2 Ocak 2020 14:56
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

BİR YILBAŞI HİKÂYESİ “SES”

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Her yılbaşı davetli olduğu yere gitmeden, ayakları onu bu tarafa sürüklerdi. İşte yine, iskeleye inmeden buraya gelmişti. Ağaçların ötesinden bir ses yükseldi. Saim durdu. İnsan bir yüzü, bir çehreyi unutabilir. Bir sesi asla. 
Kendi kendine “Muhakkak odur” diye parmaklığa doğru yürüdü. İlerde, ağaçlar arasından köşkün aydınlık pencereleri görülüyordu.
Saim alnını parmaklıklara dayamış, bu modası geçmiş şarkıyı dinliyor, alelâde bir güftenin, bazan ne değişmez hakikatler ifade edebileceğini düşünüyordu. “Hasretin gönlümde lâkin, kimbilir sen nerdesin?” Saim, uzak, çok uzak bir saadeti koklar gibi oluyordu ve bir isim dudaklarını yaktı: Zehra!
Hatırlıyor. 1926 senesi idi. Kadın-erkek eşitliği yeni ilân edilmişti. Saim, Zehra’yı Kadıköy vapurunda uzaktan görür, tanırdı. Sonra yan yana oturabilmişler ve o yılbaşı gecesini Gardenbarda beraber geçirmişlerdi.
Fakat Saim, Zehra’nın kendisine bağlanışını ciddiye almıyordu. Onu küçümsemeye başlamıştı. Zehra, bunu hissettiği gün, artık kendisini görmek istemedi, kaçtı, gizlendi. Önceleri Saim, buna pek aldırış etmedi. Lâkin aradan altı ay geçince, onun hayatında ne mühim bir yer işgal ettiğini anladı, amma aylar, seneler geçti. Zehra artık onun için ölmüştü. Artık sadece, her yılbaşında, Saim, bir kabir ziyaret eder gibi, onun evinin önünden geçiyordu ve bu akşam, kabirden işte bu ses yükselmişti.
Saim içeri girmek için kapıyı itti. Açılmadı. Asabileşti. Eskiden olsa, atlayabilirdi. Şimdi? Birden aklına kapıyı çalmak geldi. Gülümsedi. Daha önce neden düşünememişti? Çıngırağı hızlıca aldı. Bir kaç dakika sonra, bir bahçıvan göründü.
--- Zehra hanımefendi buradalar mı?
--- Evet efendim.
Cebinden kartını çıkarıp uzattı:
---Sorar mısınız, birkaç dakika için kabul ederler mi?
Bahçıvan uzaklaşırken düşünüyordu. Demek görebilecek, orada. Yirmi küsür yıllık bir ayrılık bir anda bitecek. Saim, geçen bu yılların her günü Zehra’yı andığını, onu aradığını idrak etti. Haberi olmadan. Amma şimdi bir başkası varsa! Koca sersem, bu da mı şimdi aklına geliyor! Bir başkası varsa, bunda Zehra’nın zerrece kabahati yoktu. Ne yapmalı? Ne mi yapacak, razı olmaktan başka çare mi var?
--- İçeri buyurunuz efendim.
Saim, bahçıvanın arkasından, bir rüyadaymış gibi yürüyordu. Onu bir odaya aldılar. Paltosunu çıkarmadı, yakasını kaldırarak, boyun atkısını itina ile örterek, smokinli olduğunu gizlemeye çalıştı. Amma oturup beklemeye başlayınca, gözleri ayakkabılarına ilişti, yapılacak bir şey yoktu, daldı, kaldı.
Ne kadar bekledi? Birden bir rahatsızlık duydu. Gözetleniyormuş gibi bir hisse kapılmıştı. Yoksa kendisiyle eğleniyorlar mıydı?
Sinirlendi, gitmeye karar vererek kalktı. Tam o esnada, kapı açıldı, içeriye bir genç kadın girdi:
---Zehra!
---Aldanıyorsunuz, ben Zehra değilim, ben…
Bu ses onundu, sima, tavırlar onundu. Senelere rağmen değişmemişti. Nasıl olup da eski tazeliğini, edasını, güzelliğini muhafaza etmişti. Bir şeyler söylemek istemiyor, kurumuş boğazından tek kelime çıkmıyor, sadece bakıyordu.
--- …Ben kızıyım. Zavallı anneciğim… Teyzelerim ona çok benzediğimi söyler dururlar.
Saim, başı önünde, ilk gençliğinin bu canlı tasviri karşısından ayrılmak istemiyormuş gibi, ağır adımlarla odadan çıktı. Ağaçlar arasından demir parmaklıklı kapıya ilerlerken, gözleri, ayakkaplarının her adımda yer değiştiren uçlarına dikili idi. Amma bu sefer, yan odalardan birinin perdesinin kımıldadığını hissedemedi, aralığından, buruşmuş yüzünü saklamaya itina eden Zehra’nın yaşlı gözlerle kendisini takip ettiğini göremedi.
(Eski bir Türk filmi tadında okuduğunuz, İnci Aral'ın 'Şarkını Söylediğin Zaman' isimli romanını da andıran bu hikâye ilk kez 1949 yılının yılbaşında Yeni İstanbul Gazetesinde ‘Kuloğlu’ imzası ile yayımlanmıştır)
**
Umudun hiç tükenmeyeceği yeni bir yıl dilerken, sizlere bu hafta Fransız şair Paul Eluard’ın bir şiirini sunuyorum. Çeviren: A. Kadir.  Paul Eluard, Zülfü Livaneli’nin ‘Ey Özgürlük’ isimli şarkısının da şairidir.
       AYDINLIK
Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda açık bir pencere vardır
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek bir istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır


Anahtar Kelimeler : Vahit Doğan,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/18%20Ocak%20Cumartesi-1.jpg
YARIŞMA
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı