Taylan Özgür KÖŞKER


MEHMET TATLISU VE ENİS BATUR

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Yıllar öncesinden gülen yüzüyle, edebiyat aşığı bir öğretim üyesi. Derslerine girmekten keyif aldığım, o küçücük yerde kitaplardan az da olsa konuşabildiğim insanlardan biriydi. Şimdi emekli olduğunu öğrendim Mehmet Tatlısu'nun. Sonrasında güzel gelişmeler olduğunu da... Bunları nasıl öğrenebildim? İlçe Halk Kütüphanesinden aldığım Pervasız Pertavsız kitabını okurken bir anda karşıma çıkıverdi. Mehmet Tatlısu ile üniversitede okurken tanışmıştım. Güzel bir diyalog kurmuştuk. Çağdaş Türk Edebiyatı adlı dersimize geliyordu. Benim de kitaplarla ilgilendiğimi anlamıştı. Bir gün bayramdan önce odasına gittiğimi, beni güler yüzle karşıladığını ve bana o naif davranışlarıyla kolonya tuttuğunu çok iyi anımsıyorum. Bir şeyi daha unutmadım, o da odasındaki dikkatimi çeken yüzlerce kitap ve bunların arasında aklımda kalan ve unutamadığım tek kitap: Fakir Baykurt'un Yılanların Öcü romanı... Enis Batur, hele ki son yıllarda nasıl denir canım ciğerim gibi okuduğum bir yazardır. Kitapları elimden hiç düşmüyor. Sanırım yirmi beş bin sayfadan fazla yazı yazdı. Yüz elliye yakın kitabı yayınlanmıştır. Bu kadar üretken bir insan olup da bu denli nitelikli metinlerin nasıl yaratılabileceğini kanıtlarcasına yazmayı sürdürüyor. Umarım yıllarca da yazacaktır. Edebiyat kitaplarında, müfredatta hep yaşamayan yazar ve şairleri öğrene geldiğimiz yurdumuzdaki duruma inatla ne mutlu ki yaşayan, üreten yazarlar, şairler var hala. İki ay önce Kadıköy'de Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi Konferans Salonu'nda söyleşisine gittiğim Enis Batur'dan söz ediyorum. Kısa da olsa onu dinleyebildim. En son İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nda sanırım dört yıl önce unutulmaz bir söyleşi yapmıştı. O doyumsuz, lezzetli söyleşilerine tanık olmayı ve dinlemeyi istiyorum yine Edebiyatın, kitap okumanın "Evet, okuyalım. Okuyun. Kitap okumuyoruz. Okumak iyidir, şöyledir, böyledir." diyenlerin aksine okumanın yaşamın en büyük ve vazgeçilemez güzelliklerden biri olduğunu duyumsayarak... Okumanın herşeyden önce bir haz duygusu olduğunu da... Enis Batur, uzun zamandır tanıdığım, bildiğim, bu yolda birçok emek vererek günümüze değin gelen bir yazı insanı. Doksanlı yıllarda en son gözümün önünden gitmeyen yüzüyle Trt 2'de Okudukça adlı güzelim programda konuşuyordu. Konuşmasında Tahsin Yücel'in yeni çıkan Bıyık Söylencesi adlı romanından söz ediyordu. Şimdi bir hayli kitabını edindiğim, durmadan okuduğum bir  yazar. Onun metinleri en çok bunaldığım, sıkıldığım, daraldığım zamanlarda da hep imdadıma koşar. Bu iki güzel insan bir kitapta buluştu. Yaşamın renkliliklerinden birine daha rastlamış oldum. Pervasız Pertavsız kitabında karşıma çıkan yazının adı "Mehmet Tatlısu Okuma Salonu"... Enis Batur, bu güzel yazısında şunları paylaşmış, "Askerlik herkesin yaşamında 'özel' bir yer tutmuştur, benimkisi bir de özel bir döneme, 12 Eylül'e denk geldi. Çankırı'da, on yedi asteğmendik. Bir tür kader birliği yapılıyor öyle ortamlarda; kendi çevrenizden uzakta, ilgi alanlarınızı paylaşmayan insanların ortasında, yalnızlık özel bir lehçeyle konuşmaya başlıyor. Çankırı'da, sonuçta, bir bütün yıl geçirdim. Geleli bir hafta olmuştu, otobüste, bizden bir önceki dönemden bir asteğmen yanıma oturdu ve biraz çekinerek sohbetin kapısını araladı. O gün orada başlayan diyalog, beni içine düşmek üzere olduğum kuyunun ağzından çekip aldı: Mehmet Tatlısu bir edebiyat öğretmeniydi, ama bu bir şey sayılmazdı: Beni asıl şaşırtan, onun Edebiyat'a duyduğu büyük tutku, insanı kötülüklerinden arındıracak ölçüde yüksek bir inançla bağlanmışları oldu. Aylarımız uzun konuşmalar içinde geçecekti. Mehmet Tatlısu safkan bir Anadolu çocuğuydu. Köyde doğmuş, iyi bir öğrenim görmüş, sevda duyduğu alanda eğitimci olmaktan gurur duyan biriyle daha önce karşılaşmamıştım. Muhafazakar bir dünya görüşüne ve benim agnostik olduğumu bilmesine karşın, bu keskin ayrım ilişkimize hiç halel getirmedi. Mehmet Tatlısu muhafazakardı ama kesinkes tutucu değildi: Necip Fazıl'ı, Ahmet Oktay'ı, Selim İleri'yi sevdiği edebiyat adamları arasında ön sırada tutardı. Onunla birlikte katettiğimiz o dönem ikimizden bir kardeş yarattı sonunda; o gün bugün bağlantımız, duygusal ve düşünsel alışverişimiz kopmadı hiç. Mehmet Tatlısu'yu elbette sevdim insan olarak, ona duyduğum saygı bir o kadar önem taşıdı benim için: Umudumu yitirecek olduğum anlarda varlığı, var olduğunu ve değişmeden, bozulmadan kaldığını bilmek beni çöktüğüm yerden doğrulmaya yetti. Sabırsız okur, "bize ne bu kişisel dökümden şimdi?" diye sorabilir kendi kendine, sadede geliyorum: