İsmail Tufan


Korona Salgını ve Bilincin Kontrolü

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


     Hayatımıza yeni bir kavram girdi: “Kontrollü sosyal hayat”. Sağlık Bakanı Koca yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Salgın hastalık karşısındaki kazanımlarımızı korumalıyız. Birinci dönemde hedefimiz hastalığı kontrol altına almaktı. Bazı kısıtları gevşettiğimiz yeni döneme isim vermeyi önemli buluyorum. Bu isim kontrollü sosyal hayattır.”Yani salgın hastalık henüz kontrol altına alınmış olmadığından insanı kontrol altına almak gerekiyor. Bu akla ve duruma uygun olan bu hedef, bireysel ve sosyal yaşam açısından ne anlama geliyor? 
Korona-virüs salgınını yenmek için dünya çapında girişimler, önlemler, araştırmalar mevcuttur. Bütün ülkeler aşağı yukarı benzer gözlemler yapmıştır, karşılaştırmalardan benzer sonuçlara ulaşmıştır ve bunlardan benzer sonuçlar çıkarmıştır.

    Kontrollü sosyal hayat bir süredir birçok ülkede uygulanmaktadır. Türkiye sadece bu kervana katılan yeni bir ülkedir. 
Sağlık Bakanı Koca “Sosyal mesafesiz maske virüsten korumaya yeterli olmayacaktır” derken, Almanya’nın dünyaca ünlü Robert-Koch-Enstitüsü’nün aylar önce vurguladığı bir düşünceyi belirtmektedir. Almanya’da ilk korona-vakasına 27 Ocak 2020 tarihinde rastlanmıştır. Şu anda bu ülkede korona salgınından dolayı ölenlerin sayısı 7086’ya ulaşmıştır. Şimdiye kadar 167.372 korona vakasına rastlanmıştır ve 137.618 kişi sağlığına kavuşmuştur (6 Mayıs 2020). Ancak bu rakamlar pek fazla bir bilgi vermemektedir. Ülkeden ülkeye değişmektedirler. Türkiye’de 6 Mayıs tarihi itibarıyla 131.744 korona vakasına rastlanmıştır ve vefat sayısı 3584 olmuştur. Bugün 64 kişi korona-virüsten hayatını yitirmiştir. Almanya’da kadar 2,5 milyon ve Türkiye’de ise 1,2 milyon korona testi gerçekleştirilmiştir.  
Türkiye ve Almanya’yı karşılaştıran bu tablonun sağlıksız bir karşılaştırma yaptığı hemen anlaşılmaktadır. Toplam test sayısı sadece laboratuvar testi uygulanan kişi sayısını vermektedir. Almanya Türkiye’den iki misli daha fazla test uygulamıştır. Buna karşın Türkiye’de vaka sayısı biraz daha düşüktür. Ama test sayısı eşit olsaydı, acaba durum Türkiye’de nasıl olurdu? Bunun cevabı verilemez. Çünkü yapılmamış testlere bir sonuç atanamaz. İyileşen sayısı bakımından Almanya daha iyi görünmektedir. Ancak hastaların durumu hakkında bu rakamlardan bilgi alamıyoruz. Yani hangi sebeplerden dolayı Almanya’da iyileşen sayısının daha yüksek olduğu da söylenemez. Ölüm sayısı bakımından Türkiye daha iyi görünüyor. Dolayısıyla bu da başarı öyküsü yazmak için yeterli his yaratıyor. Tüm bunlara rağmen, her iki ülkenin ölüm vakalarını deklare etme biçimini bilmek gerekiyor.  İyi bir karşılaştırma ancak nüfusun tamamı test edilseydi yapılabilirdi. Fakat bu hiçbir ülkede yapılmadı. 
Robert-Koch-Enstitüsü-RKE- yaptığı açıklamada, testlere doğrudan katılmadığını duyurdu. Sadece doktorların bir korona testi yapması gereken kriterleri belirlediğini açıkladı. Şimdiye kadar, sadece grip benzeri semptomları olan ve enfekte bir kişiyle temas eden kişilerin test edildiğine dikkat çekti. Bu arada RKE bu çizgiden ayrıldı. Artık, hastalar “en küçük semptomlar” gösterse de test edilmelidir, diyor. Aynı zamanda, RKE “stratejik testlere” bağlı kalınmasını öneriyor. Çünkü rastgele testlerin hiçbir fayda sağlamadığını belirtiyor ve stratejik testlerin, yaşlıların evlerinde, bakım evlerinde ve hastanelerde gerçekleştirilen hedefli testleri de içermesini tavsiye ediyor. 
Kontrollü sosyal hayat ilk korona-virüs vakasına rastlanılan tarihte başlanabilirdi. Almanya’da 27 Ocak’tan bu yana kontrollü sosyal hayat uygulamıştır. Sağlık Bakanı Koca’nın yaptığı açıklama, bunun ülkemizde şimdiki aşamada yapılacağını ifade ediyor:

  “Birinci dönemde hedefimiz hastalığı kontrol altına almaktı” diyen Sağlık Bakanı, kontrollü sosyal hayata bundan sonraki süreçte geçilmesinin uygun olduğunu belirtiyor. Kontrollü sosyal hayatın, “kontrol” kısmının nasıl olacağı konusunda tecrübemiz yeterli değildir. Birinci dönemde sadece yaşlılar kontrol altına almaya çalışılmıştır. Baştan beri kontrolü sosyal hayat stratejisini uygulayan Almanya, dünyanın en yaşlı toplumuna sahip ülkelerden biri olduğu halde, yaşlısını bu süreçte bir gün bile evde zorunlu tutmamıştır. Her halükârda sosyal hayat devam edecektir. Ama insanları kontrol altına almanın hangi strateji ile olacağı sorusu henüz belirsizdir. 
İnsanlar evlerine hapsedileceğine, kendi kendilerini kontrol edebilmeyi öğrenmelidir. Fakat bu aynı zamanda bilinç, bilgi, sorumluluk gibi korona salgını öncesinde mevcut olması gereken özelliklerdir. Bu konuda kendimizi geliştirmek zorunda olduğumuzu gösteren pek çok kanıta bu süreçte rastladık. Yasağa rağmen kahvehanesinde kumar oynatanlar veya korona-eğlencesi düzenleyenler, yaşlılara sosyal medyadan saldırıp kendisi sokakta cirit atanlar, akla gelen ilk örneklerdir. 
Özetlersek: Kontrollü sosyal hayat girişimimizde, kontrol altına alınması gereken bilinçlere ihtiyacımız vardır!