21 Mart 2019 14:01
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

BODRUM BODRUM

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

      Muğla’nın Bodrum ilçesinde sahilde yürüyorum.  Bu aylarda denize giremesem de denizin kokusu daha bir güzel geliyor. Meydanda balıkçılar, ‘denizden tavaya!’ diye bağırarak müşteri çekmeye çalışıyor. Cumhuriyet İlkokulunun önünden geçiyorum; çocukların sesi geliyor: ‘Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı’, günün anlam ve önemine uygun olarak.  Daha sonra bir siyasi partinin seçim minibüsü geçiyor: ‘Yaşa! Mustafa Kemal Paşa Yaşa!’ diyerek İzmir Marşı çalıyor. Hoparlörün sesi kimseyi rahatsız etmeyecek tonda.
     Buralarda seçmene hediye olarak küçücük fidanlar veriliyor. Bundan daha güzel hediye olabilir mi? 
     Bu arada Bodrum ilçesinin ismi nereden geliyor? Anlatayım: Buraya eski Yunanlılar Halikarnas ismini veriyordu. Ehl-i Sâlibin “Saint Jean” şövalyeleri (yani Hristiyanlar) bir şato yapıp, bunu “Saint Pierre”e ithaf etmişler. Böylece bu şato “Petronium”  adını almış. Döne dolaşa, zamanla, bu kelime bizim ağzımızda “Bodrum” olmuş. O zamanlar Bodrum, dünyanın merkezlerinden birisiymiş.
     Bodrum’dan bahsedip de Halikarnas Balıkçısı’nı anmamak olmaz. Tam 25 yıl burada yaşayan, geçimini balıkçılıkla temin eden asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan Halikarnas Balıkçısı, kendisine sorulan  Akdeniz’i neden çok seviyorsunuz? sorusuna şu cevabı veriyor:
     “---  Çünkü Akdeniz, yaz ayı fazla, ışığı bol, berrak, aydınlık bir yerdir. Zaten insan ölünce karanlığa gömülüyor. Hiç değilse hayattayken ışıklı bir yerde yaşamalı. Sonra Akdeniz’in uyandırıcı bir hali var. Baksanıza, bütün medeniyetler buradan yetişmiş. Aynı zamanda Akdeniz’e ölçü ve muvazene hâkimdir. Akı tam ak, mavisi tam mavidir. Açık ve geniş ufku var…”  
     Bodrum ilçe merkezinde Halikarnas Balıkçısı’nın 1938 yılında diktiği Okaliptüs ağacı kendisi gibi hâlâ yaşıyor. 
     Hepimizin bildiği bir türkü vardır ya hani! 
 “Çökertmeden çıktım Halil’im aman başım selâmet 
Bitez Yalısına varmadan Halil’im aman koptu kıyamet” 
     Her türkünün olduğu gibi bunun da bir hikâyesi var: “Halil efe ile gönlünü kaptırdığı Gülsüm’ün aşk hikâyesi. Gülsüm Çerkez lâkaplı kaymakamın evinde temizlik yapmaktadır. Birkaç eşkıya, Gülsüm’ü kaçırır. Halil Efe, Gülsüm’ü eşkıyaların elinden alır. Ancak  eşkıyaların kendilerini takip edip bulacağını bilen bu iki aşığın sonu hüzünle biter.” 
     Ege deyince aklıma şimdi Anthony Quinn’in efsaneleştiği, Girit Adasında çekilen “Zorba” filmi geliyor.  Zorba; insanın, hangi yaşta olursa olsun, içindeki yaşama sevincini anlatıyor. Filmden bazı konuşmalar aktarıyorum:
      --- “… Şimdi insanlara bakıyorum ve bu iyi bu kötü diyorum. Bu Yunanlı’ymış, bu Türk’müş bana ne! Ölünce hepimizin sonu aynı olacak: Solucanlara yem olacağız.” 
     --- “Gençler neden ölür? İnsanlar neden öldürür? Söylesene. “
     --- “Bilmiyorum.”
     --- “ Bu lanet kitaplar ne işe yarıyor peki? Bunun cevabını veremiyorlarsa ne anlatıyorlar?” 
     --- “Onlar,  bana, senin gibi soruları cevaplanmayanların çektikleri acıları anlatıyor.” 
     ---“Her insanın çılgınlığa ihtiyacı vardır, yoksa…"
     ---“Yoksa ne?” 
     --- “Yoksa ipini koparıp özgür olamaz!” 
     *** 
 Saklı kalan şiirimiz bu hafta 1954 yılından. Şair: Rıfat İnkaya.
        KARINCA 
Karınca deyip geçmeyin beyler
Karınca deyip geçmeyin.
Düşünün bir kere,
İşsiz yok içlerinde
Hapishaneleri yok
Tüfekleri yok, topları yok
Atom bombaları,
Hidrojen bombaları yok
Dünya kurulduğundan beri
Barış içinde yaşıyorlar. 
Karınca deyip geçmeyin beyler
Karınca deyip geçmeyin.
Düşünün bir kere.
 

Anahtar Kelimeler : Vahit DOĞAN,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete

/Resimler/Editor/images/17%20Temmuz%20%C3%87ar%C5%9Famba-s%C4%B1k%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı