18 Temmuz 2018 16:01
-A +A
Numan Kurt

Numan Kurt

BÖLÜK PÖRÇÜK (4)

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

"Kuruhöyük’te inek güdüp
Gölyeri’nde babam için pınar suyu getirdiğim
Çelik çomak oyununda
Mutlu olduğum
Kenti ortaokula gidince gördüğüm
Çocukluğum”
………………………………………..
İki bölümümü dün paylaştığım, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımı “bölük pörçük” anlattığım dizelerin diğer üç bölümü. Biraz uzun olacak; ama bütünlüğünü de bozmak istemedim.
BÖLÜK PÖRÇÜK (3)
Utangacız,sessiziz ama
O kadar da uysal değiliz
Biz de
Bazen elimizde kuş lastiği ya da
Sapanla gezeriz
Lastiği bulmak kolay
Kesersin vagonetlerin eskimiş iç lastiğinden
Peki ağaçtan çatalı nerde bunun
Dikili ağaç yok ki köyde
Kessek bu ağacın bir yerinden
Satın alırdık herhalde
Köye gelen çerçilerden
..........
Elimde kuş lastiği
Dolaşıyorum ne yapacağımı bilmeden
Birden bir serçe konuyor
Teyzemgilin tandır damındaki bacaya
Körün taşı denk gelir misali
Lastikteki taşı salıyorum havaya
Baktım bacaya konan o minicik serçe yok
Korktu, uçtu gitti, diyorum
Biraz sonra tandır damının
Yanına varıp
Küçük pencerenin camında
Göğsü kanlı
Çırpınan serçeyi görüyorum
Kırlangıçları hiç vuramazdık ya
Artık ne serçe ne de güvercin vuruyorum
............
İlkokul diplomalı da olsa
O zamanlar
Babam, köyün memuru
İlçeden köye gelen
Tapucusu, tahrirat katibi, bankacısı
Öğle yemeğinde
Bizim evde
Haber gelir
Yemek hazırlanacak
Yumurta kırılacak
Tereyağlı pilavın üstüne
Tavuk da didilip konacak
Şimdiki gibi hazır tavuk mu var
Görev bize verilir
Tavuk önde biz arkada koş babam koş
Çok geçmez
Bizim tavuk olur sarhoş
Kanatlar düşer, ak tavuk koşamaz olur
Biraz sonra kesilmiştir
Kendini sıcak suda bulur
Yerler, içerler, pantolon kemerleri göbek üstünde memurlar
Evin çocukları da sıyrılmış kemiklere bakar
............
Bozkırın ortasında
Düz ovada ağaçsız bir köy
Toprak çok bereketli ama
Yetişen buğday ve pancar
Sebze, meyve ne arar
Arada sırada ilçe pazarından gelen meyveler
Onu da ev ahalisi
Gıdım gıdım yer
"Kömbe" denilen şehir ekmeği yani somun
Ayda yılda bir kez kasabadan gelir
Mübarek; pasta, börek niyetine yenir
...........
Bin dokuz yüz altmışlı, yetmişli yıllar
Bir "Neşet Ertaş rüzgârı" esiyor
Orta Anadolu'da
Biz gençler de dinliyoruz
Büyük zevkle
Bu "Bozkırın Tezenesi"ni
Radyoda ya da kırk beşlik plaklarda
"Köprüden Geçti Gelin" türküsü
En güzel ifadesini buluyor
Halaylarda
.............
"Bölük Pörçük" anılarım
Zaman zaman devam edecek
Köyümün kırk elli yıl önceki
Yaşam biçimi
Bu tarz anlatımımla
Köy sitemize
Yine gelecek.

