Muhammed Emin Hekimhan


DON KİŞOT ROMANINDAN PASAJLAR

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Mança'lı şövalye, hiç istifini bozmadan söze başladı:
- Sustuğunuza göre, sözleriniz bitti sanırım Sayın Peder... Bulunduğunuz yer ve mesleğinize olan saygım haklı öfkemi dizginlemiştir. Aklı başında kimseler bilirler ki, mesleğinin ehli olmayan kara cübbelilerin kadın gibi tek bir silahları vardır o da dilleri... Eşit şartlarda dövüşmüş olmak için, şövalyelik geleneğine uyarak, ben de size aynı silahla mukabele edeceğim... Şu farkla ki: Soylu bir bey olduğum için, sizin gibi küfretmeyeceğim! Tâ ki sizin gibi mesleğimi küçük düşürmüş olmayayım. Bir din adamı olduğunuz için, arzu ederdim ki, bana vereceğiniz nasihatlar da din çerçevesi içinde kalsın... Beni tanımadığınız halde, bir sürü haksız ithamlarda bulundunuz.
* * *
İnsanların bir kısmı şerefli idealler peşinde ömür tüketirken, diğer bir kısmı köleliği, dalkavukluğu, başkalarını aldatarak mal biriktirmeyi tercih ederler. Çok azı da gerçek din yolundan giderler! Bana gelince, öyle inanıyorum ki, şerefli bir meslek seçmiş bulunuyorum. Nerede bir kötülük görsem kılıcımla ezeceğim. Hiç karşılık beklemeden mazlumların imdadına koşacağım ve koşuyorum da... Siz ne derseniz deyin; şövalye doğdum, şövalye öleceğim!
* * *
Şanso Panza: sadakatsizlik nankörlerin işidir. Nankörlük ise Allah'ın sevmediği huylardandır...
Don Kişot: Soylu bir bey yolda giderken, eğitimsiz bir sokak çocuğu yerden bir taş alıp ona fırlatsa; soylu bey hakarete uğramış sayılmaz... Çünkü, o soylu bey dönüp kılıcını çektiği zaman, çocuk kendini savunacak güçte değildir... İşte bu sebeple, kutsal şövalyelik törelerine göre; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, din adamları ve deliler dokunulmaz kabul edilmişlerdir... Dolayısıyle bu gibilerin sataşmaları da hakaret sayılmaz.
* * *
Ayrıca, sadece fizikî güzellik kadına üstünlük kazandırmaz. Ancak ahlâk ve huy güzelliği ile beraber olursa bir kıymet ifade eder. Eğer şu güzelliğinizin yanında yılan gibi bir diliniz olsaydı, Dük Hazretleri sizinle hayatını birleştirmeyi göze almazdı sanırım! Dulsinea'ma gelince... O, başka bir güzeli kıskanmayacak kadar faziletli ve soylu biridir.
- Güzel Senyora! Eğer papaz okulları doğru düşünmeyi öğretiyor olsalardı, sizin Baş Rahib'in benden daha mantıklı davranması gerekmez miydi?. Ayrıca sandığınız kadar da bilgili bir insan değilim. Sadece çok okur, çok düşünürüm... Size bir sır vereyim: Mağribliler'den çok dostum oldu. Bence İspanya'ya doğru düşünmeyi öğretenler onlardır!
* * *
- Oğlum Sanço, sen artık sıradan bir insan değil; herkesin gözü üzerinde olan bir valisin! Yalvarırırm, şu pisboğazlığı terket! Nefsine hâkim olamayan bir adam, koca bir adaya nasıl hâkim olabilir? Korkarım, valilik makamına oturduğun gün, ilk vereceğin emir kocaman bir sofra hazırlatmak olacaktır... Bilesin ki, karnını pahalı yiyeceklerle tıka basa dolduran bir vali, kötü bir idarecidir... Her yerde olduğu gibi, Beleşonya'da da fakir insanlar var. Bunlar içinden gücü, kuvveti ve zekâsı yerinde olanlara iş bul. Kimsesiz yaşlılara, elinden iş gelmeyen sakatlara ve mecnunlara yetecek kadar maaş bağla. Sakın, zenginlerin ve soyluların sofrasına oturma! Onların sana verecekleri ziyafetler, devlet kapısından bir menfaat koparmak içindir. Hele hele rüşvete asla tenezzül etme! Köylünün getireceği cılız bir tavuk bile rüşvet sayılır... Görevin sona erip seni uğurlarlarken, ‘Devletin ve zenginlerin malı ile ceplerini doldurdu, gidiyor.’ demelerindense, ‘Saf köylü, çulsuz geldi çulsuz gidiyor.’ desinler daha iyidir....
* * *
- Biraz evvel de dediğim gibi, ben bir elçiyim... Yapabileceğim azami iyiliği yaptım. Gerisi seninle efendin arasında kalmış bir şey. Sorduğun sorunun cevabına gelince... Kim bilir, Şeytan'ı kızdıracak ne iyilikler yaptın! Çünkü efendimin en çok nefret ettiği insanlar, iyilik yapan insanlardır...
* * *
- Haklısınız Dük Hazretleri... diye cevap verdi kahramanımız, her-şey karanlıkta başladı, karanlıkta bitsin... Zira, karanlık bütün günahların üstünü örten kirli bir yorgandır!
* * *
- Arkamdan ‘hırsız vali’ diyeceklerine, ‘fırsatları değerlendirmesini bilemeyen bir aptal’ desinler daha iyidir... Değil mi Senyör?
- Haklısın oğlum. Cebin şişkin vicdanın kararmış olacağına, cebin boş vicdanın ak olsun daha iyidir... Don Kişot'un seyisine de bu yakışır.
* * *
- Sizinle tanışmaktan şeref duydum Sayın Don Antonio! Adımı ve Dük'le olan maceramızı bildiğinize göre gezici şövalyeliğe inanan bir soylusunuz. Sözlerinizden, bana oynadığı oyunları tasvip etmediğinizi anladım, inanın Senyör, başkalarını aldatan insan en evvel kendisini aldatmış olur... ikiyüzlülük çift taraflı kesen bir kılıca benzer. Bir tarafı aldattığı insanı keserken diğer tarafı sahibini keser. Ne demek istediğimi anladığınıza şüphem yok...
Kaynak : Don Kişot – Antik Dünya Klasikleri