Göksel KARA


BENİ KUCAĞINA AL

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Ki ben seni yüzyıllarca sırtımda taşırdım, sen bırakmayaydın ellerimi
Okulun ikinci günü, her zaman yaptığımı yapıyor, teneffüs zilini duyunca,   biraz dinlenmek, gürültüden uzaklaşmak için okul dışına çıkıyorum. Yanımda,  benim gibi yorgunluktan kaçan, mola veren arkadaşlar...
Boş sohbetlere dalıyoruz. Ne olacak bu Fenerin hali, Ocak zammı yine enflasyona yenildi, benim oğlum, senin kız... Söz uzuyor, bir teneffüse ne kadar söz sığdırılırsa hepsi sığdırılıyor ve teneffüs zamanı tükeniyor. 
Bütün öğretmenler, büyük bir sevgiyle sınıfımıza yöneliyoruz, en önde ben varım. Tam bahçeye adımımı atıyorum ki kapının dibinde bana bakan bir çift mavi göz görüyorum... Buse, büyü bir hızla yanıma geliyor, bacağıma sarılıyor, silmeyi unuttuğu burnunu çekiyor,
"Beni kucağına al." diyor.
“Beni kucağına al.”
Emir büyük, yerden ne gelir elden. Eğiliyor, Buseyi yerden alıyor, yanağına, kocaman, sulu sulu bir buse konduruyorum. Tam yere indirecekken,  çocuksu sesiyle bağırıyor.
"İndirmesen ya."
 Nedenini soruyorum.
“Neden ki ?”
Buse gülüyor mu, yüzünde gül mü açıyor anlayamıyorum. Mavi gözlerine bakıyorum. İçim, mavi umutlarla doluyor. Yüzünde ki gül fidanları tomurcuğa duruyor.
"Beni sınıfa götür." diyor.
Buse, bu kırılır, incitilir mi ? İndirmiyorum kucağımdan. Kucağımdan indirsem, yüreğinin incineceğinden korkuyorum. Kızım kucağımda, sınıfa giriyoruz. Busenin yüzünde; meydan muharebesi kazanmış komutan gülümsemesi, sağa sola gülücükler atıyor.
İkinci teneffüs, ben yine bahçenin dışındayım. Sohbetler devam ediyor. Sohbetler uzuyor. Benim kulağım, içeri zilinde. Az sonra beklediğim içeri zili çalıyor.
 Ben, yerimden kalkıyor, sınıfa gitmek için bahçeye giriyorum.  Aman Allah’ım! Aynı anda yirmi bir öğrenci bacağıma saldırıyor. Kolumu çekenler, ceketime asılanlar.
"Beni de kucağına al!"
"Beni de kucağına al!"
Şaşkınlık, sevinç, umut, gurur, hüzün... Yüreğime dökülen yirmi bir damla gözyaşı...
Çocuklarımı tek sıraya geçiriyor, teker teker sınıfa taşıyorum. Hepsinin yanağında dudak izim.
Müdürüm ne yaptığımı soruyor.
"Umut taşıyorum." diyorum.
"Umutlarımı taşıyorum."
Anlayıp anlamadığını anlamıyorum.
Ardımdan,
"Belini ağrıtma." diyor
"İnsan umudunu taşıyorsa beli ağrımaz ki ." diyorum.
Gülümsüyor.