Boynumuzda örgü çanta
Ayağımızda lastikten “soğukkuyu” ya da “cıslavet” ayakkabılar
Gitmek için köyün öbür ucundaki okula
Kış günleri
Üç beş çocuk düşerdik yola
Dışarda ayaz
Bir de şimdilerde yağmayan
Diz boyu kar
Elimiz, yüzümüz soğuktan kıpkırmızı
Sınıfta kırık dökük
İçinde çoğu zaman tezek yakılan
Soba var
O da sabahları ellerimizi ısıtacak kadar
Kalorisiz kokulu yakıtıyla
Günde bir kere
Yanar
Boynumuza astığımız
Anamızın çorap ördüğü iplerden artan
Kırıntılarla örülmüş
Çantamız ayrı bir âlem
Neler mi var içinde
Önce Alfabe, birinci sınıfta
Ve yanında kenarı buruş buruş defter
Silmekten çok karalayan, sayfa yırtan sert silgi
Serçe parmak boyunda
Ucu ekmek bıçağıyla açılmış
Bir kurşun kalem
Yıl sonuna doğru çantaya bir kitap daha katılır
Hayat Bilgisi
Okul, Cumhuriyet’in ilk yıllarında
Pek çok köye yapılan
İki sınıflı, taştan örme çatılı bir bina
Bir yanında ufacık lojman
Ne zaman erirse kar
Köyün içi baştan aşağı çamur
Öyle ağırlaşır ki ayağımızdaki “soğukkuyu”lar
Bakarsın koşup giderken
Çamura saplanıp kalır
Siyah önlük, beyaz yaka
Adı böyle ya okul giysilerimizin
Bizim önlükler siyah da değil boz
Yakalar mı beyaz, ama bezden değil naylondan
Burunlar silinmiş
Önlüğün kol uçlarına
Kar erir, çamur gelir
Çamur biter, her taraf un ufak toz
Çalınca teneffüs zili
Atarız bağıra çağıra kendimizi kuru toprak
Bahçeye
Futbol oynarız çaputtan yapılmış topumuzla
Bazen testi kırıklarını kayarak üst üste
Adını unuttuğum başka bir oyuna
Zili unutur, dalarız arkadaşlarımızla
Ben en çok da “mendil kapmaca”yı severdim
Öyle verirdik ki kendimizi bu oyunlara
Yorgun, bitkin dönerdik
Akşamları eve
Okul dışında da oyunlarımız çelik çomak
Ya da bizim “tame” dediğimiz “teğme”ydi
Oynarken kendimizden geçerdik
Ölonun Derviş amcanın getirdiği
Meşe değneklerle
Kasaba bile görmemiş köy çocuklarıydık
Baharda çiğdem kazardık
Tarlalarda
Yaz gelince de kırlarda
Çalık
Örgü çantamız kalınlaştı dördüncü sınıftan sonra
Hayat Bilgisi’ne eklendi
Tabiat Bilgisi,Tarih, Coğrafya
Okulda hademe ne gezer
Nöbetçi kalır üç beş öğrenci
Sınıfları süpürürler, toz duman havada
Karne alırdık yılda iki kez
“Hal ve gidiş” diye bir bölüm vardı dersler arasında
Biz o kısma “Halva gidiş” dediğimiz için
Ne olduğunu anlayamamıştım
Yıllarca
Altı gün “pancar tekleme”ye gitmiştim
İlkokulu bitirdiğim yıl
Altmış lira kazanmıştım
Günlüğü on liradan
Ortaokulda harçlık olacaktı
Beş kuruş harcayamazdım
Haftalarca sakladığım
Kıyıp “şekersucuğu” bile alamadığım
Bu paradan
Heyecan sarardı yirmi üç nisanlarda
O küçücük dünyamızı
Şiirler okunacak
Köylü toplanacak bayram yerine
Ağızda kaşıkla yumurta taşıma
Çuvalla yürüme, yoğurt yeme
Yarışları
Ve de düğünlerden başka bir de bu eğlencesi olan
Ak bürgülü köy kadınları
Bir akşam döndüğümde eve tarladan
Kalınca bir kitap geçti elime
Adını bile öğrenemedim
Yırtılmıştı ilk üç beş sayfası
Okumaya başladım gözümden uyku akarak
Yırtılmayan ilk sayfanın üstünde
Gördüm ki
“İnce Memed”miş adı
Okudukça dostum oldular
“Memed, Hatçe, Döne Kadın”
“Abdi Ağa” da baş düşmanım
İşte bu roman
