Numan KURT


BAHAR GELİNCE

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Memlekete giderdim her ilkbaharda, nisanın ilk haftasında. Olmadı, diğer altmış beş yaş üzerindekiler gibi evde tutuklu (!) kaldım. Şu güzel mevsimde gideremedim memleket özlemini.
Evdeyim dokuz gündür. Nasıl geçecek vakit? Yaz, çiz, oku. Karıştırıken yazdıklarımı, bu iki şiir çıktı karşıma. Şiir derken aslında şiir- öykü bunlar. Eski söyleyişle "manzum hikâye".
Bu şiirileri paylaşarak avuttum kendimi.
BAHARDA ÖZLERİM MEMLEKETİMİ

Ekinler boy atar, yeşerir
Otlar büyür
Açar düğmecik otunun mavi çiçeği
Aklıma düşer memleketimin uzayıp, kıvrılıp giden yolları
Ekinler arasında cır cır öten çekirgesi
Börtü böceği
Kışı çamur, yazı toz duman olsa da
Doyumsuz olur baharı
Atlar giderim arabaya
Kendi başıma
Yollarda yeşermiş ekin tarlaları
Yaklaştıkça
Bu yaşta bile
Bir heyecan kaplar içimi
“Köyümü göreceğim..”
Derim
“..kırını, bayırını, çakırdikenini, üzerliği
ve de kangalını”
Havasını içime çekeceğim bozkırın
Ziyaret edeceğim
Uzak yakın akrabaları
Tam yaklaşırken köye kıvrılan yoldan
Şıh Mehmet ağabeyin tarlasının yanından
Yani Suçıkan’dan
Durdururum arabayı
Fotoğrafını çekmek isterim köyümüm
İnerim arabadan
Çıkarırım makineyi
Tarlalara bakarım
Tarlaların bittiği yerde kıraçlara
Karpuz teveklerini birbirine bağlayıp
Tarlalardan köye giden tozlu yollarda
Seğirtip koşuşumuz gelir aklıma
Toz direk direk havada
Dökerdik tarla farelerinin kıraçtaki deliğine
Tenekelerle suyu
Biraz sonra çıkardı farecik yuvasından
Karnı davul olmuş
Telaşla koşardı sağa sola
Sonra mı
Sonra düşerdi tepetaklak
Seyrederdik fareciği biz çocuklar
Ettiğimiz işkencenin farkında olmayarak

Birden gökyüzüne baktım
Araba dururken yol kenarında
Yolculuk ettim geçmişe , daldım yıllar öncesine
Köyün üstündeki bembeyaz bulutlarda
Pancar teklemeye giderdik tarlaya
Kadın, kız, çoluk çocuk
Tam da bu aylarda
Önce beyaz bulutlar yükselir küme küme
Sonra ikindiye doğru
Kararır bulutlar tam tepemizde
Yağmur serinliği vurur yüzümüze
“Haydi yağmur geliyor, doluşun vagonete
Islanmadan ulaşalım köye…”
Diye bağırır çavuşumuz
Daha köye varmadan başlar kırkikindiler
Toz toprak giysilerimiz ıslanır
Sırsıklam oluruz

Dalıp gitmişken kıraçtaki otlara
Ve de gökteki bulutlara
İrkildim bir traktör kornasıyla
Selam verdi, geçti gitti bir köylüm
“Uğrayacağım yerler var!” diye söylenerek kendi kendime
Bindim arabaya
Yönümü çevirdim köyün üst başından
Ta aşağıya
Kimseyi göremedim köyün içinde
Her gelişimde olduğu gibi uğradım yine
Terk edilmiş köyümün az sayıdaki sakinlerinden
Mahir amcamın evine
Attık sandalyeleri kapının çıkışına
Hatır sorma, söz sohbet derken amcaoğluyla
Her zamanki güler yüzü ve de üstünün uğrasıyla Yeter bacı
Geldi yanıma
Hoş beşten sonra “Aç mısın, tavuk pilav var!”
“Yok, karnım tok!” dedim ve ekledim
“Siz ekmek mi yapıyorsunuz tandır damında?”
“Ekmek yapıyoruz komşularla”
Der demez tokluğumu unuttum, hemen sordum
“İçli çörek var mı içli çörek, tavuk, pilav da neymiş
İşte o benim için
Bal börek”
“Olmaz mı, yaparız senin için” dedi Yeter bacım
O ak bürgülü Anadolu kadınının tüm sevecenliğiyle
Çok zaman geçmedi aradan
Geldi yine yanımıza
Yanında ayranı, beş altı içli çöreğiyle
……
Gezdim köyün içinde
Az kalsa da vardı birkaç akraba daha
En sonunda bir dua okumak için anaya, babaya
Uğradım göçmen köyü yolundaki
Mezarlığa
Yılda bir kere olsa da
Tandırda pişen çöreğin kokusu gibi gelir
Köyümün kokusu
Burnuma
Anlattım
Köyün girişinde fotoğraf çekerken aklıma gelenleri
Mahir amcanın Yeter bacının
Ayranını çöreğini
Ömrüm oldukça gideceğim her baharda
Özlüyorum poyrazı sert bozkırımın havasını, suyunu
Daha nice yıllar anlatmak isterim
Bozmak istemem bu güzel
Ve de tatlı oyunu

KARA KALEMDE ÇİZGİLER / GÖNLÜMDE SİZLER

Demiş ki Orhan Veli
“Dalgacı Mahmut” şiirinde
“İşim gücüm budur benim
Gökyüzünü boyarım her sabah
Hepiniz uykudayken
Uyanır bakarsınız ki mavi”

Ben “Dalgacı Mahmut” da değilim, gökyüzünü de boyamıyorum
O güzel şair gibi
Türkçenin sözcükleriyle
Doyumsuz şiirler de yazmıyorum
O zaman derler ki bana “Söyle kardeşim
Neden yazıyorsun bunları
Senin yaptığın ne
Lafı evirip çevirme
Ne anlatacaksan oraya gel hele”

Yazılar yazdım önce
Ne kaldıysa yaşadıklarımdan aklımda
“Bölük pörçük” döktüm onları ak kağıda
Sonra bir gün
Resim yapmak düştü aklıma
Öğretmenim beğenirdi, ilgim de vardı
Görünce fotoğraflarının içinde
Bizim Ali Yılmaz’ın suretini
Edemedim
Elli yıl önceki çizgilerim geldi gözümün önüne
Aldım elime kara kalemi

Çiz babam çiz
Çocuklardı, yeğenlerdi
Eş dost, akrabaydı
Derken
Sıraya arkadaşlar girdi
Kimin bulmuşsam sayfasında fotoğrafını
Ölçtüm, biçtim
Baktım gözüne, kaşına
Hepsinden zoru da, önemlisi de gözler
O gözler benzedi mi aslına
Korkma
Ağızmış, burunmuş, kulakmış
Saç, var ya da yokmuş
Çok kolay geldi bana

Okul ve sınıf arkadaşlarımın
Yakınlarımın, öğrencilerimin, dostlarımın
Bu çizgilerle portreler
Tümünün adını yazdım yanlarına
Yetmişli yaşlara yaklaşırken ya da ulaşmışken kimimiz
Geçen mayısta Kırşehir’de hasret giderdik
Buluşma yerimiz olacak
Umarım
Bu mayısta Antalya

O yüzünüzdeki çizgiler
Geçip giden izleridir hayatın
Kavak yelleri eserken belki o yıllarda başımızda
Kuramadığımız dostluğu, sevgi bağını
Şimdilerde kurduk
Sevgili okul arkadaşlarım
Sağlıkla, mutlulukla, huzurla
Yaşayın