16 Ocak 2020 15:16
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

“HARNÂME”

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

     Şimdiki lise kitaplarında yer alıyor mu bilmiyorum ama eskiden edebiyat dersinde üzerinde en çok durduğumuz konulardan biri Şeyhi’nin “Harnâme” isimli eseri idi. Beni çok etkileyen bu eserin bir kısmı hâlâ ezberimdedir. 
     Şeyhi, 1371-1431 yılları arasında yaşamış Türk Edebiyatının ilk fabl ve hiciv ustasıdır. Kendisi; ünlü bir hekim, ileri gelen tasavvuf ve hikmet erbabı, aynı zamanda büyük bir şairdir. Divan şiirinin ve Anadolu Türkçesinin gelişmesinde büyük emeği olan Şeyhi, toplumdaki eşitsizlikleri ve haksızlıkları açıkça, mertçe yermiş, insanlar ve toplum sınıfları arasındaki yanlış ayrımları kınamıştır.
     “Harnâme” Şeyhi’nin yarattığı hiciv karakterinin adıdır. Bugünkü konuşma dilimizdeki anlamı; ‘eşeğin mektubu’dur.  Bir eşeğin başından geçenleri anlatan 126 beyitlik bu eserde, üstü kapalı bir şekilde, ince bir nüktedanlıkla, riyakârlığın doğruluğa, ciğeri beş para etmez kimselerin değerli insanlara, cehaletin bilime tercih edildiğini gösteriyor. Varlıklıların, imtiyazlıların, beylerin ve paşaların hor gördüğü insanların haksızlığa ve gadre uğramasından yakınıyor. “Harnâme” nin kısa özeti şu şekildedir: 
     “Ağır yük taşımaktan ve aç bırakılmaktan perişan bir eşek, günün birinde, bir tarlada otlanan semiz öküzleri görür. Kendi çaresizliği ile öküzlerin talihi arasında farka bakar da bu haksızlığı aklı almaz. Yaşlı ve akıllı bir eşeğe danışır. İhtiyar eşek, öküzlerin insanları besleyen ürünlerin yetiştirilmesine yardım ettikleri için iyi beslendiklerini anlatır. Zavallı eşek de öküzler gibi çalışmaya heves ederek tarlaya dalar hemen. Ama, açlıktan öyle perişandır ki, ekinleri görünce mideye indirmeye başlar. Tarlanın sahibi, eşeği yakalayıp öldüresiye dövdükten sonra, biçarenin kulağını, kuyruğunu da keser. Sıska eşek, yine açlığa ve amansız yüklere mahkûm olduğu gibi, kulaktan, kuyruktan da olur.”
Şeyhi bu manzum hikâyesinde, istismarcılığı, devlet yetkisini kötüye kullanmayı, yoksulları ezmeyi, sınıflar arasındaki eşitsizlikleri, fakir tabakanın umutsuzluğa mahkûm edilmesini ve zaruret içinde bırakılmasını ahlâka aykırı bir durum olarak göstermiştir. 
Bakın, Şeyhi neler anlatıyor:
Tâc-ı devlet konuldu başlarına
Et ü yağ doldu iç ü taşlarına
Yaradılıştaki eşitlik karşısında toplumda eşitsizliğin, haksızlığın, istismarın kötülüğünü Şeyhi ne güzel dile getirmiştir. Diyor ki; Hepimiz yaradılışta biriz, aynıyız, eşitiz; ellerimiz, ayaklarımız, gövdemiz, görüşümüz farksız. Öyleyse onların başında niçin taç var da, bizler, yoksul ve muhtaç yaşamak zorundayız? 
Ki biriz bunlar ile hilkâtte
Elde ayakta şekl-ü surette
 
Bunların başlarına tac neden
Bizde bu fakr ü ihtiyaç neden 
***
Bu haftaki ‘Saklı Kalan Şiirimiz’ Alman şair ve filozof Goethe’den. Çeviren: Ahmet Cemal
YÜREKLENDİRME
Acaba insan ne istemeli?
Sakin kalmak mıdır en iyisi?
Bir yere sarılmak mıdır en güvenlisi?
Kendini akıntıya bırakmak mıdır en ehveni?
 
Bir kulübecik mi yapmalı insan kendine?
Yoksa bir çadır mı dikmeli tepesine?
Kayalara mı güvenmelidir sırt çevirip hepsine?
En sağlam kayalar bile sarsılır depremde.
 
 Yoktur herkes için uygun olanı!
Herkes kendi yolunu bulmalı
Herkes çatısını kendi çatmalı
Ve duran, düşmemeye bakmalı!
 

Anahtar Kelimeler : Vahit Doğan,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

özcan şimşek

10:23 18 Ocak 2020

Bu haftaki yazınız harika. Tek kelimeyle muhteşem. Tebrikler.
1000
Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/18%20Ocak%20Cumartesi-1.jpg
YARIŞMA
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı