24 Temmuz 2019 15:37
-A +A
Çerkez Bozdağ

Çerkez Bozdağ

HACI PASTA

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı.

 
 
1990’lı yılların başıydı. Konya’da Fırat Usta isminde bir pastane işletmecisi yaşıyordu. Yaptığı pastalar öylesine güzeldi ki o pastaları bir defa tadan kişiler bir daha o pastaneden vazgeçemiyordu. Fırat Usta belli bir yaşa geldikten sonra sakal bırakmıştı. Zamanla adı unutulmuş pastaneye gelen müşterileri ona sadece “Hacı Amca” demeye başlamışlardı.
Bir gün pastaneye gelen şirin mi şirin bir küçük kız ona “Hacı Amca” diyeceği yerde “Hacı Pasta” demişti. O anda pastanede bulunan müşteriler o sevimli kızın söylediği “Hacı Pasta” sözünü çok sevmişler, o günden sonra da Fırat Usta’nın adı hepten unutulmuş ve adamcağız “Hacı Pasta” olarak anılır olmuştu. Bu ismin çok tuttuğunu gören Fırat Usta da pastanesinin tabelasını “Hacı Pasta’nın Yeri” diye değiştirmişti.
Hacı Pasta’nın pastanesi çok temizdi. Pastaları mükemmeldi. O, çok dürüst de bir insandı. Hiç kimseye haksızlık yapmaz, kendisinin ve ailesinin boğazından haram lokma geçirmezdi. Hiç yalan söylemezdi. Namazında, niyazında bir insandı. Yoksullara yardım etmekten büyük zevk alırdı. Büyük, küçük demeden herkese hürmet eder, hem işyeri hem de ev komşularıyla çok iyi geçinirdi.
Peki, hiç mi kusuru yoktu Hacı Pasta’nın. Vardı, vardı… Komşularına ve müşterilerine son derece hürmetkâr davranan Hacı Pasta, yanına aldığı işçilerine çok kötü davranırdı. Onlara karşı kabalaşır, işçilerin canlarına okurdu. Konu komşunun zaman zaman kendisini uyarmasına aldırmaz. “İşçiye acırsan acınacak durumlara düşersin.” derdi. Günlerce, haftalarca işçi bulamadıkça da kendi kusurunu görmezden gelir, kaderine hayıflanırdı.
Bir gün Zahit isminde bir üniversite öğrencisi geldi Hacı Pasta’nın işyerine.
-Amca, dedi. Ben çok yoksul bir aile çocuğuyum. Aynı zamanda üniversite öğrencisiyim. Uzun zamandır iş arıyorum. Pazartesi Salı günleri saat 16.00’dan sonra gelebilirim. Diğer günler ise 13.30’da gelirim. Cumartesi-Pazar ise tam gün çalışırım. Eğer iş bulamazsam okulu terk etmek zorunda kalacağım. Bana iş verebilir misiniz?
Hacı pasta karşısındaki genci dikkatle süzdü.
-Adın ne senin?
-Zahit, efendim…
-Bak Zahit, sana iş veririm ama dürüst çalışacaksın.
-Hiç şüpheniz olmasın amcacığım.
-Yanında hiç para getirmeyeceksin. Seni her gün hem işe geldiğin saat arayacağım hem de işten çıkarken.
Zahit şaşırdı.
-O niye efendim?
-Kasaya da bakacağın için para çalıp çalmadığını kontrol için.
Zahit kıpkırmızı kesilip sarsıldı. Ona sesi titreyerek cevap verdi:
-Ben hırsız değilim efendim.
-Ben sana hırsızsın, demiyorum. Tedbir amaçlı…
Zahit çok çaresizdi. Hacı Pasta’nın teklifini kabul etmekten başka şansı yoktu. 
-Tamam, amca, dedi. Gönlünüz öyle rahat edecekse beni istediğiniz kadar arayabilirsiniz.
Zahit hemen o gün işe başladı. Hacı Pasta da bağırıp çağırıp onu azarlamaya… Yirmi gün boyunca anasından emdiği sütü burnundan getirdi Zahit’in. Karşısındaki genç sustukça Hacı Pasta daha bir köpürmeye başladı. Müşterilerin yanında Zahit’e sürekli bağırıp çağırıyor, onu küçük düşürücü sözler söylüyor, hatta ona hakaretler savuruyordu. Hele de Zahit’in üstünü başını aramaya başladı mı daha bir kabalaşıyor, karşısındaki genci canından bezdiriyordu.
Sustu Zahit. Tahsiline devam edebilmenin hatırına sustu. İstikbale giden yolda çile çekmek gerektiğine inanarak sustu. İçi alev alev yandığı halde, yüzü buz keserek sustu. Hacı Pasta’nın akıllar yitirten zalimliklerine tam yirmi gün dayandı. Hacı Pasta’nın attığı her fırçadan sonra yönünü duvara dönerek gözyaşını silerken “Allah’ım bana sabır ve güç, şu zalim adama da vicdan ver.” diye inliyordu.
Pastanenin bulunduğu semtte esnafın “Deli Dabış” dediği bir akıl fukarası vardı. Deli Dabış onun bunun sadakasıyla geçinen 40’lı yaşlarda, sahipsiz bir garibandı. Çevre esnafın ve semt sakinlerinin verdiği sadakalarla geçinen Deli Dabış’ın en yakın ahbabı Hacı Pasta’ydı. Normalde günlük hayatında hiç küfretmeyen ve küfredenleri hiç sevmeyen Hacı Pasta, Deli Dabış’ın küfürlerinden çok hoşlanırdı. Gerçek adını hiç kimsenin bilmediği Deli Dabış, Hacı Pasta’nın pastanesine girer, canının istediği her şeyi yiyip içer, sonra da küçük bir harçlık alır giderdi. Hacı Pasta onu komşu esnafa sövdürmekten büyük zevk alırdı. Hacı Pasta’nın bütün ısrarlarına rağmen Deli Dabış mahallenin imamına sövmezdi.
“İmama söv.” dendiği anda gözünü sabit bir noktaya diker ve “Cehennem var, cehennem!” diye haykırırdı. 
Günlerden Cuma idi. Deli Dabış hem karnını doyurup hem de yolunu bulmak için Hacı Pasta’nın dükkânına daldı. Hacı Pasta onu görünce gülümsedi.
-Vaay, benim en yakın ahbabım! Bugünkü yiyeceklerini hak etmek için hadi şu Zahit’e bir söv bakalım. 
Deli Dabış, birkaç dakika önce günlük fırçasını yediği için yüzü kıpkırmızı kesilen Zahit’in yüzüne dikkatle baktı. Baktıkça da kendi yüzü renkten renge girdi. Zahit’le göz göze gelince birden put kesildi. Gözlerini etkilendiği gözlerden kaçırdı ve duvardaki çerçeveli orman manzarasına kilitledi. Hacı Pasta sözünü tekrarladı.
-Hadi Dabış, şu Zahit’e bir söv, dedim sana.
Deli Dabış kafasını manzara resminden ayırmadan haykırdı:
-Cehennem var, cehennem!
Hacı Pasta gevrek gevrek güldü.
-Korkma Dabış, bu genç, imam değil. Hadi ona bir söv.
-Sövmem, cehennem var, cehennem!
Hacı Pasta’nın canı sıkıldı.
-Bana bak Dabış, eğer bu gence sövmezsen sana yiyecek de vermem, para da…
Deli Dabış diklendi:
-Vermezsen verme! Demek ki bu gün burada nasibimiz yokmuş. Ben de başka yerde ararım.
Hacı Pasta’nın sinirleri hepten bozuldu, öfkesi hızla artmaya başladı.
-İyi de bu adama niye sövmüyorsun?
Deli Dabış’ın gözleri Zahit’in üzerine dikildi. Dabış bir süre düşündü ve Parmağı ile Zahit’i göstererek Hacı Pasta’nın sorusuna cevap verdi:
-O, Allah’ın adamı.
Hacı Pasta çıldırıverdi.
-Ulan deli soyka! O, Allah’ın adamı da biz kimin adamıyız?
Deli Dabış’ın gözleri bu sefer de Hacı Pasta’nın üzerine kilitlendi.
-Sen…
-Evet, ben?
-Sen şeytanın adamısın…
Hacı Pasta öfkeden kudurdu. Deli Dabış’ı kolundan tuttuğu gibi dışarı attı. Bir yandan da avaz avaz bağırıyordu:
-Ulan nankör köpek! Senin karnını ben doyuruyorum. Yiyorsun, içiyorsun, üstüne üstlük bir de harçlık alıp gidiyorsun. Bir daha bu dükkâna yaklaşırsan senin ayaklarını kırarım!
Hacı Pasta çok zor sakinleşti. Saate baktı, namaz vakti yakındı. Abdest alırken bile hâlâ öfkeyle söyleniyordu.
-Hıh! Ben şeytanın adamıymışım. Seni deli soyka, seni nankör köpek seni!
Tam o sırada Zahit onun karşısına geçti. Elleri birbirine kenetlenmiş bir şekilde bekliyordu. Hacı Pasta öfkeyle gürledi:
-Karşımda ne dikilip duruyorsun? İşin yok mu senin?
-Şeyyy, ustam.
-Şey ne? 
-Ben de Cuma namazına gidebilir miyim?
-Sen mi… Cumaya mı?
-Evet, ustam, eğer izin verirsen namazı kılar hemen gelirim.
Hacı Pasta birden yumuşadı. Sevinçten ne söyleyeceğini şaşırdı.
-Tabii evladım, dükkânı kapatır, birlikte gideriz. Hadi abdestini al.
Zahit başta patronunun kendisiyle alay ettiğini sandı. Sonra onun ciddi olduğunu anlayınca büyük bir sevinç içinde abdestini aldı. Pastaneyi kapatıp birlikte caminin yolunu tuttular. Hacı Pasta yolda o aksi sesiyle Zahit’e bir soru sordu.
-Her gün sen benim dükkâna girdiğinde ve dükkândan çıkarken üzerini aradığımı hiç kimseye söyledin mi?
Zahit şaşırdı.
-Hayır, ustam, her yemini ederim, hiç kimseye bir şey söylemedim.
-Peki, o zaman kimden öğrendi bu insanlar?
-Bilemem ustam, Allah şahit, ben hiç kimseye hiçbir şey söylemedim.
Hacı Pasta’nın canı sıkıldı. İşe başladığı güden beri Zahit’in ne yalanını görmüştü ne de yanlışını… “ Ben bu çocuğu kaç defa herkesin önünde ulu orta arayıp durdum. Dükkâna gelenlerden biri fark etmiş olmalı.” diye düşündü. Birlikte camiye girip en ön safa geçip oturdular. Ezan okunduktan sonra namazlarını kıldılar. Hacı Pasta’nın kafası çok karışıktı. Deli Dabış’ı hatırladı. “O, Allah’ın adamı, sen şeytanın ada<mısın cümleleri yüreğine ok gibi oturdu. Namazı kılarken birkaç defa şaşırdı. Tesbihat boyunca Zahit’in temiz yüzünü seyretti. Duadan sonra ayağa kalktı. Caminin imamı Haydar Hoca herkesten önce ayağa kalktı.
-Ey cemaat, dedi. Cami sakinlerimizden birinin askıda asılı duran paltosunun cebinden cüzdanı çalınmış. İçinde de çok yüklü bir para varmış. İşe polisi karıştırmadan müezzin ve mahalle muhtarıyla birlikte herkesi arayacağız.
Hacı Pasta itiraz etti. 
-Böyle saçmalık olur mu hocam, insanları töhmet altında bırakıyorsunuz.
Haydar Hoca zekice gülümsedi.
-Ne o Hacı Pasta, yoksa para dolu cüzdanı sen mi çaldın?
Hacı Pasta’nın kan beynine sıçradı. Ağzından tükürükler saçarak var gücüyle bağırdı.
-Ne münasebet! Düpedüz iftira bu! İşyerim kapalı kaldı. Onun için acele ediyorum. Benim gibi bir insanın izzeti nefsiyle oynamaya utanmıyor musunuz? Gelin, hemen arayın beni!
Haydar Hoca, müezzin ve muhtar gelip Hacı Pasta’nın üzerini bir güzel aradılar. Hacı Pasta sinirden bayılmak üzereydi. Haydar Hoca acı bir gülümsemeyle Hacı Pasta’nın yüzüne baktı.
-Zoruna mı gitti Hacı Pasta? Biz seni bir defa aradık. Sen yanında çalıştırdığın işçiyi işe başladığı günden beri sabah- akşam her gün arıyorsun.
Hacı Pasta büyük bir hışımla dönüp Zahit’in yüzüne baktı. Haydar Hoca, sakin ve samimi bir sesle söze başladı.
-Hiç o gence bakma. Ben onu ilk defa görüyorum.
-Peki, kimden öğrendiniz? 
-Cuma vaktinden iki saat kadar önce abdest tazelemek için şadırvanın bulunduğu kısma gittim. Orda bizim Meczup Dabış hem ağlıyor hem göğsünü yumrukluyor hem de “Şeytanın adamı, cehennem de var, cehennem de var!” diye bağırıyordu. O birine öfkelendiği zaman hep böyle davranır. “Ne oldu Dabış, seni kim kızdırdı?” diye sordum. Senin, yanındaki işçiye nasıl davrandığını ağlayarak anlattı. Hem de birkaç defa şahit olmuş bu duruma.
Hacı Pasta’nın başı döndü, tam düşmek üzereyken Haydar Hoca ve mahalle muhtarı onu iki kolundan yakalayıp avlu duvarının yanındaki banka oturttular. Adamcağız hırsının kurbanı olduğunu çok geç anlamıştı. Ağlamaya başladı. Haydar Hoca onun bu durumunu hiç beğenmedi. Onu telaşla sarstı.
-Kendine gel Hacı Efendi, dedi.
Hacı Pasta derin derin soluyarak Haydar Hoca’nın yüzüne baktı.
-Şu anda hiç olmadığım kadar kendimdeyim İmam Efendi.
Sonra Zahit’e seslendi:
-Zahit, evladım, yanıma gel. 
Zahit çekine çekine onun yanına geldi.
-Buyur, ustam…
-Ellerini bana uzat.
Zahit ellerini uzattı. Hacı Pasta o elleri tutup defalarca öptü. Zahit ellerini güçlükle kurtardı.
-Estafurullah ustam, sen benim hem büyüğüm hem de velinimetimsin.
-Öyle deme evladım. Ben nefsimin ve hırsımın köpeği olmuşum. “Deli” dediğimiz Dabış kadar bile aklımı kullanamadım. Beni affet evladım. Allah da affetsin!
İkisi birbirine sarıldı. Onları izleyen mahalle muhtarının Haydar Hoca’nın ve müezzinin gözleri doldu. Hacı Pasta’nın yaş akan gözlerinde “şeytanın adamı” olmaktan kurtulmanın mutluluğu vardı. Haydar Hoca gülümseyerek ona gerçeği açıkladı.
-Hacı Pasta kimsenin parası pulu çalınmadı. Biz sadece sana bir ders vermek istedik.
-Aldım Haydar Hoca’m, dersimi hem de çok sağlam aldım. Allah adına yemin ederim bundan sonra hiç kimseyi incitmeyeceğim. 

Anahtar Kelimeler : Çerkez Bozdağ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Bayram Gelmiş Neyime!

Bayram Gelmiş Neyime!

17:01 17 Eylül 2019
Deplasmandan 3 puan

Deplasmandan 3 puan

08:04 16 Eylül 2019
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/23%20Eyl%C3%BCl%20Pazartesi-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı