13 Kasım 2018 16:01
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

"İki Baba... İki Oğul"

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

SAKLI KALAN YAZILAR 
İki baba tanıdım, iki de oğul: Birisi babasından hiç bahsetmedi, diğeri göğsünü gere gere ‘ben onun oğluyum’ dedi.
       Daha doğrusu babaları hiç görmedim, tanımadım da. Ama evlâtları, çalıştığım işyerine, bir zamanlar babalarının da çalıştığı kamu kurumuna geldiler. 
        Birinci evlâtla tanışmamız, ikimizin de aynı lise mezunu olduğumuzun anlaşılmasıyla daha samimi oldu. Ancak iki gün işyerime gelmesine, sohbet etmemize rağmen rahmetli babasının bir zamanlar mutemet olduğundan hiç bahsetmedi. O gittikten sonra babasını tanıyan başka bir büyüğümüz, babasının mutemet iken kumar bağımlısı olduğunu, kendisine emanet edilen paraların hatırı sayılır bir kısmını kumarda kaybettiğini, bu olay üzerine hapse atıldığını, hapisten çıktıktan sonra Ankara’ya gittiğini, orada da trafik kazası sonucu hayatını kaybettiğini anlattı.
      Oğlu belki de bu kamu kurumuna gelirken, babasına ait bir evrakı isterken (aradan yaklaşık 30 yıl geçmesine rağmen) ‘keşke babamı tanıyan olmasa da ben de mahcup olmasam’ demiş midir bilmiyorum. Ama babasından hiç bahsetmemesi mahcubiyetinin bir göstergesi. Ne büyük bir utanç! Bir ânın hatası, bir ömrün derdi olur. Yıllar önce babanın yüz kızartıcı bir suç işlemesi ve evlâtların o utançla yaşaması. Suçun şahsiliği ilkesi olsa da, vicdanlardaki hüküm bir aileyi derinden etkiliyor. Şöyle de bir atasözü var: “Kişinin kendine ettiğini âlem bir yere gelse edemez.” 
Ya da babası belki de son nefesinde şöyle demiştir: 
“Tövbe ya Rab hata yoluna gittiklerime,
Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime. “ (Merzifonlu şair Şeyh Abdurrahim Rumi)
İkinci evlât ise dün geldi işyerime: Daha merhaba bile etmeden büyük bir gururla, mutlulukla geçen ay ölen babasının bir zamanlar benim çalıştığım bu kamu kurumunda mutemet iken emekli olduğunu söyledi. Gözleri ışıldıyordu. Bu kişinin babasını o işyerinde hiç kimse tanımıyordu. Çok uzun süre önce emekli olmuş çünkü. Ama o, babasının nasıl fedakâr, çalışkan bir memur olduğunu anlatıyordu. Anlatırken başı dikti. Aynı Fatih Kısaparmak’ın türküsündeki evlât gibiydi: ‘O adam benim babam’ 
Evet, ikisi de farklı zamanlarda aynı işyerinde aynı işi yapmışlardı. İkisinin de hikâyesi vardı ve hayat sahnesindeki rolleri sona erdi.
Şu söz de Hazreti Ali’den: “Babanın evlâdına bıraktığı servetin en hayırlısı edebdir.” 
“Baba evi yapar, oğul da mezarı” 
******
Sizlere saklı kalan şiirlerden iki tanesini sunuyorum. İlk şiirimizin şairi bilinmiyor. 1980 li yıllarda yazılmış muhtemelen…
“Uç böcecik, uç sana telli pabuç alayım
Kasımpatı, nergis alayım
Uç böcecik uç, seni gelin edeyim
Dünyan benimkine benzemesin böcek
Vuruş çarpış olmasın
Bırak ellerimi tezinden
Uç böcecik uç, zararım dokunmasın!”
******
İkinci şiirimiz ise 1950 li yıllarda Türk Dili Dergisi'nde yayımlanmış, şairi M. Nuri Pakdil
FİLİM GİBİ
Geçerken bir filim beyaz perdeden
Hepimiz görüyoruz
Ömür de geçiyor filim gibi...
Ama hangimiz görüyoruz?
 


Anahtar Kelimeler : Mehmet Çağan SEYİDOĞLU,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/12%20ARALIK%20%C3%87AR%C5%9EAMBA-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı