SICAK HABER
9 Kasım 2019 12:37
-A +A
Emine Baştuğ

Emine Baştuğ

‘ULUS BAKER’ ADINI HİÇ DUYDUNUZ MU?

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

   Ulus  Baker adını ilk defa sosyal medyada tanıdığım Bekir Yıldız adında Mersinli genç bir yazar arkadaşım sayesinde öğrenmiştim. 
       Hatta bu  genç arkadaşım ve Ulus Baker hakkında “Arkadaşım Bekir Yıldız” adlı aşağıda alıntı yaptığım bir yazı bile kaleme almıştım.
       “Yine sosyal medyadan bir arkadaşım sayfasında, bu güne kadar adını hiç duymadığım Türk yazar, çevirmen, sosyolog, eleştirmen ve ODTÜ’de Öğretim Üyeliği yapmış Ulus BAKER adında, işte asıl yerli ve milli filozofumuz diyebileceğim bir dehadan söz ediyordu. Okudum, bu dehanın ömrü kadar kısacık olan yazıyı… Zira bu zat kırk altı yaşında vefat etmişti. Yazı uzun olsaydı okumayacak mıydım? Elbette okuyacaktım… Çünkü bu yazı çok canımı acıtmasına rağmen,  keza merak da uyandırmıştı bende. 
       Bunu yazan arkadaşım YouTube’da adı geçen filozofumuzun konuşmalarını içeren bir adres de vermişti. Hemen açtım ve izledim. Sanki bir macera filmi izliyordum… Yazarın değişik tarihlerde yaptığı bu konuşmaları yaklaşık iki saat sürmüştü ve ben hiç sıkılmadan izlemiştim. 
       Ben diyorum ki; https://www.youtube.com/watch?v=ejMqDokSY5A Ulus BAKER’i bu adresten izleyin ve izledikten sonra eminim bana hak vereceksiniz…”
……
       Bu güzel insan, bilim ve felsefe adamı Ulus Baker’i hiç kimse bilmeden,  onu yeterince  tanımadan genç yaşta bu dünyadan göçüp gitmiştir. Ben kendi adıma söylemeliyim ki, bu insanı geç tanıdığım için çok şey kaybettiğimin farkındaydım. Ne kadar dolu hem de dopdolu tamamen yerli bilim adamımızdı kendisi. Yukarıdaki adreste onu izledikçe beni alıp götürdü. Sanki okul sıralarında gibiydim. Onun duruşu, bakışı bile insana illaki bir şeyler anlatıyordu/öğretiyordu. Hakikaten de neden bu derin insanı bilmeden, öğrenmeden adını bile duymadan yaşamıştık şimdiye kadar acaba?
      Ulus Baker hoca gibi daha bilmediğim, henüz adını bile duymadığım deha bilim adamlarımız var mıydı acaba? Türkiye’de neden böyle bilim adamlarına değer verilmez ki? Bu tür insanların maalesef öldükten sonra değerleri biliniyor, adları duyuluyor… Hele son yıllarda ilim ve bilim adamlarının tabiri caizse kıymet-i harbiyesi hiç  olmamıştır. Bütün yollar, yine eğitimin önemsizleştirilmesine gelip dayanıyor.
       Bence kendisinin, deyim yerindeyse dünyaca ünlü filozof Sigmund Freud, Friedrich Nietzsche ve Carl Gustav Jung’dan hiçbir farkı yoktu.  Tek fark onlar kadar şanslı olmamasıydı.
      Genç yazar arkadaşım Bekir Yıldız’ın da dediği gibi ben de o günden sonra  her platformda bilgi küpü ve bilge insan Ulusa Baker’i elimden geldiğince  layıkıyla tanıtmaya karar vermiştim. Gerçekten de çok etkilenmiştim Ulus Baker’den. Onun elinde sigara olduğu halde, konferans vermesinden tutun da onun öyle zavallı, pejmürde halinin altındaki bilgi ve üstün anlatım gücünden etkilenmemek mümkün değildi aslında.
       Kıbrıslı bir Türk olan Ulus Sedat Baker 14 Temmuz 1960 tarihinde Leningrad’da dünyaya gelmiştir. Ayrıca, kendisi 1974 Kıbrıs Barış Harekâtının canlı tanıklarından biriydi.
      Psikiyatr bir baba ve şair bir annenin çocuğu olarak Ulus’un hayatta takip edeceği yol daha en başından belliydi. Okumak, düşünmek ve üretmek ile geçen hayatında, sanata ve felsefeye dair çarpıcı işlere imza attı.
      Baker için çok ilginç bir söylenti  dolaşır esasında;  “Aslında öyle biri yoktur. Ankaralı bir grubun sabahın cininde Ulus’tan ekmek almaya gittiklerinde uydurdukları bir efsanedir” türü bir giriş bulunurdu onun hakkında…
       Ankaralıdır. Akademisyendir, siyaset bilimi ve felsefe konularında ilk bakışta anlaşılması zor ama bir kez çaba gösterip anlaşıldığında da zihin açan makaleleri vardır.
       Yaptığı Gilles Deleuze çevirileri ile 20. Yüzyıl kıta felsefesini Türkiye’ye taşıdı Ulus Baker.
