Mustafa teke
24.09.2020 18:03:04
Doğruluk,helal ekmek,dostluk...hayatın gerceklerıyle dıplomanın tezatlıgı..toplumdan topluma algılama farklılığı ..gecmış ve gelecegin sentezi..kalemıne kuvvet üstad .

Özcan şimşek
25.09.2020 08:06:35
Toplumumuzun yıllardır kanayan yaralarından birisine parmak bastınız. İnşallah lise, üniversite mezunlarımız açıkta kalmazlar. Hakettikleri yerlere gelirler.


Vahit Doğan


“Boş Çerçeve" 

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Köyde oturuyorduk. Daha şehre göçmemiştik. Arada bir şehre abimle ve dedemle geldiğimizde Ahmedi Gülşehr-i Pasajında köşede ekmek satılan büfenin olduğu yer, babamın boya dükkânıydı, küçücük bir yerdi. Bizim dükkânın sağ yanında, babamın Hatice Hala dediği bir kadın, gazoz satıcılığı yapardı. Sol tarafındaki yerde ise ayakkabı tamircisi yaşlı bir adam vardı, ki bu adamın oğlu birkaç yıl öncesine kadar baba mesleğini sürdürüyordu. Bu pasajda bir de çay ocağı vardı. Abimle, bu çay ocağını işleten Yusuf isimli çaycıdan oralet içerdik. Yusuf abi oraletleri getirdikten sonra biz oraletlerimizi içerken babam, bize küçük çaplı nasihat verirdi: “Bu çaycı Yusuf abiniz var ya, koskoca liseyi bitirmiş ama ne yazık ki çaycılık yapıyor!” Babamın bu sözlerinden sonra pasaj adeta çalkalanıyordu ya da ben öyle sanıyordum. “Koskoca lise mezunu adam çaycılık yapıyor!” Tabi bu durumda Yusuf abiye saygımız daha çok artıyordu. Tam bu zamanlarda lisede okuyan bir büyüğümün okul defterinin ilk sayfasında bir veciz cümle görmüştüm. Şöyle yazıyordu: “Sevene canım feda / Sevmeyene elveda!” Vay be! diyordum kendi kendime, demek ki lisede okuyan insanlar böyle büyük sözler edebiliyorlar, diye büyük bir hayranlık duyuyordum içimden… Allah’tan o dönem Kurtlar Vadisi dizisi yoktu da şöyle sözler deftere yazılmıyordu: “ Mafya babası Polat Alemdar: Ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı bile göze almışım.”

Aradan uzun yıllar geçti. Babam dükkânı devredeli çeyrek yüzyılı geçti. Yusuf abi ise aynı yerde yıllardır aynı işi yapıyor. İkisi de ilk meslekleri ile anılıyorlar. Ne bir adım ileri ne de bir adım geri gittiler. Ama namusuyla, şerefiyle kıt kanaat geçinerek helâl para kazandılar.    Şimdiki zaman insanlarının işyerlerinde, evlerinde ne çok diploma, şilt, onur belgesi, seminer katılım belgesi var ve en pahalı, gösterişli çerçeveler içinde “Ben aslında çerçevenin içinde yaşıyorum…” der gibi duvarlar her tarafı kaplamış. Çoğunlukla duvarda bir dervişin öğüdü asılmıştır ama hiç tutulmayan bir öğüt. Benim ise hayatım boyunca çerçevenin içinde bir şeyim olmadı. Daha doğrusu bir çerçevem dahi olmadı. 

Yıllar sonra o çay ocağına Yusuf abinin lisede okuyan oğlu geldi, babası beni tanıştırdı. Çocuğun gözlerinde bir umutsuzluk sezdim. Okulu bitirince ne olacak? Hayat yeniden başlayacak, eli ekmek tutup sevdiği işi yapabilecek mi? Bütün bu sorular cevapsız kalıyor o çocuğun kafasında… Ve pasajın yakınında bir ilân görüyorum: “ Şirketimizin muhasebe bölümüne 4 yıllık Üniversite mezunu asgari ücretli eleman aranıyor!” 

http://www.kirsehirhaber365.com/resimler/2020-9/24/528421634575530.jpg

Benim ise bu ilânı gördükten sonra kulaklarım hâlâ çınlıyor: “ Koskoca lise mezunu adam çaycılık yapıyor!”  

*** 

Ermeni asıllı Türk sinema oyuncusu Nubar Terziyan’a 1993 yılında,  Ankara Film Festivali açılışında bir plaket verirler. Usta oyuncu  kısa bir konuşma yapar:

“--- Bunlardan benim evimde çok var. Hiç kimse nasıl geçiniyorsun, diye sormuyor!”

** 

Nurullah Ataç, bir yerde genç bir Fransız mühendisiyle karşılaşmış, konuşmalar sonunda Ataç, mühendisin edebiyat bilgisine şaşmış,

“--- Siz yazar mısınız?”,  diye sormuş.

Fransız’ın yanıtı: 

---Hayır. 

Peki bunca bilgi nereden geliyor?

Fransız mühendis:

--- Ben lise öğrenimimi verdim, yani bütün bu bilgileri lisede öğrendim, demiş.

******** 

Bu haftaki Saklı Kalan Şiirimiz 1975 yılından, şair Osman Çizmeciler.                                                                                 VAV GİBİ 

 Hayat bir sınav gibi, 

 Çabuk geçer tav gibi, 

 Talihin de gülmezse, 

 Düşün kukumav gibi. 

 

 Dünya şaka değildir, 

 Spor gibi, av gibi, 

 Pek de ciddiye alma 

 Tapulu bir ev gibi. 

 

 Gençlikte hayal kurar: 

 Şişinirdim dev gibi, 

 Tarihe yön çizerdim, 

 Üstüme görev gibi. 

 

 Ateşliydim, lâv gibi, 

 Yanardım alev gibi, 

 Fikrim her kıvılcımdan 

 Tutuşurdu kav gibi. 

 

 Ben hayal rıhtımında

 Gaflete peyrev gibi,

 Kaçtı  zaman vapuru 

 Bir hane peşrev gibi. 

 

 Yaltaklanmak bilmedim, 

Ciğere mırnav gibi, 

Yardakçılık etmedim, 

Zalime hav hav gibi. 

 

Ümidlerim döküldü,  

Havludaki hav gibi, 

Elif idim,  kıvrıldım, 

Eski yazı vav gibi. 

 

Yeşil dünyam sarardı, 

Şaşırdım manav gibi, 

Zaman su koyuverdi, 

Yığıldım pilav gibi.