İsmail ERASLAN


Nankör!


            Nan, Farsçada ekmek manasına gelir. Ekmek, yani nimet. Kör de görmeyen. Nanköre ise iyiliği görmeyen, unutan, inkâr eden diyebiliriz.
            Anne, baba… Diğerkâmlık timsali iki mukaddes mahlûk… Onlar evlatlarının iyi yetişmesi için ellerinden gelen tüm imkânı fedakârane seferber eder. Ve evlat… Anne ve babaya itaat etmesi gereken evlat… Onların özverilerine layık olmayı gaye edinmesi gereken evlat… Onların hayır ve duasına layık olmaya çalışan evlat… Ya da bunları yapmayan bedbaht nesil… Onlara itaat etmeyen onları üzen gafil! İşte bu talihsizlere, “Nankör!”demek uygun olmaz mı?
            Diyelim ki maddi sıkıntısı olan birine yardım etmek istediniz, emaneten para verdiniz. Adam işini gördü, rahatladı. İşte o şahıs, emaneti söz verdiği günde vermeyi geciktirse, siz de paranızı isteyince: “Ne acele ediyorsun veririz!”diye çıkışsa kızmaz mısınız?  “Özür dileyeceğine kafa tutuyor, ne nankör adammış!” demez misiniz?
            Allah-ı Teâlâ, bizleri yokluktan çıkarıp eşref-i mahluk olarak halketti. Taş yapmadı, kuş yapmadı; insan olarak yarattı. Ve verdi, her şeyi verdi… Akıl nimetini verip, her türlü nimetlerle donattı… Sayısız nimetin karşılığı Allah’a kul olmak değil midir? Onu tanımayıp ona itaat etmeyene, O’na hakkıyla kul olmayana, binlerce kez, “Nankör!”denmez mi?
            Değişik gıdaları yiyoruz. Yediğimiz gıdalar çeşitli safhalardan geçerek vücudumuza faydalı hale geliyor. Bu gıdaların vücudumuzda nasıl ve nereden gideceğini, hangi safhalardan geçeceğini,  vücuttaki organların nasıl görev yaptığını biliyor muyuz? Mesela, kanın nasıl süzüleceğini, midenin nasıl çalışacağını, kalbin ne gibi görev yapacağını, biz kendi ilmimiz ve gücümüzle mi tanzim ediyoruz? Akılsız gıdalar, akılsız organlar çok akıllı ve hikmetli işler yapıyor. Bizim bunlarda bir tasarrufumuz olmadığına göre, bunları istihdam eden Allah’ı bilmemek, tanımamak nankörlük olmaz mı?
İnsanların yaptığı iyiliğe karşı teşekkür etmek bir erdem… Yapılan iyiliğe lakayt kalmak, nankörlük. Ruhlarımıza varlık üfleyen, bizlere dirilme yollarını gösteren, en güzel ölçüleri veren Efendiler Efendisi’ni(sallallahu aleyhi vesellem) dinleyelim: “Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez; insanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez. Allah’ın nimetini her zaman anmak şükür, bunu terk etmek ise nankörlüktür; toplulukta rahmet, tefrikada âfet vardır.”(EbûDâvûd, “Edeb”,11)İbnül- Esîr’e göre bu hadisin, ‘İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.’ anlamındaki bölümü, ‘Kişi insanların iyiliğine teşekkür etmek yerine nankörce davranırsa Allah da onun şükrünü kabul etmez.’ demektir.  Aynı hadis, insanların yaptığı iyiliklere karşı teşekkür etmemeyi alışkanlık haline getirenlerin Allah’ın nimetlerine karşı da nankörce davranıp şükür borçlarını terk edecekleri veya insanlara teşekkür etmeyenlerin Allah’a şükretmemiş sayılacağı şeklinde de açıklanmıştır.”(İslâm Ansiklopedisi, 32/s.383, Tdv yayınları)
Kitabı okuyup, yazarını inkâr etmek ne eblehçesine “ nankörlük!” Bir taraftan bir evi görüp, “Bu evin ustası, sahibi var.” deyip de öbür taraftan dünyanın ustasını, sahibini tanımamak ve ona itaat etmemek “Nankörlük” değil mi? Uçaktaki sanatı görüp kuştaki, sinekteki sanatı görmemek basiretin kıtlığı değil de nedir? Sanatı görüp de sanatkârı inkâr etmek gerçek “Nankörlük” değil midir? Uçağı kullanan pilotu görmüyoruz ama: “Uçak pilotsuz uçamaz.” diyoruz. Aynen öyle de uzay denilen namütenahi boşlukta süratle dönen dünyanın yaratıcısı Kadir-i Mutlak’ı tanımamak “Nankörlük”ün ta kendisi olmaz mı?
            Çamur yiyip meyve veren ağaçlar, pislik deşeleyip yumurta veren tavuklar, ot yiyip süt veren inekleri görüp bunları istihdam eden Rezzak-i Hakiki’yi görmemek ne körlük! Nimeti görüp, nimeti vereni tanımamak, ona kul olmamak nasıl “Nankörlük”?
            Güneşi doğduran, yıldızları boşlukta direksiz tutan, dünyayı topaç gibi döndüren, mevsimleri düzenle tanzim eden, atomları hareket ettireni tanımamak ne büyük bir cehalet!
            Mülk ve Melekûtun Sahibi Allah’ı bilmemek, O’na kul olmamak, ne deni bir “Nankörlük”
            Hakiki imanı elde eden müminler, beyinlerini, gönüllerini, vücutlarını mallarını Yüce Yaratıcının razı olacağı şekilde kullanırlar ve daima Cenab-ı Hakk’a şükrederler, nankörlük etmekten uzak durular.
            İnsana verilen bunca harika cihazlar, insanın ebed için yaratıldığını gösterir. Bu geçici hayat, baki bir âlem içindir. İnsanın asıl mutluluğu Allah’ı bilmek, sevmek ve O’ na itaat etmektir. O’na kul olup, itaat edenler kurtulur, kul olmayıp isyan eden kaybeder!  O’na kul olmak gerçek mutluluk! 
Cenab-ı Hakk’ı bilmemek, tanımamak; gözle gördüğümüz hadsiz nimetleri, lütufları, ihsanları idrak edememek asıl nankörlük!
Gerçek kör, Nankör!...