13 Haziran 2019 15:05
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

"İğde Ağacı"

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

     Her yıl tam bu zamanlarda (mayısın son haftası, haziranın ilk haftası), hastalığım nedeniyle burnum kapalı olsa da, bir koku hissediyorum. Küçücük ağaçta bile kokusu her yere yayılıyor. İğde ağacının kokusundan bahsediyorum. Her yer betona dönüşse de kokusu her yere yayılıyor. Bu tabiat güzelliği yaklaşık 10 gün sürüyor…     
     Sabah biraz daha erken kalkıp işyerine iğde kokusunu yaymak için küçük iğde dalları topluyorum. Sonra otobüse binmek için durakta bekliyorum. Durakta her gün yaklaşık 15 kişi oluyor. İçlerinde en büyüğü, torunu olduğunu söyleyen bir kadının sesi diğerlerine göre daha gür bir şekilde çıkıyor. Taşeron şirketlerde geçici olarak çalışıyorlar. Aralarında birbirlerine ‘ekmek yardım fişi aldın mı?’ diye soruyorlar.     
     İş çıkışı ramazan pidesi ve tatlısını almak için esnafa uğruyorum. Elimde poşetler, zor taşıyorum. Akşam dönüşte yine belediye otobüsünü beklerken eski bir arabanın geriye döndüğünü ve aracı süren kişinin bana seslendiğini farkettim. ‘Abi’, ben seni tanıyorum, evine götüreyim’ dedi. Arabaya biner binmez kendisinden değil de babasından bahsetti. ‘Babamı tanırsın, tapudan emekli, ayakkabı boyacılığı yapardı’ deyince ‘elbette tanıyorum’ dedim.   
     Babasının yaklaşık beş ay önce akciğer kanseri nedeniyle öldüğünü söyledi. Evlerimiz çok yakındı. Babasını hem tapuda çalıştığı dönemden, daha çok da ayakkabı boyacılığı yaptığı son yıllardan tanıyorum. Çok sigara içerdi. Ankara Caddesinde Demir Optik’in önünde boya sandığı ile birlikte ömrünü tüketti. Bizim şef ara sıra ona espri yapardı: Mustafa, sana eski bir yazarkasa ayarlayacağım, derdi, -fiş kesmesi için-.     Oğlu, babasının beni çok sevdiğini söyledi, halbuki çok fazla bir hukukumuz oluşmadı hiç. Ölen bir kişinin ardından, belki adımı bile bilmiyorken hakkımda ölmeden önce oğluna söyledikleri sözler benim için önemliydi.  Oğlu da bana çok yakınlık gösterdi. Bu olaydan sonra yazar Henry David Thoreau’a ait şu küçük hikâyeyi hatırladım:      “Bir gün köydeki bahçemde toprağı çapalarken omzuma bir serçe kondu. Omzuma takılacak hiçbir apoletin beni o andaki kadar seçkin kılamayacağını hissettim.”      
     Mustafa abi de bir serçe misali kondu ve göçtü. Önemli olan iyi hatırlanmaktır, herkes tarafından…      O ayakkabı boyacısının hayatı çoğunluğun hikâyesidir; Orhan Kemal'in eserlerindeki gibi yoksulların, Neşet Ertaş'ın türküsündeki gibi “Ne yaşamış, ne yaşıyor, ne yaşar” ların hikâyesidir. 
***
Yaklaşık bir aydır ara verdiğimiz saklı kalan şiirlerimize bu hafta devam ediyoruz. İlk şiirimiz 1960’ların başından, Fransız şairi Prévent’in bir şiiri: Cenazeye giden iki salyangozun öyküsü…
“İki salyangoz kalkmış gider
Ölü bir yaprağın cenazesine
Sırtlarında kara kabuklar
Boynuzlarında kara tüller…”
Ama mezarlığa varınca ne görsünler bizimkiler?
“Bahar gelmiş çoktanBütün ölü yapraklar
Dirilmiş kalkmışlar ayağa…
İki salyangoz
Kalmış mı ortada kara kara…” 
** 
İkinci şiirimiz 1955 yılından, şair: Adnan Tayiz.
BU DA ALLAH’IN İŞİ
Dolu kardeşim dolu..
Hastahaneler dolu,
Mezarlıklar dolu.
İsmailzâde Nuri Bey’in cebi dolu kardeşim.
Mehmed’in gözleri dolu dolu..

Anahtar Kelimeler : Vahit DOĞAN,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Kırşehir'de Deprem!

Kırşehir'de Deprem!

12:58 6 Haziran 2019
Doğa EŞARP

Doğa EŞARP

13:04 29 Mayıs 2019
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/26%20HAZ%C4%B0RAN%20%C3%87AR%C5%9EAMBA-1.jpg

Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı