Muhammed Emin Hekimhan


KALEMİMDEN DAMLALAR "İŞİMİZ KOLAY DEĞİL"

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Dünya hızla değişiyor. Büyük bir köye dönüştüğünü söyleyenler var. Nerdeyse bütün dünya birbirinden haberli. Herkes değilse bile her millet eskiye göre birbirini daha iyi tanımaya başladı. Farklı ülkelerdeki olaylar hızlı iletişim sayesinde diğer ülkelerde hemen duyuluyor. Eski yıllarda öyle miydi? Şehrimizin ilçelerinde, kasabalarında ve hatta kendi köyümüzdeki olaylardan bile çok geç haberimiz olurdu. Bazen aylar yıllar sonra duyardık. Duyduklarımıza inanmamız, gerçekliğine kanaat getirmemiz için zaman gerekirdi. Şimdi değil köyümüz, dünyanın öbür ucundaki bir olayı, farklı haber kaynaklarından teyit ederek öğrenebiliyor ve daha çabuk inanıyoruz.
Babaannem derdi ki: ‘Kıyamet yaklaştığı zamanın alametlerinden birisi de Şam’da yere duran bir yumurtayı bile bulunduğumuz yerden görecekmişiz’. Bu söz seksenli yıllarda rahmetli babaannem tarafından söylenmişti. O zamanlar ne internet ne de cep telefonu mevcut değildi. Gerçekten de öyle bir zamana geldik. Değil Şam’daki bir yumurtayı Avustralya’daki orman yangınında yanan ağaçları, hayvanları, insanların hallerini canlı canlı seyretmeye bile başladık. Bu kadar hızlı bir iletişim içinde kültürlerini ve tarihlerini, örf ve adetlerini bilmediğimiz ülkeler ve insanları hakkında sürekli yanlış yorumlar yapma eğiliminde olmamız da kaçınılmaz hale geldi. Gerçi şimdi iletişim ağları olan internet ve bağlı web siteleri sayesinde her türlü bilgiyi araştırıp anında okumamız da mümkün olsa da bunu yapan pek yok. Avustralya yangın haberlerinin görüntülerini seyreden kaç kişi kültürünü ve tarihini araştırıyor dersiniz? Doğaya ve hayvanlara karşı hangi bölgelerin ne kadar hassasiyetle yaklaştığını anlamak güç. Sanki her millet bizimle aynı hassasiyetlere sahip sanıyoruz. Sonuçta vardığımız yargılar ve yorumların doğruluğu tartışılır hale geliyor.
Hal böyle olmakla birlikte küresel güçlerin bu alanda yaptıkları ya da yapabileceklerini ne kadar biliyoruz? Gerçekten sosyal medya ve internet siteleri yoluyla bize ulaşan haberlerin ne kadarı doğru olabilir? Bir takım güçler işlerine geldiği ve dünyanın algılamasını istedikleri haberleri mi bize bu yolla servis ediyorlar? Buna kesin ve net bir cevap vermek çok kolay değil. Yönlendirme var ama ne kadar var biliyor muyuz? Elbette ki bilemiyoruz. O zaman genel kültüre ait doğru bilgileri ancak kitaplardan öğrenebiliriz. Bunların da bir takım sebeplerle taraflı hazırlanan kitaplar olduğu söylenecektir ve doğrudur. O zaman karşılıklı fikirlere sahip kitaplarla karşılaştırmalar yapabilmek ve tek taraflı okumaktan ziyade çok yönlü okumalar gerçekleştirmek zorundayız. Gerçi aynısını haberleri bize servis edenler için de söylemenin gerektiğini zaten belirttiğimize göre aynını yapmak gerektiği malum. Yani haberleri de farklı kaynaklardan, özellikle farklı görüşlere sahip yerlerden karşılaştırarak öğrenmek zorundayız. İşimiz o kadar kolay değil netice itibariyle.
Nerde bunları yapacak kişi bulmak veya olmak. Milletin çoğu zaten kendi fikrine sahip yazılı kaynakları bile yeteri kadar takip etmezken, farklı görüşleri nerede araştırsın? İnsanımız işini bile hakkıyla yapacak bilgileri bile araştırmazken, objektif düşünebilmek için farklı görüşleri nasıl öğrensin? Kimsenin vakti yok. Kendi fikrini pekiştirecek bilgileri araştırmaya vakti yokken farklı fikirleri araştırmaya vakti olabilir mi? Saçma sapan TV programları izlemeye, sosyal medyada geyik yapmaya vakti olan insanların kendini geliştirmeye vakti yok. Biz boş şeylere vakit ayırmaktan faydalı bilgileri araştırmaya vakit bulamaz bir millet haline getirildik. Nasıl olacak da çağdaş milletler seviyesinin üzerine çıkma hedefini gerçekleştireceğiz. Bulunduğumuz zaman ve şartlar bana bunları söyletiyor. Ahh! Atatürk yaşasaydı bu duruma bir çözüm bulur ve uygulardı, diyorum.

Birlikte düşünelim, vesselam.