      Bir çoğu gibi, yaşadığı dönemde anlaşılmamış, değerine sonradan varılmış filozof Spinoza’yı belki de en iyi o anladı. “Ölüm konusundaki en ilginç felsefi tutumu Spinoza’da buluyorum. Canlı bireyin özünün değil varoluşunun sonlanışı olarak ölüm onun için bir hiçtir ve onun bilincine hiçbir kavram sunamaz. Başka bir deyişle bir hiçlik olan ölümü düşünmek bir hiçten ibarettir.” Ve bu yüzdendir ki; Spinozacı olmaktan hep gurur duydu.
      “Neden Spinozacı olduğumu sorarsan, tarihin hiçbir noktasında o herif kadar ‘düşünme’ ile ‘inanış’, ‘çaba’ ile ‘arzu’ ‘iktidar’ ile ‘üretim kuvveti’ arasındaki farkı o kadar yalın bir biçimde anlatan birine daha rastlamadım” der Ulus Baker.
      ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite’de sinema tarih ve sosyoloji dersleri verdi. Öğrencileri  Ulus hocayı çok sevdi.  Derslerde gördükleri üzere, Ulus Baker onlarca farklı konuda derin bilgiye sahip gerçek bir entelektüeldi.
      Verdiği dersler adeta bir hazine gibi… Onun derslerini dinlerseniz, kendinizi felsefi huzurun kucağında bulacaksınız mutlaka.
      Teknolojinin sanatı doğrudan doğruya etkilediği, dünya politika sahnesinde radikal değişimlerin yaşandığı ve kitlelerin uyuşturucusunun iyice yaygınlaştığı bir dönemde yaşamıştı Ulus Baker.
      “Kimlik Politikaları Dönemine Girdik” isimli yazısı ile dönemin alt-kimlik/üst-kimlik tartışmalarına felsefenin gözüyle baktı.
     Sovyetler Birliği’nde aldığı müzik eğitiminden dolayı müzik ve müzik tarihine de çok hakimdi. Her türünün bütün teknik bilgisine, yetkin kavrayışından ötürü de dünya müziğinin bütün arka planına, sosyolojik oluşumuna, felsefesine ilişkin olağanüstü bir birikime ve anlatım gücüne sahipti.
      Kapitalizmin değiştirdiği kabuğu en iyi gözlemleyenlerden birisi oldu ve bu konuda şöyle der: “Kapitalizmin geldiği aşamada güçlü ekonomi denen şey, ulusal üretime bağlı değil artık, ulusal tüketime bağlı. Ne kadar büyük bir tüketici pazarı oluşturursanız, o kadar büyük ekonomi olarak addediliyorsunuz.”
      Bu müthiş dehanın televizyonsuz geçen günler için de bir sözü vardır: “Televizyon olmadığı için pencereden bulut seyretmeye başladım. Oradaki yayın çok iyi, haberleri daha güvenilir, gelip geçen bir iki uçak dışında pek reklam almıyorlar ve asıl önemlisi akşamları gök gürültülü sürpriz programlar var.  Filmler genellikle kırlangıçların hayatı üzerine ve belki biraz monoton, ancak oldukça realist.”
      Türkiye düşün tarihine damgasını vurmuş olan bu deha,  12 Temmuz 2007 tarihinde böbrek ve kalp yetmezliğinden hayata gözlerini yumduğunda henüz kırk yedi yaşındaydı. Daha yapacağı çok işler, anlatacağı çok şeyler vardı. Tam verimli çağında dehayı kaybetmiştik.  
      Ondan geriye düşünceleri, modern toplumun işleyiş mekanizmalarına karşı gerçekleştirilebilecek eylemler ve devrimci bir ruh kaldı. Bir de, bu müthiş insanın hayatının bir filminin yapılması için bana verdiği ilham kaldı diyebilirim. Eminim ki, onun hayatı  muhteşem bir film olurdu gerçekten de…  
       “Hüzün geriye kalandır. Biraz Blues dinleyin benim için…” demesi de bence çok manidardır. Hayatının hüzünlü bir roman tadında olduğunu anımsatmaktadır bana.  Afrikalı kölelerin söyledikleri şarkıların da temasının isyan ve hüzün olması, onların müziğinin adına “Blues” denmesine sebep olmuş. Ulus Baker için biz de blues dinleyelim  https://www.youtube.com/watch?v=ioOzsi9aHQQ
      Ruhun şad mekanın cennet olsun deha insan Ulus Baker. Geçte olsa seni tanıdığıma çok sevindim.  Seni tanımama vesile olan genç yazarımız Bekir Yıldız’a da selam olsun.  Bu arada seni tanımayanlara  tanıtmak için yola henüz  çıktığımdan da  haberin olsun. 
 
 
     
 

Anahtar Kelimeler : Emine Baştuğ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/19%20KASIM%20SALI-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı