23 Ekim 2019 12:18
-A +A
Numan Kurt

Numan Kurt

BOZKIRDA BİR KÖYDE ÇOCUKLUĞUM

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Ne kalmıştı aklımda, Nasıl geçtiğini bilemediğim
Elli, altmış yılın sonunda, Bölük pörçük de olsa hatırladıklarım
“Yazayım, kağıda dökeyim” dedim
Nasılmış, bir çocuk gözüyle
O uzak, bozkır köyünde yaşananlar
Beş bölümde anlattım aklımda kalanları
Bakalım. 
Ne de ısıtır insanın içini, Yaz günleri
Ilık esen rüzgârla, Sabah güneşi
Komşu gelin Yeter bacının
Transistörlü radyosunda
"Şen ola düğün, şen ola"
Çiy vardır erkenden, Ağzını açmış bekleyen aslanlar gibi
Ekinleri yutmayı bekler, Biçerdöverler
Hele bir kuşluk vakti gelsin
Dinle o zaman
Vagonete gürül gürül dökülen
Buğdayın bereket sesini
Sac kurulmuş dışarIdaki tandıra
Ümüş ebem içli çörek yapıyor
Çöreğin de kenarı kızarmış
Hoş kokulu tereyağ akıyor
Odanın kapısında
Dedem, Elinde peşkir
Sinekleri kovalıyor
Biraz gecikirse çörek
Dövüşecek adam arıyor
 
Bir telaş bir telaş köylüde
Harman hasat zamanı, Önce dökülür buğday kapıya
Kamyoncular gelir, çinik çinik sayılır buğday
Kışlık yiyecek, borç harç parası için
Satılır "Yabanlı"ya, Biter mi iş köy yerinde
Sap çekilecek, patoza verilecek, saman yosulacak
Biz üç kardeş kendi işimizle birlikte
Koşarız yardıma
Anamızın tek "gardaş"ı dayıma
Güz yaklaşır
Başlar köylünün tek eğlencesi düğünler
Vursun davul, çalsın zurna
Kurulsun sinsinler, Öyle bir iki gün değil
Dört gün sürer
Komşu köylerden gelen gidenler
Nasıl unutulur Haydar, Hüseyin ustaların
"Gıy gıy" abdal havaları
Atılan paraları sırt üstü yatıp alan köçeğin
Zil şakırtıları, Hele de peş peşe gelen
Bu gün hepimizin unuttuğu
Köyümün halayları, En çok da gelin gideceği sabah
Serilen çeyizi, "Benim de olur mu bir gün?" diye
Seyretmeyi severdim, Gelin çıkarken evden zurnacının çaldığı
Gelin havasıyla ben de bazen, Gözyaşı dökerdim. 
Çok severdi köyümün gençleri
Futbol oynamayı, Bir de o zamanın rüzgârıyla
Devrim yapmayı, Her yanı düzlük olan köyümde
Filesiz direklerle kurulmuş
Kireçle çizilmiş futbol sahası
Bırakın çevre köyleri
Yakın ilçelere de kafa tutardı
Köyümün formasız futbol takımı. 
İllerde, ilçelerde tutulan, İki göz evlerde
Üçümüz, beşimiz bir araya gelip
Bazen başımızda bir ebemiz
Okumaya çalışırdık, Biz köy çocukları
