29 Ekim 2018 15:01
-A +A
Numan Kurt

Numan Kurt

Anlattığım Köy

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

"Ala Geyik "şiirinin ilk dizelerinde şöyle der Ziya Gökalp:
Çocuktum, ufacıktım
Top oynadım acıktım
Buldum yerde bir erik
Kaptı bir ala geyik"
Çocukluk anılarını, köyümde geçen çocukluğumun bende kalanlarını "ala geyiğe kaptırmadıklarımı" anlatmak istedim.
.....................................
ANLATTIĞIM KÖY YOK ARTIK
Edebiyatımızın çok yönlü yazarı Necati Cumalı'nın "Selim'i Anarım" adlı öyküsü beni çok etkilemiştir. O öyküde, bulunduğu ortamı üretkenliğiyle, temizliğiyle güzelleştiren bir Anadolu insanı çok güzel anlatılır. Selim'in bulunduğu her yerde çiçekler, ağaçlar, insan elinin doğaya dokunuşu vardır. Bu yazımda Selim gibi insanların pek elinin değmediği bozkırdaki köyümü anlatmaya çalışacağım. Anlatacaklarım 1960'lı, 1970'li yıllardaki köyümün yani benim çocukluk ve gençlik yıllarımdaki köyümün anımsayabildiğim bazı yönleri olacak. Bir toz bulutunun gerisinde kalan anılarımın önündeki bu bulutu kaldırmaya çalışarak köyümü, köyümün insanlarını hem anmak hem anlatmak beni hüzünlü de olsa mutlu edecek. 
Yurdumun uzak köyleri değişik resimlerde bir dağ yamacında, yeşillikler içinde, ortasında çeşmesi şırıl şırıl akan, bağlık bahçelik yerler olarak tanıtılır çoğu zaman. Köyüm bu saydıklarımın hiçbirinden nasibini almasa da özlemimde baş köşeye oturur. Yazın tozuyla, kışın çamuruyla, önünde dikili ağacı bulunmayan evleriyle, çocukluğumun değişik insanları ve yaşamıyla özlerim orayı. Çok az da olsa (belki yılda bir kez) uğradığım köyümde bugün için hiç bulamadığım tatlar, güzellikler nelerdi diye düşündüm. Aklıma gelenleri bugünün gençlerine tuhaf da gelse anlatmak istiyorum.
"Binmiş de traktöre
Boynunda sarı yağlık
Gelir toz duman içinde
Ne deniz bilir bu insanlar ne balık"
Ellili yılların sonunda bile yurdumun pek çok yerinde tarım atlarla, öküzlerle, karasabanla yapılırken benim köyümde yirminin üzerinde traktör vardı. Massey Harrıs, köylünün söyleyişiyle "Masaris" denilen bu traktörleri sürenler çocuk gözümüzde büyürdü bizim. Kaldırdığı toz, direksiyonundaki boşluk, yokuşlarda su kaynatışı ile çiftçinin ayrılmaz arkadaşı olan traktörler. Köyümün verimli toprağını, arkasına takılan bıçakla alt üst edişi bereketin de başlangıç noktasıydı. Onlarla tarla sürülür, sap saman çekilir, ilçeye pazara gidilir, komşu köylerdeki düğünler şereflendirilirdi. Okul ve selektör binaları dışında çatılı bina yoktu köyde. Bütün evler toprak damlı idi. Daha sonraki yazılarımda anlatmak istediğim köy düğünlerinde bu toprak damlı evlerin üstüne çıkar, çevre köylerden gelen misafirleri gözetlerdik. Bir toz bulutu gördüğümüzde "Geliyor! Misafir geliyor!" diye bağırıdık. O misafirler köyün dışında traktörlerle silah atılarak karşılanır, düğün evine getirilirdi.Vagonete sandalyeler atılmış, ağır misafirler oturmuş olarak gelirdi traktör. Düğün evinin kapısına duran traktöre kim önce atlar, kontağı kaparsa misafirler o akşam onun konuğudur. Şimdilerde köye gittiğinizde yakın akrabalarınız yoksa "Ben nerede kalacağım?" diye düşünüyorsunuz. Oysa o zamanlar düğüne gelip iki üç gün konuk olacak olanlar için kavga bile edilirdi.
"Gelir kurulurdu köşedeki mindere
Kıran köyünden Çolak Ali Emmim
Cebinde kirli akide şekeri,kırık leblebi
Ne tatlı gelirdi biz çocuklara
Büyüklerin sohbetleri"
..............
Oyun deyince aklıma hep teğme (tame) dediğimiz değnek oyunu gelir. Saatlerce bıkmadan oynadığımız bu oyunda kırılmaz meşe değnekler kullanırdık. Peki, nereden gelirdi bu değnekler?
"Meşe deyince aklıma
Kara, uzun bir adam gelir
Köylümün ilk yurdundan
'Ölonun Derviş'
Adını bilirim de
Ne anlama gelir lakabı
Hâlâ bilemem"
İşte bu adam satardı bize Tepesidelik köyünden getirdiği bu sert, kırılmaz meşe değneklerini. 
...............
Yaz günleri kuşluk vakti tozlu yollardan yaylımdaki koyun sürüleri girer köye çıngıraklarla, çoban köpekleriyle. O güzelim koyunlar sulaklara koşar meleyerek. Anadolu halk şiirinin erişilmez ozanı Karacaoğlan bir şiirinde der ki:
"Koyun meler, kuzu meler
Sular hendeğine dolar
Ağlayanlar bir gün güler
Gamlanma gönül gamlanma"
Ne koyun, ne kuzu meliyor benim köyümde artık. Bırakın hendeğe dolmayı, eskiden üç metreden çıkan su, şimdi yüz metreden çıkmıyor. Bozkırın ortasındaki köyümün çevresinde çayırlıklar, onların içinde pınarlar vardı. Kumlu tulumba suyunu içemeyen midesinden ameliyatlı babama eşekle su getirirdik testileri heybelere denk yaparak. Gölyeri, Kuruhüyük kaldı mı şimdi?
...............
Köyüm masa üstü gibi düz bir arazide kuruludur. Bir tepeyi bile bulamazsınız. Bu nedenle bağ yetişmez.Bağ çubuklarını hemen soğuk alır. Bizim çocukluğumuzda köylü buğday ve pancarın dışında tarlasına bazen karpuz da ekerdi. Karpuz tarlalarında "huğ" dediğimiz , iki üç çatılmış sırıkla onları örten ottan oluşturulmuş gölgelikler vardı. Onun içine oturan bizler tarlayı beklerdik. O ufak karpuzları dizimize vurarak kırar, şırasını akıtarak yerdik. Karpuz tarlası bozulup karpuzlar toplandığında da tevekleri (karpuz yaprakları) birbirine bağlayıp köyün tozlu yollarında koştururduk. Çok gitmeden tevekler kopar dağılırdı.Yaz günleri yaptığımız bir muzırlık daha vardı ki bugün düşündükçe gülerim. Teneke kaplara su doldurur, tarlalara yakın, boş, kıraç arazide fare yuvası arardık. Bulunca da suyu farenin deliğine boşaltırdık.Aradan çok süre geçmez, suyu yutan fare fırlardı yuvasından. Biraz koşunca da düşer, ölürdü farecik.
"Ayaklar yalın
Parmaklar yara içinde
Sırtımızda yakasız işlikler
Kollarına silmişiz ağzımızı, burnumuzu
Saldım çayıra, mevlam kayıra
Biz köy çocukları"
Anlatacak o kadar konu var ki en iyisi fazla uzatmadan onları da başka yazılara bırakmak. Ben çocukken yüz elli hane olan köyüm şimdi elli hane yok. Bozkırın ortasındaki köyüme selam olsun.
………………………................
MAVİ ÇİÇEKLİYDİ DÜĞMECİK OTU
Ekinler biçilmeye iki üç ay kala sığırın karnı pek doymazdı köy yerinde. Otlayacak yer bulamazdı hayvanlar da ondan. Ekin tarlalarının arasındaki ot bürümüş boş tarlalara giremeyen, tırmandaki otları da yiyemeyen sığır sıpa aç dönerdi akşam üzerleri ahırlara. Aç dönen sığırın karnını doyurmak bize düşerdi. O tırmanlardaki, boş tarlalardaki otlardan yolar, eşeklere şelekleri yerleştirir, sığır gelmeden önce eve dönerdik. İnekler doymalı ki süt vermeliydi. En çok getirdiğimiz ot da düğmecik otuydu. Biz köy çocukları için eşeğe yüklü şeleklerin ortasındaki otun üzerine kurulmak, koltuğa oturmaktan daha rahattı. Ben o koltuğa(!) oturmayı çok severdim.
"Hiç unutmadım düğmecik otunun mavisini 
Şimdi gidiyorum köyüme 
Bu güzelim ot da tükenmiş 
Çakırdikeniyle pis kokulu üzerlik 
Dururken yerinde"
İneklerin eve aç döneceği bir bahar gününde, akşama doğru eşekle getirdiğim bolca düğmeciği evle ahırın arasına serpiştirdik. Sığır, köye aşağı mahalleden girer, köyün yukarısına dek evlere dağılırdı. Bizim ev aşağı mahalledeydi. Evin önüne serdiğimiz otları diğer hayvanlardan korumak için otun çevresinde yerimizi almıştık. Yine de aç dönen inekler, o taze kokulu düğmecik otuna saldırdı. Bunu gören ağabeyim onları kovalamak için eline bir taş alıp ineklere fırlattı. İneklerden birinin karnının altından geçen taş yere çarparak benim gözüme geldi. O anda gözümü kapattığım için göz altımda derin yara açtı. Köyde ne ilaç ne sağlıkçı var. Beni bağırta bağırta yaraya bir yerden güç bela bulunan tendürdiyotu sürdüler. Çektiğim acı anlatılmaz. Yaranın izi hiç kaybolmadı sağ gözümün altında. O izi gördükçe olayı ve de düğmecik otunun mavisini hatırlarım.
.............. 
Bunları yazarken yine yaraların o zamanki köy yerinde tedavi edilişi ile ilgili başka bir olayı anımsadım: Pancar sökme mevsimi. İşçiler söküyor, kadınlar ve biz çocuklar da kırpıyoruz pancarı. Bıçağı indiriyoruz pancarın pürüne. Yeşil yaprakları ayrılıyor kökten. Bıçak bir keresinde pancarı tuttuğum sol elimin işaret parmağını yan taraftan, tırnağa yakın yerden sıyırdı aldı. Kan durmuyor. Oradaki kadınlar: "Hemen parmağına işe!" dediler. Ben uzaklaşıp bu işi yaparken onlar da bir kağıt parçasını yakıp külünü yaraya bastırdılar. İki mikrop birbirini nötrleştirerek (!) bizim yaraya ilaç olmuştu anlaşılan. Kıfır Hacı Emmi'nin Boruklu Çökük'teki tarlasında başka hangi ilaçla hangi tedavi uygulanırdı ki(!)...
" Bugünün çocuklarına yapılan sünneti 
Küçücük yaralara atılan dikişi 
Görüyorum da 
Nasıl sağlıkla ulaştığımıza 
Bu günlere
Şaşırıyorum"


Anahtar Kelimeler : Numan Kurt ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/17%20Kas%C4%B1m%20%C3%87%C4%B1nar-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı