Numan KURT


"Aynaya Baktım"

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Gençlik yıllarımızda bir şarkı vardı, Yıldız Tezcan'dan dinlerdik, şu dizelerle başlıyordu:
“Aynaya baktım, saç beyaz olmuş
Neden rengim sararıp solmuş”
Ben de sabah sabah aynaya bakınca bu sözler aklıma geldi. Kimsenin duymadığı yerde de hafifçe mırıldandım. Saçlar zaten otuz yıldır aklaşmıştı da sakal biraz kırçıldı, şimdi sakal da bembeyaz olmuş.
Bu “Evde Kal!” günlerinde, “Biraz dinlensin yüzüm.” diyerek uzayan sakalımı şimdi istesem de kesemiyorum. Permatik dediğimiz tıraş bıçağının gücü yetmiyor. Bizi bu tutukluluktan özgür bırakırlar, berberler de açık olursa vedalaşacağız sakalımızla.
Aynaya baktım, ak sakalı gördüm, bakın kimler geldi aklıma? Çok sevdiğim iki ozan; Bedri Rahmi ve Karacaoğlan. Karacaoğlan, elinde sazı ile Anadolu'yu dolaşan gezgin halk ozanıdır. Halk edebiyatının, halk ozanlarının doruğudur. Onun şiirlerinde “sevda” en çok yer alan temadır. Şiirlerinde adı geçen köy güzellerine, Elif, Zeynep, Döne, Hürü ve daha nice güzellere sevdalıdır. Onun sevdası “platonik aşk” dediğimiz sevdadır, düş gücünde yer alır, tensel değildir.
Yaşlılık günlerinde elinde sazıyla uğradığı köylerden birinde çeşme başındaki güzeller ona “emmi” derler. Gönlü genç Karacaoğlan şu dizeleri söyler sazıyla:
Değirmenden geldim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del'olur aklı
On beş yaşında da kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Karac'oğlan der ki n'olup n'olayım
Akan sularınan ben de geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Şiirde geçen “makkab” Güneydoğu Anadolu'da bir çeşit cımbıza verilen ad. Karacaoğlan böyle demiş; ama bizim sakala makkab falan işlemez.
Karacaoğlan'ın sular seller gibi akan bu dizelerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu'na uzanalım. Bu çok yönlü sanat adamı şairdir, ressamdır, tadına doyulmaz deneme ve gezi yazılarıyla da bir yazardır.
Fransa’ya yeni gitmiş olan Bedri Rahmi, bir grup Türk aydınıyla buluşur. Kendisine Türk edebiyatındaki gelişmelerin sorulması üzerine, o sıralar “BİZİM KÖY” kitabıyla büyük sükse yapmış olan Mahmut Makal'dan söz eder ve bir bakanın, "Ben, köyü Mahmut Makal'dan öğrendim." sözlerini alıntılar. O sıralar Avrupa'daki Türk aydınları arasında âdet olduğu üzere sakal bırakmış olan bir diğeri Bedri Rahmi’nin bu coşkulu yaklaşımını eleştirir ve kalkar gider. Türk edebiyatının Mahmut Makal'a kalamayacağını ima ederek o yazarı küçümser. Kafenin köşesindeki telefonla konuşmaya başlar. Şiir bu olay üzerine yazılmıştır. Şiirde geçen herifçioğlunun Kıbrıs harekatı sırasında Dışişleri Bakanı olan Turan Güneş olduğu söylenir. Bu küçümseme üzerine Bedri Rahmi işte o dillerde yer eden şiirini yazar: 
Sakal Makal Yahut Aferin Oğlum Ahmet Bu Yolda Devam Et
Herifçioğlu Sen Mişel'de koyuvermiş sakalı
Neylesin bizim köyü, nitsin Mahmut Makal'ı
Esmeri, sarışını, kumralı, kuzguni karası
Cebinde dört dilberin telefon numarası
Bir elinde telefon, bir elinde kesesi
Uyyy! .. yesun oni nenesi
Yesun oni nenesi.

Benim ve paylaşımlarında gördüğüm birçok arkadaşın sakalı bir bakıma zorunluluktan oldu. Bazılarımız yüzüm biraz dinlensin diye, bazılarımız da uzatınca kestirmek için berber bulamayınca koy verdi ak sakalı. Biliyorum ki bu aksakallılar “Neylesin bizim köyü, netsin Mahmut Makal'ı" demediler, bu ev günlerinde evlerinde bulunan kitapları da okudular. Günümüzde gençleri kara sakalla görünce kendi kendime “Bu ne yahu, pırıl pırıl suratlarda kara sakallar1” diye kızıyordum. Şimdi bizim kırışık suratlarda aksakalla baş başa kaldık.
Torunları göremiyoruz, bizlere en büyük ceza da bu olsa gerek. Geçen gün küçük torunla görüntülü konuşayım dedim. Bir baktı bana "Aaa dedem, şimdi dede olmuş!" dedi. Bana da onu gezdiremediğim için kızgın ya, kaçtı gitti.