samime aydın
24.09.2020 13:08:55
yine cok güzel yazmışsınız Zeynep hanım.Neşet Ertaş ancak bu kadar güzel anlatılırdı.YÜREĞİNİZE SAĞLIK.

kübra
25.09.2020 14:12:10
Bozkırın Tezenesi'ni yazmak kolay değildir demişsiniz ama size de zaten zoru başarmak yakışır Nur hanım. Kitaplarda yazmayanı yazdığınız, dertlere derman olduğunuz, söylenilmeyeni söylediğiniz daha nice yazılarınız olsun inşallah. Unutmayın sizin başarınız başkalarının söylediğiyle ölçülmez. Yazı nedir bilmeyen insanların gelip şu yazdıklarınızı okumalarını tavsiye ederim ki sıradan olmamak nasıl olurmuş görsünler. Tatlı dile güler yüze doyulmadığı gibi sizin yazılarınıza da doyulmuyor Nur hanım. Daha nice başarılara imza atmanız dileğiyle.

İpek Erdoğan
25.09.2020 14:49:00
harikulade bi yazı. tebrik ediyorum :)

Elif sena
25.09.2020 22:39:18
Bir Kırşehirli olarak gurur duydum.Gerçekten çok güzel yazmışsınız tebrikleer.


Zeynep Nur KÜÇÜK


Gönüllerin Ustası Neşet Ertaş

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Bozkırın Tezenesi’ni yazmak öyle kolay değil. Onu yazmak için dünyaya onun gözüyle bakmak, onun çektiği çileleri çekmek, ana acısı ile kardaş acısıyla yanmak, vatan hasretiyle, sıla özlemiyle buram buram tütmek, onun hissettiklerini hissetmek. Hislerini gönül harmanında toplayıp, sazın tellerinden dökmek gerek.
Neşet Ertaş, sanatçı olmamış, sanatçı doğmuştur. Emsalleri top sektirip, misket oynarken oanacığının oynaması için verdiği tokacı saz yapmıştır. Zil çalmış, kemanın telleri ile oynamıştır. İlk müzik derslerini babası Muharrem Ertaş’tan almıştır. İlk sahne eğitimlerini mahalle düğünlerinde çalıp, oynayarak yapmıştır. Söz yazarlığı yapmış, bestelemiş, çalmış, söylemiştir. Çileli hayatı akıp giderken bir de anasını kaybetmiştir.
    “Anam Döne İbikli’de ölünce
    Tam beş tane öksüz yetim kalınca
    Beşimizde per perişan olunca
    Babamgile buradan göçek dediler”
Bitmemiş bu dünya da öksüz Neşet’in çilesi. İçinde yanan kor ateşleri vurmuş sazın teline. Hem yazmış hem de söylemiş.Gurbet ellerinde diyar diyar gezmiş. Memleket hasreti ile yanmış. Gönlündeki dertleri sazının tellerine dökmüş. Türkülerle avunmuş. Anasını atasını hiç unutmamış. Soyunu sopunu hep hatırlamış. Büyük küçük herkesi sevgi ile kucaklamış. Garibin, yetimin, öksüzün babası olmuş. Gönülden gönle köprüler kurmuş. Tatlı sözü, güler yüzü, gönül almayı sık sık dizelerinde dillendirmiş. 
“Tatlı dile güler yüze,
Doyulur mu doyulur mu?
Aşkınan bakışan göze,
Doyulur mu doyulur mu? “
Ezilenin sırtına bir yumruk da o vurmamış. Ne yokluğa yerinmiş, ne varlığa sevinmiş. Doğruluktan dürüstlükten bir an bile ödün vermemiştir.Neşet Ertaş’ı bir dünya sanatçısı yapan onun içindeki bitmek bilmeyen insan sevgisidir. O insanları severken ne kaşına gözüne, ne üstüne başına, ne yatına katına, ne de altındaki atına bakmıştır. O gönlüne tüm insanlığı sığdırmıştır. Ne sarı akçelere, ne koca çerçeveli ödüllere önem vermiştir. Dünyalık hiçbir şey onun gözünü boyamamıştır.Gönlünden geleni, gönüllere nakşetmiş. 
“Hak bildiğim yoldan ayrı gitmedim
İnsanı insandan ayırt etmedim
Gönüller kırıp can incitmedim
    Bir garip sazımı çaldım gidiyorum”

Gurbet hayatını, hasret yıllarını sabır değirmeninde öğüterek geçmiştir. Garibin ekmeği, katığıdır umut. Umutlarını hiç yitirmemiştir. Kendini başlar üzerinde taç, saraylarda sultan, gökte parlayan bir yıldız yapmamıştır.Kısacık ömrünü sevdiklerine hizmet için adadığını “Ayaklarınızın türabı, Gönüllerinizin hızmatçısıyım.” Sözü ile ifade etmiştir. O bir gönül ustası, bir halk ozanı, bir Allah aşığıdır.
“Vade tekmil olup ömür dolmadan,
Emanetçi emanetini almadan,
Ömrünün bağının gülü solmadan,
Varıp bir canana ikrar verdin mi? “
Aşk ile geldiği dünyadan aşk ile gitmiştir. Sevdiklerinin, sevenlerinin aşkı ile… Gönüllerde koca tahtlar kurarak ayrılmıştır bu yalan dünyadan.
“Tükendi ömrüm
Cahil ömrüm geldi geçti yel gibi”
Dizeleri ile ifade ettiği gibi yel gibi geçip gitmiştir. Gönüllerin Ustası’ nı saygı ve Rahmet ile anıyoruz.
    Ya toprak ol
    Ya da su
    Sakın ateş olma.