Okumada benim ilk göz ağrım
Torunum vardı dört gündür yanımda
O da gidiyor şimdi ilkokula
Bizden de yüz buluyor ya
Elinde tablet bilgisayar
Uğraşıyor hiç anlamadığım
Oyunlarla
İnsanoğlu yerinde çakılıp kalacak değil ya
Değişecek elbette pek çok şey
Hayat akıp giderken
Ben
Şöyle bir “zaman yolculuğu”na çıkıp
Anlatmak istedim
Yaşadıklarımızı
………………………
BÖLÜK PÖRÇÜK (5)
Önce sabah güneşi
Düşerdi
Yer yataklarında yattığımız odalara
Bizden biriydi
Sanki
Yüzümüze konup kaçan karasinekler
Beş altı yaşlarında çocukken daha
Akşam korkup karanlıktan
Çıkamadık mı dışarıya
Bilin ki kaçırırdık o gece
Yatağa
Hani derler ya
“Sabah güneşi güzele düşer” diye
Biz kurutalım diye uğraşırken kaçırdığımızı
Yatakta bir sağa bir sola
Sinekler uçuş yaparken tepemizde
Ne güzeli kardeşim
Güneş, o kerpiç evlerin ufacık pencerelerinden
Düşerdi
Yatakta kıvranan sidikliye
Dön babam dön
Ne kadar dönersen dön
“Gene mi işedin?” diye bağırırdı analarımız
Serilirdi
Kapı önüne ya da kerpiç duvar üstüne döşeğimiz, yorganımız
Aklıma bunlar geldi
Klavye önümde, masa başında
Nedendir bilmem
Anlatmıştım ya
Önceleri
Dört bölüm halinde
Çocuklukta yaşadığım bölük pörçükleri
“Bu da beşincisi olsun” dedim
Sanırım bu sefer
Okuyanları da biraz
Gülümsettim
Öylesine uzak kalmış ki
Çocuklukta yaşadıklarım
Sanki bir sis perdesinin arkasında
Tüm hatırladıklarım
“Hangi oyunları oynardık?” diye
Sordum kendi kendime
“Anlat bakalım hepsini!” deseler
Anlatamam
Hepsi bölük pörçük, hepsi yarım
Biz “tame” derdik, ama “teğme” idi söylenişi aslında
Ölonun Derviş amcanın Tepesidelik’ten getirip sattığı
Meşe değnekler
Elimizde
Yedi sekiz yaşımız
Yerden sektirerek fırlatırdık gittiği yere
Onu vurmaya çalışırdı
Başka bir değnekle
Rakip arkadaşımız
“Esir, mendil kapmaca, birdir bir, çelik çomak, yakan top”
Ve daha başka oyunlar
Elimizde ne telefonumuz vardı ne de laptop
Testi kırıklarına “cıncık” der
Onları kayardık üst üste
Topla vurur devirirdik
Bir başka oyunumuzda
Gerisini hatırlamam çok zor
Bu kadarı kalmış aklımda
Bir de gece oynardık
“Eyboho” diye bağırarak
Yalnız kalınca korkardık karanlıkta
Fazla isteğimiz yoktu
Ana babadan
Bilmezdik gofreti, çikolatayı
Fındıklı, fıstıklı baklavayı
Koluna burnumuzu sildiğimiz
Yakasız işlik giyen köy çocuklarıydık
Diz kapaklarımız yaralı
Pantolonlarımız kırk yamalı
Altı gün ırgatlığa gitmiştim
İlkokulun son sınıfında
Günlük on liradan
Altmış liram olmuştu
Dedim ki kendi kendime
İstediğim kadar şeker sucuğu alırım bu parayla
Alişen Emmi’nin dükkânından
Güçlü, zengin hissetim kendimi
Çıkmadı o para uzun süre
Yastık altından
Daha neler neler
Gün gelir
O yaşananlar da
Kağıda düşer
Yaştaşlarım çocukluklarını ansınlar
Ola ki gençler de okursa
Hayatın, yaşadıkları zamanın değerini anlasınlar
Elimden geldiğince
Dilimin döndüğünce
Aktardım ben
Geçmişi geleceğe
Umarım mutlu büyür ülkemde çocuklar
Aydınlık ve güzel olur
Yarınlar.


Anahtar Kelimeler : Numan KURT ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/18%20A%C4%9Fustos%20Cumartesi-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı