1 Ekim 2019 10:18
-A +A
İsmail Tufan

İsmail Tufan

Duyguların Kısa Bir Hikayesi

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Yine yorgunluktan gözüme uyku girmediği günlerden biriydi, Kitaplığımdan tesadüfen bir kitap aldım, amacım okumak değil, okurken uyuyup kalmak, ama “K.’nin Dönüşümü” başlığını taşıyan gerçek hikayesini okudukça gözlerim açıldı. O dönemin insanları K.yi sohbetten hoşlanan, neşeli biri olarak “dünyadaki en cesur adam” olarak görüyordu. En azından bu bile K.’nin hikayesini okumanın, zamanımızı boşa harcamak olmadığı anlamına geliyor.  
K. 40 yaşına eriştiğinde “Midlife-Crisis” ile karşı karşıya kalınca kendisini yenilemeye, kendisini yeniden tasarlamaya, yeniden yaratmaya karar verdi. Tıpkı bir semti kâğıt üzerinde yeniden tasarlayan, bir kentsel dönüşüm mimarı veya yazılımını yeniden düzenleyen bir yazılım mühendisi gibi K da kendisini tekrar tasarlayacaktı: K2.0! 
K.’nin çocukluğu hakkında fazla bir şey bilmiyoruz. Çocukken biraz kafası dağınık olduğu söyleniyor. O da her çocuk gibi oyun oynamaktan hoşlanıyordu. Bir seferinde okula giderek karşılaştığı çocuklarla oyun oynamaya dalmış, okula geldiğinde çantasını oyun oynadığı yerde unuttuğunu ders başladığında hatırlamıştı. 
K.’nin doğup büyüdüğü yer 4000 haneli, 50000 nüfuslu, Almanya’da o dönemin en büyük şehirlerinden biriydi. Üniversite öğrencisiyken şehrin en popüler kafeteryalarına gider, bilardo ve iskambil oyunları oynardı.  Fakat bütün bunlar nerdeyse herkesin tanıdığı, en azından ismini duyduğu K. ile bizim bugün ilgilenmemizin sebebi değildir. K.’nin dünya çağında üne kavuşmasının sebebi, 40 yaşından sonra, yani “yeniden doğuşundan” sonra ortaya koyduğu randımandır. 
Bu bağlamda belirleyici olduğu söylenen bir olay, Joseph Green ile tanışmasıdır. Joseph Green, tıpkı K. gibi bekar bir adamdı. Ama aynı zamanda aşırı titizliği ile dikkat çekmekteydi. Adeta aşırı titizlik Green’de insan biçimine bürünmüştü. Yaşamını tam manasıyla aklı ile kontrol eden biriydi ve K. buna hayran kalmıştı. K. o denli etkilenmişti ki, bundan sonraki hayatını tıpkı Green gibi belirli ilkelere göre nizama koyacaktı. Aldığı kararı uygulamaya koydu. 
K. vücudundan memnun değildi. Kısa boyluydu, sadece 157 santimetre. Sağ omuzu ise sol omuzundan belirgin şekilde daha yüksekteydi. Cılız, çelimsiz bir görünüşü vardı. Elbiselerinin üzerinde bir nebze düzgün durması için özel önlemler alması gerektiğini, K’nin bir arkadaşı, Reinhold Bernhard söylemiştir. Ayrıca K. hastalık hastasıydı ve alerjileri vardı. Baskıdan yeni çıkmış bir gazete bile hemen hapşırmasına yol açıyordu. K. özgür iradesiyle bütün bu sorunlarını aşmak istiyordu. Aşağı yukarı şu sözlerle bundan sonraki yaşamının rotasını çiziyordu: “İnsan olarak aklımıza uyarak yaşıyoruz, dolayısıyla akıl ilkeleri ile hayvani güdüleri dizginlemeliyiz.”
K. aklı ile benliğini yeniden yazdı. K. mantık ve metafizik profesörü oldu. Gençliğinde zaman zaman uykuya daldığı ve bu yüzden yataktan geç kalktığı olmuştu. Ama artık yeni yaşamında buna izin veremez. Bu yüzden K. hizmetçisi Martin Lampe’ye şu emri verdi: İster kış ister yaz olsun, ne kadar yorgun olursam olayım, saat tam beşte, beni “vakit geldi” diyerek uyandıracaksın! 
K. kahveyi çok severdi. Ama bu eğilimini bastırmak için kalkar kalmaz çok inceltilmiş iki fincan kahveyi aceleyle ayakta içerdi.  
K. eskiden tiyatroya ve konsere giderdi. Müzikten hoşlanırdı. Ama şimdi bunları küçümsüyordu. Çünkü “sadece duyusal” olarak farkına varılan şeylerdi. 
K. iskambil oyunlarından da vazgeçti. 
Böylece K. amanla “tamamen saf bir teori” halindeki inana dönüştü. Dünyada hiçbir yere gitmemişti, ama coğrafya öğretiyordu. Coğrafya çok severek verdiği derslerin başında geliyordu. Buna karşın yolculuk, evden dışarıya çıkmak, dünyayı tüm duyularla algılamak, bütün bunlar K. için hiçbir şey ifade etmiyordu. Çünkü sadece duyusal algılardan ibarettiler. Vücut hiçbir şeydi, duyular hiçbir şeydi. Akıl! Akıl! Akıl! Dünyayı akıl yoluyla keşfetmek her şeydi! Bir süre sonra K. vücuduna o denli hakim olmuştu ki, susamışlık duygusunu aklıyla giderebiliyordu.  Vücudunu aklıyla bastırması, kontrol edebilmesi o denli ileri seviyeye erişmiştir ki, bedenini utanarak algılar hale gelerek, bedenine yabancılaşmıştı. 
Bu yüzden sol gözünün kör olduğunu bile anlayamamıştı. K. yatağa yorgun olduğu için değil, saat 22.00 olduğu için girerdi. Acıktığı için değil, saat 13.00 olduğu için yemek yerdi. Kısa bir yürüyüşe canı istediği için değil, saat 19.00 olduğu için çıkardı. Bu sert disiplin meyvesini verdi. K. on yıl düşündükten sonra düşüncelerini kâğıda aktardı: Saf Aklın Eleştirisi. 
K. git gide ünlü ve yaşlı bir adam oldu. Kendi üzerinde gerçekleştirdiği deneyi tamamladı. Hangi sonuçla? Saf akla geri çekilmesi, onu mutlu bir insan yaptı mı? Bir keresinde arkadaşlarına şöyle dediği söylenir: Hayatımı en başından beri yaşadığım gibi yeniden yaşamam mümkün olsaydı, bu kesinlikle istemezdim.
Hayatının son yılında birden bire canı yolculuğa çıkmak istedi. Uzun yolculuğa. Ve canı kahve çekti. Kahve! Kahve! Diye bağırıyordu. Son günlerinde aniden müziğe de ilgisi uyandı. Ama K.’nin saati dolmuştu. 12 Şubat 1804 tarihinde, öğleden önce saat 11.00’de K. öldü. Son nefesinde “bu iyi” dediği söylenir. Yeni kaleme alınan bir biyografisinde K. hakkında şuna dikkat çekilir: “Düşünebildiği sürece, Kant asla kasvetli acılardan tamamen kurtulmamıştı.” 
 
Kaynak: B. Kast (2011), Wie der Bauch dem Kopf beim Denken hilft. Die Kraft der Intuition, 4. Baskı, Frankfurt/Main: Fischer, s. 28-34 
 
 

Anahtar Kelimeler : İsmail Tufan,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/12%20EK%C4%B0M-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı