13 Ekim 2018 16:01
-A +A
Muhammed Emin Hekimhan

Muhammed Emin Hekimhan

CEVDET KUDRET’TEN

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Prof. Dr. Cevdet Kudret’i saygıyla ve rahmetle anıyor ve bir yazısını aynen aktarıyorum:
BABALAR VE ÇOCUKLAR
Dil özleşmesine karşı olanların ikide bir ileri sürdükleri görüşlerden biri de bu: babalarla çocuklar birbirlerini anlayamaz olmuşlar.
Ben bunda korkulacak, üzülecek bir yan göremiyorum, uygarlık değiştiren bir toplumda babalarla çocuklar elbette anlaşamayacak. Bu konuya dokunanlar nedense yalnız dil anlaşmazlığını görüyorlar da öbür anlaşmazlıkları görmüyor, ya da görmezlikten geliyorlar. Bugün babalarla çocuklar arasında bilgi, inanç, töre, dünya görüşü vb. bakımlarından anlaşmazlık yok mu? Dünyanın öküz boynuzu ucunda durduğuna inanan kişinin oğlu dünyanın boşlukta döndüğüne inanıyor; çarşaflı kadının kızı mayo giyiyor; mahalle imamının çocuğu laikliği savunuyor; padişahlığı öven kimsenin torunu, «Türk Cumhuriyetini ilel-ebet muhafaza ve müdafaa» görevini yükleniyor.
Dünün efendi-köle temeline dayanan toplumu ile bugünün insan eşitliği temeline dayanan toplumu arasında görüş ayrılığı olduğu gibi dil ayrılığı da olacak elbette. Dün, yüksek mevkideki kişiye arz-ı ubûdiyyet ederim (kulluğumu sunarım) diyen babanın oğlu, bugün aynı mevkideki kişiye saygılarımı sunarım demekle yetiniyor. Dün, konuşma sırasında oğlundan, kızından söz ederken, mahdum bendeniz (oğlum kulunuz), kerime cariyeniz (kızım cariyeniz) diyen babanın çocuğu, bugün, sadece oğlum, kızım diyor. Günün birinde şu efendim sözcüğünden de kurtuluruz belki...
Biz, babalarla çocukların anlaşamamalarından değil, asıl anlaşmalarından korkmalıyız. Eğer anlaşırlarsa, gelişme durmuş demektir.
Hem, babalarla çocuklar arasındaki dil anlaşmazlığı yalnız bugünün işi değil ki. Bu, oldum olası böyle gelmiş, belki de uzun bir süre daha böyle gidecek... Tarihle biraz uğraşan kimse, bunun çok eski bir geçmişi olduğunu bilir. Türk'ler İslamlığı kabul edip de İslam uygarlığı çevresine girince, dillerini bu yeni uygarlığın etkisinden kurtaramamışlar, birtakım yabancı sözcükleri ve dil kurallarını kullanmağa başlamışlardır. XI. yüzyılın ikinci yarısında:
Etil suvı aka turur,
Kaya tübi kaka turur1 diyen baba ile, XII. yüzyılın ilk yarısında:
Ahilik şeref, cah, cemâl arturur2 diyen oğul ve aynı yüzyılın ortasında:
Ol Kaadir'im kudret bilen nazar kıldı3 diyen torun elbette anlaşamıyorlardı. Bugün de aynı şey oluyor. Yani, Doğu uygarlığından çıkıp Batı uygarlığına girdiğimiz için, Doğu uygarlığına bağlı her şeyi bırakıyoruz. Dil alanındaki davranış da, bunun olağan bir sonucudur. Eski çağda oğulların yabancı dillerden aldığı sözcük ve kuralları bugün torunlar atıyor, yerlerine Türkçelerini koyuyor. Doğu uygarlığına bağlı babaların zât-ül-ü-kaah-üz-zâhire dediği şeye bugünkü çocuklar çiçekli bitkiler diyor. Zât-ül-ercül-ül-kesire yerine çokayaklilar, zû-er-baat-ül-adla yerine dörtgen, zâviyetân-ı mütebâdiletân-ı dâhiletân yerine iç ters açılar, silsile-i cibâl yerine sıradağlar, azm-i harkafa yerine kalça kemiği, azm-i terkova yerine köprücük kemiği, em'â-yi rakika yerine ince barsaklar vb. diyor. Babalarla çocukların dilleri arasındaki ayrılığı belirtebilmek için, terimler dışında da birkaç örnek verelim: aks-ül-amel Ctepki), medhiyye (övgü), muvaffakiyyet (basan), hafriyyât (kazı), vâsıta-i nakliyye (taşıt), mah-rûkaat (yakıt), reis (başkan), muhacir (göçmen), matbuat (basın), kat'î (kesin), muhterem (sayın), vaziyet (durum), tefsir (yorum), mütekaaid (emekli), şifahî (sözlü), sâlnâme (yıllık), ser-levha (başlık) vb...
Bugün çocuklarıyla anlaşamamaktan yakınan babalar sanki kendi babalarıyla anlaşıyorlar mıydı? Uygarlık değiştiren toplumlarda çocuklar babalara değil, babalar çocuklara uymak zorunda kalmışlardır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kiralık Konak romanında bunun çok güzel bir örneği anlatılır: II. Abdülhamit ileri gelenlerinden Naim Efendi, bir gün eline damadının okuduğu kitaplardan birini alır. Bu, Edebiyat-ı Cedide romanlarından biridir. Naim Efendi kitabın şurasından burasından biraz okumak ister, hiçbir şey anlamaz. Anlamadığı şey, düşünceler, görüşler değil, doğrudan doğruya sözcüklerin anlamları, cümlelerin kuruluşudur. Fakat sonraları, torunları yetişip de aynı dili evin içinde konuşmağa başlayınca, Naim Efendinin gözünde bu sözcüklerdeki kapalılık, bu cümlelerdeki gariplik yavaş yavaş kalkmağa başlar.
Bugün de aynı şey olacak. Çocuklar zû-erbaat-ül-adla diyemiyeceklerine göre, babalar dörtgen demeği öğrenecek. İster istemez diyecek. Bugün Ahmet Emin Yalman'ın bile kendi gazetesindeki adı ser-muharrir değil, başyazar' dır; Vatan gazetesi geçen yıl Vatan Sâl-nâmesi çıkarmadı, Vatan Yıllığı çıkardı...
Biz bugün, İslam uygarlığının getirdiği yabancı sözcüklere karşılık bulmakla kalmamak, yeni girdiğimiz Batı uygarlığı çevresinden gelen yeni kavramlara da Türkçe adlar bulmak zorundayız. Tuhaf bir huyumuz var: ya eski alışkanlığımızdan, ya da dilimize güvenmediğimizden (sevmediğimizden demeğe dilim varmıyor) olacak, gelen kavram eğer kendi adıyla gelirse hiç aldırmıyoruz; Arapça kökten bir karşılık uydurulursa, gene sesimiz çıkmıyor; ama Türkçe bir karşılık buldunuz mu yer yerinden oynuyor. Diyelim, culture kavramı. Buna Türkçede kültür dendi, hiç aldıran olmadı; Arapça kökten hars dendi (ne kötü sözcük! karpuz kabuğu yiyen hayvanın çıkardığı sese benziyor), gene aldıran olmadı; ama birisi çıkıp da ekin der demez kıyamet koptu; efendim, çocuklarının dilini anlayamaz olmuşlar. Ya kendileri hars derken babaları anlıyor muydu?..
Şu bildiğimiz Fâzıl Ahmet Aykaç'ın Arapça tayyar (uçan, uçucu) sözünden aktardığı tayyare sözcüğü uydurma sayılmaz da, Türkçe uçmak fiilinden kurulan uçak sözcüğüne «uydurma» derler. İdeal denir, ses yok; Ziya Gökalp mefkure der, gene ses yok; ama ü'feü dedin miydi ses çok...
Dilimize yeni yeni girmeye başlayan şu sözcüklere bakın: troleybüs, ekskavatör, buldozer, grayder... Söylenir bela değil!..
Aman elimizi çabuk tutup şunlara Türkçe birer karşılık bulalım; yoksa babalar Arapça birer söz uyduruverirlerse yandık demektir; bizim sonradan bulduklarımızın yüzüne bile bakmaz, «çocuklarımızla anlaşamıyoruz!» diye bar bar bağırışmağa başlarlar...
(1960) Cevdet Kudret
1 lef il suyu akar durur, kaya dibini kakar durur (Divânü Lûgat-it-Türk).
2 Cömertlik, şeref, mevki, güzellik arttırır (Edip Ahmet: Atebel-ül-Hakayık).
3O güçlü Tanrım güc ile baktı {Ahmet Yesevî: Hikmet).
Kaynak : Cevdet Kudret - dilleri var bizim dile benzemez - Dil Üzerine Denemeler Tartışmalar - Bilgi yayınevi - Genişletilmiş İkinci Basım Aralık 1986
 
 

Anahtar Kelimeler : Muhammed Emin HEKİMHAN ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/12%20ARALIK%20%C3%87AR%C5%9EAMBA-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı