20 Haziran 2019 13:50
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

“DUT AĞACI”

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

“En sevdiğiniz meyve nedir?” diye bir soru sorsam hemen cevap verebilir misiniz? Bu soru da nereden çıktı, diyeceksiniz. Belki cevabı mevsime göre değişebilir. Ama benim en sevdiğim meyvelerden birisi dut ağacının, her yıl haziranın ortasından temmuzun başına kadar olan sürede meyvesini veren dut meyvesidir. 
Eğer dikkat ederseniz dut ağaçlarının çoğunlukla evlerin avlusunun dışarıya yakın bir yerine ya da sahipsiz bir alana dikildiğini görürsünüz. Bunun amacı ise; konu komşu, tanıdık tanımadık herkesin bu nimetten faydalanmasını istemek yatar. 
Çocukluğumda, dedemle mahalle komşumuz Naile Teyzegilin bahçesindeki dutları topladığımızı hatırlıyorum. Yere büyük bir örtü sererdik, dedem ağacı çırpar, ben ve kardeşim Mediha dutları toplardık. 
Bir de en yakın komşumuz Çorumlu Şehriye Teyzegilin evinin önünde dut ağacı vardı. 
Yıllar geçti, ne o iyi komşular kaldı, ne de dut ağaçları… 
**
Dut meyvesi denilince; dut yaprağını en çok seven tırtıl ve büyüyünce kelebeğe dönüşmesi geliyor aklıma. 
Kelebek denilince de konumuzla bir ilgisi bulunmasa da 1973 yapımı Steve McQueen ve Dustın Hoffman’ın oynadığı efsane  “Kelebek”  (Papillion) filmini, müziğini ve şu cümleyi unutamıyorum:  “İnsanın şeytani şeylere karşı verdiği direnç onun karakterini ortaya çıkarır.”  
**
Yıllar önce bu ülkede televizyonda sevginin, şefkâtin, dürüstlüğün, tabiata saygının ne demek olduğunu anlatan, iyi insan, iyi yurttaş olmayı öğreten bir dizi vardı. 1988-1989 yıllarında yayınlanan “Uğurlugiller” dizisinden bahsediyorum. Doğma büyüme İstanbullu bir ailenin başından geçenlerin anlatıldığı müstakil evde yaşayan insanların sıcacık hikâyesiydi. 
Sizlere sonraki yazılarımda bu diziden ayrıntılı olarak bahsedeceğim ancak şimdilik bu diziden bir kesit sunacağım. (Uğurlugil Ailesinin evinin yanına sonradan görme, para ile her şeye sahip olacağını sanan, görgüsüz, kaba bir adam taşınıyor ve şu konuşma geçiyor aralarında):
---Bahçenize atılan birkaç çöpü mesele yapmışsınız. Komşuluk arasında olur mu öyle şey, lafı mı olur yani, birkaç meyve kabuğunun!
---Ama beyefendi biz çöpümüzü sizin bahçenize atsak gönlünüz razı olur muydu?
---Aman hanfendi benim bahçem sizin bahçeniz gibi mezbelelik değil ki! Bütün ağaçları kestirttim, bahçeyi beton kaplattım, her gün de yıkanıyor Allah’a şükür!
---Bizim bahçemizin mezbelelik olduğunu kim söyledi size? Toprak, ağaç, şu her yeri betonlaşmış şehirde nefes almamızı sağlıyor biraz. 
--- Kusura bakmayın ama laf bunlar. Şimdi en önemli meseleye gelelim: Bahçenizdeki o dut ağacını kestireceksiniz.
---Neden? 
--- Dalları bizim bahçeye sarkıyor. Her sene dutlar oraya düşüyor. Pislik yapıyor, sinek yapıyor, sonra üstelik manzaramızı da kapıyor.
---Bakın Şahin bey! Biz ağaç kesmeyiz. Elimiz değdikçe dikeriz. 
---Yaa! Burası köy yeri mi şehir yeri mi? Köy yeri olsa anlarım. Şehirde ağaç gerekmez.
---Bacı Kalfa: Afedersiniz, hangi kitapta yazıyor bu beyefendi?
---Nası hangi kitapta yazıyor!
---Dadım haklı, ama galiba! Bana da biraz yanlış düşünüyorsunuz gibi geliyor beyefendi! Çiçektir, yeşilliktir, ağaçtır, tabiattır; bir şehri şehir yapan.
---Valla valla, ben onu bunu bilmem. Eğer o ağacı kestirmezseniz, ben kurutmasını bilirim. 
---Ben arabamı oraya çekiyorum. Üstüne dutlar düşüp, yapışıp kalıyor.
---Bakın beyefendi burada sizin arabanız değil değerli olan. O elli yıllık dut ağacı. Ama maşallah hepiniz birlik olup bütün o değerleri alt üst ettiniz..
---Bacı Kalfa: Ne hakkınız var bizim evimize gelip azarlamaya. Siz daha yeni geldiniz buraya, biz yıllardır burada oturuyoruz. 
---Hem biliyor musunuz siz? Ben o eve dünyanın parasını döktüm. 
---Bakın beyefendi! İstanbul’a gelip ev almışsınız, mağaza almışsınız, araba, yazlık almışsınız, pekâla, pek güzel! Yalnız bir tek şey alamamışsınız?
---Neymiş o, onu da alırız!
---İstanbul’un yüzyıllardır meşhur olan nezaketini, zarafetini, çelebiliğini, efendiliğini, tek kelimeyle terbiyesini alamamışsınız.
--- Nebahat Hanım: Üstelik de bedava olduğu halde! 
Bu haftaki saklı kalan şiirimiz Rıza Beşer’in 1953 yılına ait bir şiiri:
CEVAPSIZ 
Ağaçlar sevişir mi baba, kuşlarla beraber,
Aldatır mı birbirini insanlara bakıp da?
Başlar üstünden batarken binbir mevsim,
Ederler mi, ayrılan ve kavuşanlara gıpta?
 
Nedir, neye inanırlar baba,
Açı, sefili  var mıdır ağaçların?
Sebep olanlara sorulur mu dersin?
Mahşer gününde yarın?...
 
Hafızası yok mu bu ağaçların?
Düşünür mü onlar da, geçmişiyle geleceğini?
Toprağa bağlı, gökyüzüne hasret dururlar.
Baba, ağaçlar bilir mi öleceğini?
 

Anahtar Kelimeler : Vahit DOĞAN,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Özcan şimşek

01:26 21 Haziran 2019

Vahit bey yazınızı okudum çok beğendim. Sıcak bir çay kıvamında diyebilirim. Anlattığınız konular benim çocukluğumda yaşadığım olaylara adeta göz kırpıyor. Elinize kaleminize sağlık.
1000
Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete


Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı