15 Ekim 2018 16:01
-A +A
Göksel Kara

Göksel Kara

Beş Yüz Kişiyiz

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı


Kocaman çığları var eden, küçücük kar taneleri değil mi?
Sizler, kar tanesi olun çocuklarım, günü geldiğinde çığ olacaksınız.
“Geç kaldınız”,diyor hanım. 
“Hı”,diyebiliyorum. 
“Geç kaldık”.
Nedenini sormuyor, uyandığımda anlatacağımı biliyor. Uyumak için uzanıyorum. Hayır, hayır uyumadan önce anlatmalıyım. Uyursam, yüreğimdeki kelebekler kaybolabilirler.
“Hanım “diyorum. “Ben artık Salihliliyim.”anlamıyor hanım. Anlamadığı için de anlamaz anlamaz bakıyor.
“Nereden çıktı şimdi bu?”diyor. 
“Sen Kırşehirliydin, Aydın da oturuyorsun, evlendik Selendili oldun. Salihlili olmak nereden geldi aklına?”
Boğazımı temizliyorum, öksürüyorum. 
“Çok yorgunum sultanım” diyorum. Sonrasını sonra anlatırım. 
“Hadi uyu,”diyor. 
“Gözlerin küçülmüş.” 
Cevap verecek takatim yok. 
“Işıktan,” diyorum. 
“Ne ışığı?” diyor… Uyuyorum.
Bir ormanın ortasındayım. Çiçeklerin, kuşların, ağaçların, kelebeklerin sesini, kokusunu duyuyor, renklerini göremiyorum. Sol taraftan şırıl şırıl akan bir derenin sesi geliyor. Sağ yanımda rüzgârın fısıltısı… Işık yok! Işık yok! 
“Işık nerede?” diye bağırıyorum. 
“Işık nerede?” Işığı güneşi özler gibi özlüyorum.
Melahat’ın sesini duyuyorum. 
“Hadi öğretmenim “ diyor. Kolumdan tutuyor. Yavaş yavaş yukarı çıkmaya başlıyoruz. İrem diğer koluma yapışıyor. Kadir, Onur, Zeynep hepsi etrafımdalar. Hepsinin ayak seslerini duyuyorum. Göremiyorum. 
“Işık” diyorum.
“Tanrım ışık nerede?” 
Yukarı çıkmaya devam ediyoruz. Bir kaç adımdan sonra merdiven tükeniyor. Bir düzlüğe varıyoruz.
Gözlerimin cana geldiğini hissediyorum. Bir yerlerden masmavi bir ışık huzmesi gözlerime değiyor. Güneş değil bu. Güneşin ışığı mavi olmaz ki. Bir iki adım daha atıyorum. Binlerce insan silueti belirmeye başlıyor. Çok kalabalık bir yerde olduğumu anlıyorum. Bütün insanlar, pür dikkat bu mavi ışığa bakıyorlar. Gözlerim yavaş yavaş ışığa alışıyor. Artık etrafı çok net görebiliyorum. Işığa bakmaya korkuyorum. Işığın, gözleri kör edebileceğini biliyorum. Fakat bilmediğim bir ses, ışığa bakmamı söylüyor. “Bu ışık gözleri kör etmez,”diyor. “Bu ışık, aydınlığın, onurlu yaşamanın, şerefli olmanın ışığı... Korkma, kaldır başını.” Kafamı korkusuzca kaldırıyorum. 65 yaşlarında, filinta gibi bir delikanlının, bana baktığını görüyorum. Ağlamaktan kızarmış gözleriyle yanıma yaklaşıyor. “Aferin oğlum size...” Diyor. “Bu kadar öğrenciyi siz mi getirdiniz?” “Evet”.diyorum gururla. “Evet, bütün bu çocuklar Salihli belediyesinin çocukları.”
“Salihli nerede ki?”diyor. Hafiften bozuluyorum ama belli etmiyorum. “Manisa”,diyorum. “Manisa –Salihli.” “Aferin oğlum,”diyor, tekrar tekrar. “Aferin oğlum, bu organizeyi kim yaptıysa bol bol selam söyle. “Söylerim amca .” diyorum. “Zaten yakın arkadaşım olur.” Bu kadar kolay yalan söyleyebildiğime, kendim bile şaşırıyorum.
Artık gözlerim çok net görüyor. Bir insan ırmağının ortasındayım. Binlerce insan, ışığa üşüşen kelebekler gibi, Anıtkabir’e, o mavi ışığa koşuyorlar. Korkularından, umutsuzluklarından, içlerini yakan yangından kurtulmak için koşuyorlar. Mozolenin önüne kadar ağlamaktan kızaran gözler, mozoleden ayrıldığında daha parıltılı, daha umut dolu bakıyorlar.
Önüme bir asker geçiyor “Hocam, kusura bakmayın ama bu şekilde sizleri içeri alamam, bakın binlerce insan sırada bekliyor.”diyor. Arkalardan bir teyze hafiften çıkışıyor “Onlar çok uzaktan gelmişler oğlum, hem çocuk onlar, çocukları rahat bırak.”diyor. Asker bir şey söyleyecek gibi oluyor, homurtular çoğalıyor.
“Hadi çocuklarım,” diyorum. Yanımızdakilere teşekkür ede ede mozolenin önüne geliyoruz. O mavi ışığa doya doya bakıyoruz.
İstemeye istemeye çıkışıyorum çocuklarıma. “Hadi çocuklarım” diyorum. “Binlerce insan var arkamızda. Bekletmeyelim onları.”
Az ileride beklemeye başlıyorum. Şirin, Beyza, İsa, Doğan, Muhammet birer birer yanıma geliyorlar. Süleyman, sonlarda. Azıcık kızgınım ona, sabaha kadar uyutmadı bizi.
Gördüklerime inanamıyorum. Sihir bu. Gelen tüm çocukları mozoleden yayılan o mavi ışıktan birer tutam alıp gözlerine yapıştırmışlar. Hepsi ama hepsi paşam gibi bakıyorlar. Aman tanrım! Süleyman’ın o kap kara gözleri de mavi mavi bakıyor…
Bir süre konuşamıyorum. Az sonra kendimi topluyorum. “Hadi çocuklarım,” diyorum. “Aşağı.” Hep birlikte aşağı iniyoruz. Çocukların, çocuklukları düşüyor akıllarına, dağılıyorlar Anıtkabir'in içerisine. Atalarıyla oynuyorlar. Ben, mavi gözlerimle, mavi gözlü çocuklarımı takip etmeye çalışıyorum.
Yetmiş yaşını geçmiş genç bir hanım yanaşıyor yanıma. Yüzüme sevgiyle bakıyor. “Ne yana baksam Salihli belediyesinden bir çocuk görüyorum oğlum, kaç kişi geldiniz siz?”diye soruyor. On bin! Diyesim geliyor. Beş bine düşüyorum İçimdeki pazarlık sürerken. Bir günde, bir yalanın yeteceğini düşünüyorum. 
“Beş yüz kişiyiz teyzem,” diyorum. 
“Beş yüz kişiyiz.”


Anahtar Kelimeler : Göksel KARA ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/21%20Kas%C4%B1m%20%C3%87%C4%B1nar-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı