i pür melalimizi  kelimelerin muhteşem ifade kudretiyle dikkatlere sunuyor. Şairin gönül dünyasında kopan fırtına, şiir formatında ete kemiğe bürünüp ruh denizine dökülüyor.
         Müslüman mülkünü, ülkesini her yerde felaket vurmuştur. Bu muhtelif  felaketler şiirin tamamı okunursa, cehalet, tembellik, din anlayışındaki bozulmalar, yanlış tevekkül düşüncesi ve elbette bütün bunların üstünde batı sömürgeciliğinin tasallutudur.
        19. Yüzyılda İslam dünyasının büyük bir bölümü sömürgeleştirilmiştir. Osmanlı toprakları hariç. Osmanlı son kaledir. Hilafet otoritesini de temsil eden Osmanlı Devleti, bu yüzden emperyalizmin açık hedefidir.
          Batı hegemonyasının koç başı, İngiliz emperyalizmi, Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmadan İslâm ülkelerinin kolaylıkla sömürülmesinin mümkün olmadığını görerek kuzeyde bir dünya gücü haline gelen Rusya ile ittifaka girer. Bu ittifaka Fransa ve İtalya’yı da katar. İlk fırsatta, dinin son yurdunu ortadan kaldırmak, böylece Müslümanların güç merkezini çökertmek hedeflenmektedir. Bu fırsat 1. Dünya Harbi’nde yakalanacaktır. Bu yüzden İngilizler için 1. Dünya Savaşı “Türk Veraset Savaşı”dır aynı zamanda.
         Mehmet Âkif, daha bu savaşın emarelerinin görülmediği bir dönemde yazar bu mısraları. Bu şiirde güçlü bir “birlik-beraberli-kardeşlik” fikri işlenmektedir. Ne var ki, o dönemde ümmet coğrafyası atalet, tembellik ve cehaletin istilasındadır; üstüne üstlük hızla sömürgeleştirilmektedir. Kendini kurtarmak güç ve azminden yoksundur. Güç merkezi olan Türkiye’nin ayakta tutulması Mehmet Âkif’in en önemli hedefidir. O, Balkan Savaşı'ndan itibaren bu hedefe varmak için çaba sarf etmiştir. Bu uğurda her türlü vazifeyi üstlenmekten  sarf-ı nazar etmemiştir.
         Mehmed Âkif’in enfes bir şekilde ifade ettiği bir asra mâl olan mücadelesinin neresindeyiz?
         Zihinler cevap bekleyen soru işaretleriyle dolu. Onun 1912’de yazdığı şiirde ifade edilenler hâlâ canlılığını koruyor mu? İslâm dünyası yüzyıl sonra da bir varlık mücadelesi içinde mi? Düşman bu sefer İslâm dünyasının içinden çok sayıda gücü harekete geçiriyor. Çok farklı enstrümanları kullanıyor. Ama şairin dediği gibi” ne yapsalar boş. Göklerden inen bir karar var. ”İlahi irade Hakk’ın, hakikatin galip geleceğini müjdeliyor bize. Bu yolda herkes  şahsi imtihanıyla baş başa. Samimiyetler test ediliyor sadece. 1. Dünya Savaşı'nda hain Şerif Hüseyin tekdi, etrafına çok fazla taraftar da toplayamamıştı. Şimdi küresel emperyalizmin mankurtları, kendi cehenneminin odununu sırtında taşımanın yarışında. Ne kötü bir son bu…
             Asırlar önce İslâm dünyasının hamisi Osmanlı Devleti idi. Üç kıtada  muhteşem bir medeniyet kurdu. Yüzlerce yıl hak ve adaletle hükmetti.
              İslâm dünyasına karşı sürdürülen bölme ve parçalama  stratejisinin merkezinde  küresel emperyalizm var. Global müesses nizamın dünya hegemonyası planının önündeki en büyük engel Türkiye. Bunun farkında olan üst akıl, komuta merkezi mesabesinde olan Türkiye’yi  zayıflatmak, istikrar ve güvenden  kopararak kendi iç meseleleriyle uğraşmaya mahkum etmek çabasında. Yeni  Türkiye’nin muazzam bir özgüven temelinde yükselen tavrı, tarzı dosta güven düşmana korku salıyor. Türkiye’yi sınırlamaya matuf çabalar  bir bir akamete uğruyor. Türkiye’nin varlığı, İslâm dünyasının tam olarak kontrolünü imkânsızlaştırıyor.
           Küresel emperyalizm her türlü hileye ve entrikaya başvuruyor. Kullanmaya uygun her türlü  argümanı, enstrümanı, yöntem ve metodu uyguluyor.
          İstikbal ve istiklalimizin muhafazasında yerli ve milli değerlerle kuşanmış, kadim medeniyet değerlerini  ruhunun derinliklerine nakşetmiş  beşeri sermayemiz en büyük teminatımız olacaktır. Milli birlik ve beraberliğimizi muhafaza etme şuuru, yaşanan hadiseleri çok iyi analiz ederek basiretli bir şekilde değerlendirme bilinci, oynanan oyunları boşa çıkaracaktır. Merhum Akif’in dediği gibi;
                    Girmedikçe tefrika bir millete düşman giremez,
                    Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.
     Zaman birlik ve beraberlik zamanı. Bizi kardeş yapan kadim medeniyetimizin ekseninde kenetlenme zamanı. Bütün mesele yerli ve milli duruş sergileyebilme meselesi.
            Allah milletimizi, memleketimizi  ve  gönül coğrafyasındaki bütün mazlumları korusun.