Muhammed Emin Hekimhan


Don Kişot Romanından İlginç Davalar -I.

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Don Kişot’un seyisi Sanşo Panço, Bele-şenyo adasına vali olarak tayin edilir. Burada valiliğinin onanması için bazı davaları çözmesi gerekmektedir. İşte çözdüğü davalar:
Bir terzi ile müşterisinin davası ilk davadır.
- Haklısınız Vali Hazretleri... Şu müşterim, elinde bir parça kumaşla dükkanıma girdi. Kumaşı önüme koyup, ‘Bundan bana bir külah çıkar mı?’ diye sordu. Ben de ölçtükten sonra, ‘Çıkar.’ dedim.
Adam, çok afedersiniz, müşterim ya kuşkulu biri olduğu veya terziler hakkında kötü düşündüğü için kumaşın bir miktarını yürüteceğimi zannederek ‘iki tane çıkmaz mı?’ dedi. Aklından geçenleri tahmin ettiğim için ‘Çıkar.’ dedim. Şüphesini yenememiş olacak ki; ‘Hele iyi ölç, üç tane çıkmaz mı?’ dedi. ‘Çıkar.’ dedim. Bu minval üzere külah sayısını beşe kadar çıkardı... Bu sabah külahlarını almak için dükkanıma geldi. Külahları görünce çok kızdı: ‘Bu külahlar iki yaşındaki çocuğun kafasına bile zor gelir!’ diye bağırdı ve kumaşının parasını istedi. Kumaştan bir santim çalmış isem, çocuklarıma kefen olsun! karar sizindir Vali Hazretleri...
Sanço cimri müşteriye döndü:
- Doğru mu terzinin anlattıkları?
- Doğru ama Tanrı aşkına şu külahlara bakınız!
Külahları görünce orada bulunanlar kahkahayı koyverdiler. Bele-şenyo Valisi biraz düşündükten sonra kararını açıkladı:
- Gereği düşünüldü... Terzi, açıkgözlülüğünün cezası olarak emeğinden vazgeçecek. Müşteri de, şüpheciliğinin ve açgözlülüğünün cezası olarak kumaşından vazgeçecek. Takkeler veya külahlar her ne iseler, şu andan itibaren devlet malıdırlar. Ben de devletin temsilcisi olarak fakir çocuklara verilmesini uygun buldum. Görevli arkadaş, takkeleri teslim alsın. Papaz Efendinin münasip göreceği fakir çocuklara dağıtsın. Ne dersin Peder, adalet yerini buldu mu?
- Bundan daha adil bir karar düşünemiyorum Vali Hazretleri.
- Sıradaki gelsin!
Onlar çıkarken, bir başka ikili girdi. Onlar da diğerleri gibi gelip valinin karşısında dikildiler.
- Hanginiz şikayetçi olan? diye sordu Sanço. Arkada duranı ezile büzüle, zor işitilen bir sesle:
- Ben, Vali Hazretleri, dedi.
- Anlat, nedir şikayetin?
- Vallahi anlatmaktan utanıyorum, dedi adam, zira kendisinden şikayetçi olduğum kimse çok dürüst bildiğim bir dostumdur.
- Ona biz karar veririz, dedi Sanço, sen anlatmana bak!
- Bir müddet önce, bu arkadaşım gelip benden on altın borç istedi. Ben de iyilik olsun diye reddetmeyip istediği altınları verdim. Bu gün borcunu hatırlatıp durumu müsait ise ödemesini isteyince, onları çoktan ödediğini söyledi. Ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü ödemediğini çok iyi biliyorum...
- Sen ne diyorsun sopalı efendi?
Valinin bu hitabı sizi şaşırtmasın. Zira, ikinci adam gerçekten elinde kalın bir sopa taşıyordu..
- Arkadaşımdan on altın aldığımı inkar edecek değilim... Ancak, isterseniz, on altını arkadaşımın eline verdiğime yemin edebilirim, uzatın asanızı!
Vali asasını uzattı. Adam asayı almak için elindeki kalın sopayı arkadaşına verdi. Sağ elini asanın üzerindeki haçın üzerine koydu. Tam bir Hristiyan'a yakışır şekilde, on altını arkadaşının eline verdiğine, yemin etti...
Sanço, borç veren adama sordu:
- Arkadaşının, geleneklerimize uygun bir şekilde ettiği şu yemine bir diyeceğin var mı?
- Ne diyeyim? Çok hayret ettim! Çünkü ben dostumu yalan yere yemin etmez, dini bütün bir Hristiyan bilirim... Madem öyle diyor, demek ben aldığımı unutmuşum. İyice yaşlandım anlaşılan.. Yemin eden adam, neticeden memnun bir yüzle, valinin asasını geri uzattı. Sonra arkadaşının eline verdiği sopasını alıp ona teşekkür etti...
İki dost validen izin isteyip salonun kapısına doğru yürürlerken Sanço'yu derin bir düşünce aldı. Neticeden hiç memnun değildi. Vicdanı adaletin yerini bulmadığını söylüyordu...
Adamlar tam kapıdan çıkmak üzere idiler ki, Vali nöbetçiye bağırdı:
- Söyle onlara, tekrar karşıma gelsinler; mahkeme devam edecek!
Herkes işin nereye varacağını merakla beklemeye başladı. Salonda çıt çıkmıyordu.
Sopalı adamda evvelki neşe kalmamış, korkudan yüzü sap sarı kesilmişti...
- Neden öyle heyecanlandınız sopalı dostum, dedi Sanço, bir şeylerden mi korkuyorsunuz?
- Siz geri çağırınca, ister istemez, heyecanlandım efendim...
- Yaa, öyle mi? Hele şimdi de siz asanızı bana uzatın, sayın dini bütün arkadaş!
Adam elleri titreyerek sopayı valiye uzattı. Sanço, sopanın sağını solunu iyice kontrol ettikten sonra onu diğer adama verdi:
- Buyurun iyi kalpli dostum, arkadaşınız şimdi gerçekten borcunu ödemiş oldu!
- Vali Hazretleri, benimle alay mı ediyorsunuz? Bu adi sopa on altın eder mi?
- Eder dostum, eder... Bana inanmıyorsan kır da içine bak! Bizi Beleşonya adasına boşuna mı vali yaptılar sanıyorsun?
Adam sopayı döşemeye vurup parçaladı. Herkesin gözleri önünde on tane çil çil altın yere döküldü.
- Altınlarını çabuk topla dostum! dedi Sanço, sırada başkaları var. Devlet işi beklemeye gelmez...
Adam altınlarını toplarken, salonda bulunan bütün üyelerin vicdanında şu ses yankılandı: ‘Meğer deli değil, veli imiş!’
Alacaklı sevinmiş, borçlu üzülmüş ve utanmış olarak salondan çıktılar.
Edebiyatçı & Av. M. Emin Hekimhan