Konuralp USTA


Maarif Davamızda Öğretmen


                                                   Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı;
                                                   Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı.
          İstikbale akıp giden zamanda , maarif davamıza  ait hususlar, yarınları inşa , maziyi ihya bakımından   dikkatlerin bahse konu mevzua teksif edilmesine  zemin hazırlıyor.Bilgi toplumuna giden yolda enformasyonun   baş döndürücü bir hızla   gelişme kaydettiği günümüz dünyasında , kıyasıya rekabetin hüküm sürdüğü bilinen bir gerçektir.Bilgiyi hikmet ve irfan temelinde  yerli ve milli  bir bakış açısıyla nesillerimizin ruhuna nakşetme ,akl-ı selim,kalb-i selim ve zevk-i selim sahibi fertler yetiştirme  ,  hayati bir öneme haizdir.Bilgi çağında  zihni / gönlü yerli ve milli değerlerle tezyin olunmuş kuşaklar ,istikbal ve istiklalimizin teminatı olacaktır.Buna giden yolda  kaynağını müşahededen alan  bir dikkatle vücut bulan ”Eğitimde 2023 vizyon belgesi” ,zamanın ruhuna uygun olarak epistomolojik temeli itibariyle kadim medeniyetimizden tevarüs eden  değerleri bünyesinde barındırmaktadır.”Ağyarını mani,etrafını cami” bir bakış açısının mahsulü olan  vizyon belgesi, eğitimin bütün paydaşları nezdinde  hüsn-ü kabule mazhar olmuştur.Halihazırda taşrada eğitimin aktörlerinin mevzu ile alakalı olarak  düzenledikleri çalıştaylarda serdedilen düşünceler, gerçekleştirilen beyin fırtınası mesabesindeki çalışmalar, aidiyet duygusunu,uygulamaya dair azim ve kararlılığı tahkim ediyor.Milli meselelerde birlik ve  beraberlik içinde hareket etmek, başarıyı beraberinde getiriyor.Bu manada eğitim camiamızın mensuplarının  tesanütü, büyük ve güçlü Türkiye  hedefine ulaşmamıza fırsat sunacaktır.Medeniyetimizde  muallim/öğretmen tasavvuru kökü derinlerde olan bir telakkiyi beraberinde getirir. Bu bağlamda sarahaten ifade etmekte fayda mülahaza  ediyorum ki kelimelerin  idrak alanı içinde  mana  ipliğine söz incisi dizme   kabilinden  edası söylenişinde,manası derinliğinde saklı  ,nazım ya da nesir formatında vücut bulan  edebi anlatım şekilleri mevcuttur.Her biri maarif literatürümüzdeki mücessem haliyle  fikir ve düşünce imbiğinden geçerek  halde ve istikbalde  ferdi ve içtimai manada ki beklentileri ihata eden vasfa haizdir. Milli şairimiz Mehmet Akif,bunun “sehl-i mümteni” sayılabilecek numunelerini şairane  bir üslupla  dikkatlere sunmuştur.Binlerce yıllık mazisi olan sanat ve edebiyat geleneğimizde bunu muhtelif söz kalıplarıyla ifadelendiren  çok sayıda sanatçımız mevcuttur.Mütefekkirlerimiz ve ediplerimiz bu bağlamda  her biri “nev-i şahsına münhasır” eserler kaleme almışlardır.Maarif geleneğimizde münevverlerimiz,  muallim/öğretmen tasavvurunu insanın yeryüzündeki varlık sebebinden hareketle   ifade etmişlerdir.
            Kadim medeniyetimizde  ilime,ilim adamına,ilim öğrenene/öğretene  müstesna bir değer atfedilir.Söz konusu değerler hayatı bütünüyle ihata eder.İnsanı üstün kılan  esaslar,  kaynağını  bu  ihtişamlı  medeniyetten alır.
           Eğitim-öğretimde öğretmen/öğrenci  kavramları birbirinin mütemmimi olan öğrenme yolculuğunun  kutlu yolcularını ifade eder.Bilgi birikimi ve  hayat tecrübesi itibariyle hale ve istikbale ilim meşalesi tutan öğretmen, sadece  bilgi aktaran olmaktan ziyade yetenekleri keşfetme,vizyon kazandırma,öğrenme yolculuğunda yüreklendirme,cesaretlendirme,teşvik etme, heyecan ve şevk uyandırmanın  mimarı olarak hayati öneme sahip bir fonksiyon icra etmektedir.Maarif literatürümüzde  bu hakikatin en müşahhas  misali olan çok sayıda anekdot vardır.İşte onlardan biri….
 
Yıl 1936… Denizli’nin Acıpayam  ilçesi.Bir gurup öğretmen , ilçenin  mesire alanlarından birine   pikniğe gider.Öğretmenler piknik  yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla  karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip  çay ikram ederler ve ismini sorarlar.Küçük çoban ürkek bir  sesle cevap verir:Hüseyin… Hüseyin’e öğretmenler  yanlarındaki gazeteyi verip okumasını isterler.O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı azdır…Okuma öğrenenlerin diplomaları  bizzat valiler tarafından imzalanır.Hüseyin okuma yazma bilmediği için  gazeteyi eline almayı kabul etmez.Öğretmenler bu kez  yaşını ve  neden okula  gitmediğini  sorar…12 diye cevap verir ve ekler; 3 yaşımda  annemi kaybettim,11’imde de  babamı … Hüseyin ile bir süre sohbet eden öğretmenler ,çocuğun aslında  çok zeki olduğunun farkına varırlar.Mutlaka okuması gerektiğini tembih ederler.Hüseyin ,karşılaştığı öğretmenlerin  verdiği destek ve heyecanla  Denizli’de parasız yatılı bir okulda okumaya başlar.Bir süre sonra  katıldığı bir matematik yarışmasında  Hüseyin’e  bir kitap hediye edilir.Hüseyin ,kitabı bir gecede bitirir.Ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine gider,”Bu kitapta  eksiklik var der.”…Öğretmen şaşırır.Çünkü Hüseyin’in bahsettiği eksiklik ,”Görecelilik Teorisi” hakkındadır.Söz konusu teorinin  önemli bir parçasının  kitapta olmadığını fark etmiştir Hüseyin… Fen Bilgisi öğretmeni  konuyu  İstanbul Teknik Üniversitesinde  hocası olan rahmetli Fizik Profesörü Nusret Kürkçüoğluna  yazdığı mektupla iletir.Nusret Hocadan şu cevap gelir;”Hüseyin liseyi bitirince  İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğine gelsin.Hüseyin liseden mezun olunca İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğine gider.Denizlili öksüz ve yetim çoban Hüseyin ,orada da bir takım  çalışmalar yapar ve çalışmalarını  hocaları anlayamaz.Hocalarından biri “Bu çalışmalarını bilse bilse Amerika Boston’daki  Massachusetts Teknoloji  Enstitüsü’nde (MIT)  görevli  Prof.Drr. Morse bilir deyip “mektupla ona  gönderir.Prof.Dr.Morse’den de şöyle bir cevap gelir:”Hüseyin’in bu yaptığını  5sene önce  bir grup buldu,ama Hüseyin’in  tek başına bulması  olağanüstü bir şey.Biz Hüseyin’in tüm masraflarını karşılayacağız,Amerika’ya gelsin.”.Yıl 1952 Hüseyin Elektrik Yüksek Mühendisi olmuştur.Anne baba yok.Köyünün insanları son derece fakir.Bir gazete kampanya yapar ve toplanan parayla   Hüseyin  Amerika’ya giden bir gemiye bindirilir.Hüseyin,MIT’te Prof.Dr.Morse’un karşısına geçer.Morse ,Hüseyin’in tez hocası olacak ama Hüseyin’in İngilizcesi de  iyi değil.Morse’nin dediklerini pek anlayamıyor.Hocasına  “söylediklerini tahtaya yazmasını”ister.Prof.Dr.Morse’de  tez konusunu  tahtaya yazar  ve Hüseyin de bunu  defterine  yazar ve  üniversiteden ayrılır.MIT de tez konuları  5 senede 9senede  bitirilebiliyor olmasına rağmen  Hüseyin çalışmasını  3 ay sonra bitirip hocasının  karşısına çıkar.Morse  birkaç gün sonra  tezi inceleyip Hüseyin’i çağırır.”Senin tezin bitti Ancak burası MIT.Biz burada  böyle hemen doktora diploması veremeyiz.Sen git istediğin dersleri al,2sene sonra gel.” der.Hüseyin 2 sene sonra  doktorasını alıp  bu kez Princeton  Üniversitesi’ne  gider.Orada ünlü Fizikçi Albert Einstein  ile birlikte  çalışır.Bir kaç yıl sonra Boston’a geri dönüpicatları destekleyen bir firmada  çalışmaya başlar.Burada  bilgisayarlar ile  konuşma ve onlara talimat verme  konusunda projeler yürütür.Sesle kumanda edilen  bilgisayarı ilk defa 1960’ların başında Hüseyin Yılmaz yapar.1958 yılında ,çalışmalarını yakından takip ettiği Albert Einstein ‘in  kendisi kadar ünlü  fonksiyon teorisinde eksikler tespit eder ve  bunu bir mektupla  kendisine bildirir.Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür.Yılmaz bu hatayı ünlü bir bilim dergisinde  yayımlayınca   akademik dünyada adeta  kıyamet kopar.Bilim dünyası ikiye bölünür ve Einstein  kuramına karşı  Yılmaz’ın “kütle çekim kuramı” da literatüre girer.27 Ocak 2013’te ise ABD’de vefat eder.Bugün  dünyada pek çok popüler  olarak kullanılan “siri,google now,cortana  gibi  bütün programlardaki  sesli komut sisteminin  mucidi Prof.Dr.Hüseyin Yılmaz’dır.
           Diploma, eğitimin nihai hedeflerinden sadece  birini ifade eder.Diploma ambalajdır,pusula olmaya yetmez.Pusula,kadim medeniyet değerlerimizdir.Büyük ve güçlü Türkiye hedefine ancak çok okuyarak,araştırarak  ulaşmak mümkündür.Öyle bir Türkiye ,insanlık  için de ümit olacaktır.Bunun  için çok çalışmamız lazım.
          “  Kökü mazide olan ati” olabilmenin sırrı  ,kadim medeniyet değerlerimizin  künhüne vakıf olabilmekten geçmektedir.Bu uğurda  bir öğretmen  bütün dünyayı değiştirebilir.