Konuralp USTA


İstikamet Üzere Olmak


         İnsanın yeryüzünde hayatını idame ettirmeye başlamasıyla birlikte, beşeri ilişkilerden ekonomiye, yönetimden hukuka kadar insanı, hayatı ve toplumu ilgilendiren her alana dair fikirler, ideolojiler ve doktrinler var olmuştur.
         Güç ve yetki dağılımı skalasındaki durum, her daim farklı değerlendirmeleri beraberinde getirmiştir. Pozitivist-materyalist düşünce, insanlığın özlemini çektiği huzuru, barışı, adaleti hiçbir zaman getirememiştir.
         Avrupa’nın mazisi, bu anlamda şiddet, zulüm ve sömürünün hakim olduğu karanlık tablolardan oluşur. Ortaçağ Avrupa’sı cehaletin ve zulmün tavan yaptığı utanç verici vakalarla doludur. İnsan onurunu hiçe sayan, sömüren, hak ve adaletten uzak, insani ve ahlakî hiçbir değer ölçüsünün olmadığı bir dönemde Hz. Peygamber, insanlığın muhtaç olduğu cihanşümul mesajlar ihtiva eden bir hayat nizamıyla, bunalan ruhlara, cinnet geçiren topluma ebedi kurtuluş yolunu göstermiştir. Hükmü kıyamete kadar baki kalacak olan bu muhteşem hayat nizamı karşısında bütün doktrinler, ideolojiler ve fikir akımları miadını doldurmuştur, iflas etmiştir.
         Tarihi zaman içinde kadim medeniyetimizde hayatın her alanına hitabeden düzenlemeler huzurun, barışın ve terakkinin tesisine fırsat tanımıştır. İlim ve irfan zemininde hikmete ram olan bir toplum modeli oluşturma hedefi, asırlarca insanlığın barış içinde yaşamasına vesile olmuştur.
         İlk emri ”Oku” ile başlayan, “İki günü eşit olan ziyandadır", mikyası ile devam eden hayat nizamı, medeniyetimizin genetik kodlarının şifrelerini dikkatlere sunar. Çalışma, öğrenme, ilim-irfan tetebbu etmeyi hayatın merkezine koyan medeniyetimiz yenilenmeyi, her dem taze kalabilmeyi yeknesaklıktan kurtulmanın adresi olarak göstermektedir. Medeniyetimiz esas itibariyle insanın özel hayatı başta olmak üzere, hayatının genelinde sürekli yenilenme, bilgilenme, bilinçlenme zorunluluğunun gerekliliğini ifade eder.
         Yenilenme, ilk etapta değişimi ve farklılığı tedai ettirir. Yenilenmede aslolan bunun istikamet üzere olmasıdır. İstikamet üzere olmak aşırılıklardan sakınmayı, orta yolu takip sorumluluğunu getirir aynı zamanda. Ana dinamikleri, kaynakları bertaraf ederek girişilecek bir değişimin faydasından çok, zararı olacaktır. Değişim ve yenilenme çabası, ancak istikameti şaşmadan yapıldığı zaman medeniyet olarak atak yapma potansiyelinin olduğu söylenebilir.
         Beşeri sermayemizi zamanın ruhuna uygun olarak zenginleştirme-geliştirme-yenileme eğitimle mümkündür. Eğitim-öğretim noktasında son 15 yıl içinde çok muazzam çalışmaların yapıldığı, derslik sayısından öğretmen sayısına, donatım malzemelerinden eğitimin diğer enstrümanlarına varıncaya kadar büyük yatırımların yapıldığı, genel bütçeden en büyük payın eğitime ayrıldığı bilinen bir hakikattir. Bu aynı zamanda eğitime verilen önemin-değerin en bariz göstergesidir. Takdire şayandır.
         Bu bağlamda müfredat programında müteakip zamanlarda zorunlu olarak değişiklikler–yenilikler yapılmıştır. Eğitim sisteminde yapılmaya çalışılan yeniliklerin temelinde toplumsal değişimle birlikte yenilenen ihtiyaçların karşılanması, toplumsal beklentilerin yoğunlaştığı alanlarda revizeye gitme düşüncesinin etkili olduğunu görmekteyiz.
         İstikamet üzere “Asımın nesli”ni yetiştirme hedefine ulaşmak, maarif ile mümkündür. Tanzimat sonrasında yoğun bir “batılılaştırma” çabasının etkisiyle yetişen nesillerdeki batı kompleksi, artık yerini özgüvene bırakmıştır. Artık dün batının “hasta adam“ dediği bir Türkiye yok. Büyük ve güçlü Türkiye var. Bugünün “hasta adamı” olan Avrupa’yı çılgına çeviren, kudurtan asıl mesele, güçlü ve büyük Türkiye’nin bölgesinde ve gönül coğrafyasında güven ve istikrarın teminatı olmasıdır. Dünyanın beşten büyük olduğunu kabullenemeyen Avrupa’nın medeniyet maskesi takan kravatlı vampirleri, global ölçekli sömürü düzenlerinin sona erdiğini görmenin hafakanlarını yaşıyor. Ruhsuz ve köksüz batı medeniyetinin insanlığa verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Tarihin hiçbir döneminde zulüm sonsuza kadar devam etmemiştir.
         Yenilik ve değişimin gerçekleştirilmesinde istikamet üzere yeni nesillerin yetiştirilmesi hayati öneme sahiptir. İstikbal ve istiklalimizin teminatı olan nesillerimizi yetiştirirken; “zaman bendedir ve mekân bana emanettir" şuurunda, "Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "ben varım!" cevabını verebilen, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı, büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin, akl-ı selim, kalb-i selim ve ilm-i selim sahibi olması hassasiyetlerimizin nirengi noktasını oluşturmaktadır. Maarif davamızın misyonu budur.
         Ömrünü vakfettiği davasını “Asım’ın nesli”ne emanet eden Mehmet Akif, bir şiirinde Asım’ın nesline değer ve değerlendirme ölçüsü verme bakımından şöyle seslenir: "İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz? Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit iş de gerek. Lafı bol, karnı geniş soyları taklit etme; Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek."
         Allah neslimizi, gönül coğrafyamızdaki mazlumları korusun, yaratılış gayesine uygun yaşamayı nasip etsin.