Ne de tatlı gelirdi haftada bir
Altmış kuruşa sinemaya gitmek
Ve de belki yılda bir
Yüz yirmi beş kuruşa yarım ekmekle birlikte
Bir tabak kuru fasulye yemek. 
Bugün de böyle
Dizelerle anlatmak istedim köyümü
Şimdi gidip de bulamadığım tatları
Zaman zaman Anlatacağım. 
BOZKIRDA BİR KÖYDE ÇOCUKLUĞUM (2)
Evler evler, toprak damlı evler
Kış yaklaşıyor, kar, yağmur
Bu evlerin damları, çorak ister
Çorak dediğin iki köy ötede
Güzyurdu'nda, Traktörler getirmek için bu çorağı
Yarışa çıkar, Birbiri ardında…
Biz de iki emmi oğlu, At arabasıyla
Kaplumbağa ile tavşanın yarışı misali
Düşeriz yollara, bir göçmen köyü var
İki saatlik yürüyüş mesafesi
Adı Yurtyeri. 
Onlar gelince, ben doğduğum yıl
Kaymakamı vurmuş köylüm
Yerleşirler de toprağımızı bölerler diye
Köyüm medeniyeti onlardan öğrendi
Tarlalar yine bölündü
Kerpiç duvarımızı, sıvamızı onlar yaptı
Pancar, ayçiçek ekmeyi onlardan öğrendik
Bir de çatılı evi, Çünkü onların hepsi işinin eri
Akşam olur
Çoluk çocuk yer sofrasında
Çalarlar kaşığı bulgur pilavına
Ya da ara sıra da olsa
Patatese, patlıcana
Daha sofra yeni kalkmıştır ki
Duyulur dışarda
Hakkı dayımın "Ben geliyorum" öksürüğü
Tam da ne güzel sohbet olacak derken
Uyuklamaya başlarlar Hacı dayı, Yaşar dayı, Ali Şükrü ağabey
Her biri bir köşede
Bir bayram sabahı, Köyün aklı yeteni camide
Gezici olduğunu söyleyen vaiz
Konuşuyor o kutsal kürsüde
Ama söyledikleri
Çok tuhaf, saçma geliyor hepimize
Dayanamıyor "Hatip" namıyla Hakkı Çavuş
Bağırıyor vaiz bozuntusuna:
"İn aşağı oradan dürzü!"
Neye uğradığını şaşırıyor adam
Allak bullak oluyor yüzü
Kadınlarımız, kızlarımız
Analarımız, bacılarımız
Hele de yazın, Durmadan çalışanlarımız, çalışanlarımız
Az da olsa boş kaldığında
Eline hemen kirman alanlarımız
Şimdi ara sıra da olsa
Aklıma gelir, Düğünlerde
"Su sızıyor, sızıyor taşların arasına
Oğlan ben kurban olam kaşların arasına"
Türküsüyle birlikte
Def çalışınız. 
Açarız uyumamışsak, Akşam saat dokuzda radyoyu
Dinleriz sanki huşu içinde
"Mikrofonda Tiyatro"yu
Bir de ramazan geceleri sahurda
"Ah,Karagöz'üm" sesleri
Köyde az bulunan radyodan
Maç dinlemeye gelirlerdi bize
Köyümün neredeyse tüm gençleri
Göllerinde kurbağalar öten
Bacalarında Dadağı kömürü tüten
Şimdilerde çoğu insanını
Kentlere göçüren köyüm
Anımsadıkça seni, hep anlatacağım. 
 
Kırşehir’de Firik Zamanı
pOLAT bilici
          Kırşehir’de yaz ortasına geldiğimizde havalar iyiden iyiye ısınır, ekinler sararmaya başlar.
Hani derler ya gün dönümüdür artık. 
Boztepe’ye bağlı Külhüyük Köyümüzde de gözle görülür şekilde değişiklik görürüz. Çayırlar biçilir. Biçilen çayırlar belirli aralıklarla ters yüz yapılarak kuruması sağlanır. Kurumuş çayır yığınları dirgen ve anadut yardımıyla arabaya demetler şeklinde yüklenilir. 
Çayırın kaymaması için uzun iplerle sıkı sıkıya bağlanır, bu çayır demetleri ahır veya göm dediğimiz yerlere yakın yerlerde kale şeklinde harmanlanıp kışın genellikle yeni kuzulayan koyun ve keçilere yedirilir, bunun yanı sıra birkaç aylık buzağıların önüne dökülür. 
Çayır ve sap taşıdığımız arabalara yöresel isimle sal derdik. 
Bunun yanı sıra tırman aralarında kangal ve otları tırpanla tırpanlayarak biçilir.
Bu biçilen otlarda köye getirilip, kurumaya bırakılır, kuruduktan sonra bu otlar düğenle sürülüp uflanmasını sağlardık. 
Bu saman çeşidine de kes derdik. 
Bu otlar samanlığa istif edilir, kışın yeni yavrulayan hayvanlara verilir. Bunu yiyen hayvanlarda süt verme oranı oldukça artardı. 
Sadece bu mudur?
Köyde gözle görülür başka değişiklikler de olur. 
Örneğin, hacı leyleği yuvasında gözle görülür değişiklikler vardır. 
Büyümüştür leyleklerin iki yavrusu. Uçma denemeleri de başlamıştır. Kanat çırpmalar ve bir metre havaya sıçramalar gözle görmeye değerdi. 
Yeter artık, annemize babamıza bayağı yük olduğumuz! Artık yorulmasınlar. Kendi yiyeceğimizi kendimiz temin edelim. Zaten sonbaharda yolculuk yapacakmışız. Bol bol kalori almamız gerekiyor der gibidirler. 
Ekinlerde yavaş yavaş kurumaya yüz tutar, anlayacağınız firik zamanıdır. 
Firik toplamak biz köylü çocuklarının vazgeçilmeziydi. O zamanlar ve hâlâ da köyde yaşayan çocukların vazgeçilmezidir. 
Köyde arkadaşlarımızla giderdik buğday tarlalarına. Başakları toplar, demetler halinde bağlardık. Ancak bu başakları tek bir tarlada toplamazdık günah olur diye! Mümkün mertebe çokça tarlalardan toplardık. 
En iyi firik şaman dediğimiz buğdayın bir çeşidinde olurdu ki başak ve deneler iri iri olurdu. Tabii iki tercihimiz de şaman başağı yönünde olurdu. 
Kızlı-erkekli firiğe gittiğimizde eğer ki bir kıza ilgi duyuyorsan onun demet yapmasına yardımcı olurduk. Eğer ki o da sana ilgiliyse, senin yaptığın demeti öğer, gördün mü ne güzel demet yapmış deyince, dünyalar bizim olurdu.:)) 
Her ne hikmetse kendimizle su götürme hiç aklımıza gelmezdi. 
Yazın o sıcağında öyle bir susardık ki, tıpkı Kerbela misali. 
Bir taraftan sevdiğin kızın sana mimik hareketleriyle o sıcak bakışı, bir taraftan da güneşin sıcaklığıyla adeta kavrulurduk. 
Bizim Külhüyük Köyümüzün ziraat tarlaları dediğimiz bölgede rahmetli dedemin kuyusu vardı. Biz bu kuyuya kova ve ip yetiştiremezdik. 
Oradan geçen vatandaş su ihtiyacını giderir ve giderken de kovayı kendisiyle götürürdü. 
Birazda gülmeye ne dersiniz? 
Yine bir gün kuyunun başına gittiğimizde ip bağlı kovanın olmadığını gördüğümüzde adeta şok olduk ve susuzluğumuz bir misli daha artırdı. 
Beraberce firik toplamaya gittiğimiz bir ağabeyimiz vardı, ismi mevzubahis değil. Bizden birkaç yaş büyüktü. 
Bu ağabeyimiz kuyuya iner ve ayağından çıkardığı soğuk kuyu dediğimiz lastik ayakkabısını önceden yıkar ve o ayakkabıdan çıkan kirli suyu da kuyuya döker, tıpkı bir tastan bize su ikram ediyormuş gibi, ayakkabıya doldurduğu suyu yukarıya uzatır bize ikram ederdi. 
Ancak bu ağabeyimiz gıcık gittiği çocuklara suyu uzatmadan önce de suya tükürürdü. Sanki kristal bardaktan bize su ikram ediyormuş da birde tükürürdü mikrop kapalım diye... 
Gel de içme!
Elin mahkum.:)) 
Su ihtiyacımızı giderdikten sonra, herklerin arasındaki kurumuş otları toplayıp biriktirip yakar, topladığımız başaklardan herkes bir demet verir, o çölün ortasında yanan sap yığınına başakları üzerinden tutarak ütülenmesini sağlar ve ateş söndükten sonra bu pişen başakları elimizle üfler afiyetle yerdik. 
Çokça arkadaşlarımız firiğin nasıl olduğunu bilseler de hala bilmeyen arkadaşlarımız vardır. Onların da denemelerini tavsiye ederim. 
Tavsiye ederken de şu an canım firik istedi. 
Şu an çocuk olmak istedim, köyümde... 
Hele de firik zamanı... 
Susuz kalıp da, lastik ayakkabıda su içsem de. 
 
 

Anahtar Kelimeler : Numan KURT ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/12%20Kas%C4%B1m%20Sal%C4%B1-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı