24 Mayıs 2018 16:02
-A +A
Konuralp Usta

Konuralp Usta

İbret Vesikaları

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

         Rahmet sağanağının kainatı kuşattığı  bir zamanı idrak ediyoruz. Manevi güzellikler kapladı bütün afakı. Mana aleminin ruhları yücelten değerleri  ruhları zenginleştiriyor, gönülleri şaha kaldırıyor. Ramazanın mana ikliminde  nefis tezkiyesi hayati öneme sahiptir. Buna giden yolda ibret vesikası mesabesinde olan  anekdotlar, hayatın hakikatine vakıf olma noktasında  bir fonksiyon icra eder. İşte bunlardan bir buket…
         Bir zamanlar bilginler ve şairler “suskunlar meclisi” adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. Üye sayısı kırk kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı, çok düşünmek fakat çok az konuşmaktı. O zamanlar meşhur  şair ve bilgin  Molla  Cami bu meclisin aşkındaydı. Günün birinde  suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü  duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke gelir. Kendisini karşılayan kapıcıya   bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak  o sırada toplantı halinde olan  suskunlar meclisine gönderdi. Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Molla Cami oraya layık bilgindi, ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı  bir bardağı tamamen suyla  doldurduktan sonra Molla Cami’ye gönderdi. Zeki bilgin durumu kavramıştı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun özerine  o da  hemen oracıktaki  bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi. Meclistekiler bu kibar cevabın manasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı. Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya  karar verdiler. Başkan listeye Molla Cami’nin de adını ekledi. Kırk sayısının  sonuna bir sıfır koyarak dörtyüz yazdı. Bununla Molla Cami  sayesinde  meclisin değerinin on kat arttığını belirtiyordu. Listenin son şekli Molla Cami’ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfır silerek kırk sayısının soluna  koydu. Alçak gönüllü Molla Camii, böyle  kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu.
         Gül yaprağı olmak kolay değil. Ama evde işte, çevrede geçim ehli olmanın, gül gibi geçinmenin  yolu gül yaprağı olmaktan geçiyor. Yük olmayıp yük almak, gül yaprağı güzelliğine kavuşmak. Kendi içimizde, ailemizle, çevremizle  uyumlu olmanın, ebedi güzellikler yolunda  yürümenin müjdecisi. Gül yaprağı sırrına erenler, sağdaki sıfır gibi bulundukları topluma güç katarlar hem de bire on,ama soldaki sıfır gibi  davranıp  kimseye yük olmazlar. Ne dersiniz şöyle bir düşünmeye, evdeki, sitedeki  ve işyerimizdeki hayatımızda  gül yaprağı gibi miyiz, yoksa  bir damlası hayat karartan zehir miyiz? Hayatı, hem kendimize  hem de çevremize  zehir etmemek için güle sevdalanıp, gül yaprağı gibi olsak…
XXXXX
         Tolstot’un “İnsan Ne ile Yaşar “ adlı kitabında; çiftçi Pahom’un  hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan, kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir baronun karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için barona gidip talebini iletir. Gerçekten de baron  herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a ”Sabah güneşin  doğuşundan batışına kadar kat ettiğin bütün yerler senin. Fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım” der. ”Yoksa bütün hakkını kaybedersin…”
Pahom güneşin doğuşuyla beraber yürümeye  başlar. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken  gördüğü sulak araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmıştır. Koşar, koşar ama takati kesilir. Halsiz adımlarla  yürümeye devam ederken  burnundan kan damlamaya  başlar. Başladığı noktaya iyice yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha da kalkamaz. Baron olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Başında durur ve şöyle der: ”Bir insana işte bu kadar toprak yeter.”
         Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev…. Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük… Bazen insan ömründen daha çok borç biriktirmiş olur. Bazen de elinde olan ama fark etmediği nimetleri hoyratça harcayıp durur. İnsan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayatla olan bağlarını arttırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından. Tüketmeye  çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında  zamanı tüketir, sözleri tüketir. Benlik biriktirirken benliğini tüketir. Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çaya, zeytine ve ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz? Dolu bir cüzdanı olmasa da  bir evi, muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine ekmek getiren, ”eline sağlık“ diyen bir erkeğin zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?
         Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak kadar fakiriz hepimiz. Aldığı maaşı yetiremeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekanı dar bulanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, az toprağa ihtiyaç var sadece. Aldığımız her nefes, menzile bir adım daha yaklaştırıyor hepimizi…
      Ramazanın milletimize ve memleketimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.


Anahtar Kelimeler : Konuralp USTA,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/18%20A%C4%9Fustos%20Cumartesi-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı