Özcan şimşek
29.05.2020 19:41:46
İnsanımız malesef vicdansız. Sadece kendilerini düşünürler. Fakat haksızlık ettiklerini düşünmeden sorumsuzca hesap sorarlar. Sonrada mahçup duruma düşerler. Eğitim şart!


Vahit Doğan


Ayna

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


   “Ayna mı hayatı yansıtır, hayat mı aynayı?”
O gün Ziraat Bankasının arkasındaki taksi durağına uğradım. Durakta çalışan tanıdığım bir taksiciyle görüşecektim.  Durakta onu göremeyince, durağın önünde arkası dönük olarak taburede oturan, bu nedenle yüzünü göremediğim diğer taksici onun müşteriye gittiğini söyledi. Daha sonra yüzüne bana dönerek “Beni tanıdın mı?” dedi. Ben de siması hiç de yabancı olmayan –ki uzun yıllar küçücük, yalnızca üç beş tane büyük caddesi olan bir şehirde yaşayınca ve çalışınca- çoğu kişinin yüzü aşina gelir. Ben de tanımakla tanımamak arasında kalan muğlak cümlelerle ifade etmeye çalışırken kendisini tanımadığımı anlamıştı aslında. Etrafımızda üç dört kişi vardı. Onların da duyacağı şekilde, siması yabancı gelmeyen ama pek tanımadığım bu kişi ses tonunu biraz daha yükselterek “Sen bana 15 sene önce yanlış yapmıştın!” dedi. Ben de çok şaşırmamış ve kendimden emin bir yüz ifadesiyle ne yapmışım, ne yanlış harekette bulunmuşum, anlatın” dedim. 
Yine aynı cümleyi aynı ses tonuyla ve bizi dinleyen diğer kişilerin duyacağı şekilde söyleyerek “Sen bana 15 sene önce yanlış yapmıştın!” deyip olayı anlatmaya başladı: “O zamanlar bir kahvehane işletmem vardı. Kahvehaneye görevli olarak gelip işlem yaptın. Ancak duyumlarıma göre (bu kelimeyi de hiç sevmem, Vd) aynı işi yapan tanıdığım bir başka kişiye ise işlem yapmamışsın. Bu yüzden bu olaydan bir gün sonra çalıştığın işyerine gelip seninle tartıştım, beni nasıl hatırlamazsın, bu olayı nasıl unutursun?” 
Etrafımızdaki kişiler dikkat kesilerek dinliyorlardı.
Sonra, “Söyleyecekleriniz bittiyse eğer beni beş dakika dinleyin!” dedim ve şunları söyledim:
“Gerçekten hatırlamıyorum. 23 yıllık çalışma hayatımda pek çok şey öğrenmişimdir. Bunlar tek tek anlatılamaz. Ancak şu öğrendiğim şey kulağıma hep küpedir: “İnsan hayatta eğer, hayatın her alanı için geçerli ancak özellikle de bir devlet dairesinde çalışıyorsa, yalnızca bir şeyi unutmaz: (bu cümleyi birkaç defa tekrarladım.) İnsan yalnızca bir şeyi unutmaz. Yaptığı kötülüğü, fenalığı, kime kötülük yapmışsa o kişiyi, aldığı rüşveti, rüşveti kimden aldığını, zarar verdiği kişiyi asla unutmaz” 
O da:
“Hayır, kesinlikle böyle kötü bir şey olmadı.”, dedi.
“Ben” dedim; “siz çok iyi hatırlıyorsunuz, ben hatırlamıyorum. Sizin işletmenize, bir hınçla mı girdim, bir garezim mi vardı, sizden rüşvet mi istedim, ya da daha fena bir kötülük mü yaptım, ne yanlış yaptım, söyleyin? Evet dediğiniz gibi de olmuştur muhtemelen, o tanıdığınız diğer işletmeye işlem yapmamışımdır belki, bilmiyorum. Ama siz bir kamu görevlisine, görevli olarak işyerinize geliyor, hukuka ve usule uygun olarak işlem yapıyor, bu arada yapılan işlemin parasal tutarı bugünün parasıyla yaklaşık 200 TL, ve siz, mevzuata uygun bir işlem yapan bir kamu çalışanına “Neden hukuka, usule uygun davrandın, neden görevini düzgün olarak yaptın!”, diye 15 yıl sonra beni azarlamaya ne hakkınız var! Eğer yapmış olduğum işlem hukuka uygun değilse mahkemeye başvursaydınız, ya da çalıştığım kuruma beni şikâyet etseydiniz! 
Siz, 15 yıl içinde hiç 15 dakika düşünmediniz mi: “Bu kişinin bana hıncı yok, kendisini çok iyi araştırdım, art niyeti yok!” diye hiç aklınızdan böyle sorular geçmedi mi? 
Sonra sırtımı hafifçe sıvazlayarak beni yumuşatmaya çalıştı, ancak ben öfkeli değildim ki! 
Bir kelebek hafifliğinde, çalışma hayatımda duyduğum en güzel cümlelerle oradan ayrıldım.
Sokrates’ten ilham alarak ve sıradan bir insan olarak kendime soruyorum:  “Ya beni haklı bir şekilde itham etseydi ve ben bir şey diyemeseydim!” 
Yeri gelmişken belirteyim. İş ahlâkındaki prensibimi Üçüncü Ahmed’in sadrazamlarından Damat Ali Paşa’nın yazdığı devlet memurlarının hareket tarzları hakkında bir “Talimat” açıklıyor. Şöyledir:
“ Devlet memurları Allah’tan korkmalıdırlar; doğruluktan ayrılmamalıdırlar; adaleti gözetmelidirler. Her akşam kendi kendilerine şunları sormalıdırlar: ‘Bugün ne yanlışlık yaptım? Ne iyilik ettim? İyilik etmek imkânı varken böyle bir fırsatı kaçırdım mı?’
Aslında o taksici bana bir ayna tuttu. O, benim aynamdı. Ayna çoğu zaman camdan yapılmaz. Hayatın aynası insandır. Suratınıza söylerler bir gün gerçeği, hayatın kuralıdır bu, söyleyen olmazsa da yalnız kaldığınızda içinizdeki o ses sizi yalnız bırakmaz ve eğer kötülük yapmışsanız derin ızdıraplar içinde yok olur gidersiniz. 
** 
Ramazan nedeniyle ayrı kaldığımız Saklı Kalan Şiirler köşemizde bu hafta sizlere daha önce de şiirlerini yayınladığım, film yönetmeni, oyuncu ve şiirlerini çok sevdiğim Orhan Murat Arıburnu’nun 1941 yılına ait bir şiiri var. 
AYNA
“Hayatında yalnız ayna satardı
Bir gün Aynalıçarşı’da öldü.
Talih bu ya
Tabutunu kaldıranlar aynasızlardı.”
 Okuduğunuz bu şiire o yıllarda bir yazar, biraz da mizahi dille şu ilâveyi yapmış:
“Ölüsünü Aynalıçeşme  suyu ile yıkadılar
Cenazesini Aynalıkavak’a gömdüler
Ölümünden beri
Çocuklarının işi ayna gitmiyor”