7 Ağustos 2018 16:00
-A +A
Çerkez Bozdağ

Çerkez Bozdağ

İKİ ÇOCUK BİR TABUT

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Ocak ayının 27’siydi. Kısa boylu, esmer, oldukça zayıf, yirmi beş- otuz yaşlarındaki bir genç, dişleri birbirine vura vura “Özügüzel Sürücü Kursu” nun kapısının zilini çaldı. Kapıyı oldukça şık giyimli çok güzel bir kız açtı. Kız, bütün şirinliği ile genç adama gülümsedi:
-Buyurun efendim, size nasıl yardımcı olabilirim?
Esmer gencin nutku tutulmuştu. Genç kıza beğeni dolu gözlerle baktı. Kız bu bakışlara alışıktı. Zaten onu da bu çekiciliği yüzünden sekreter koltuğuna oturtmuşlardı. Tatlı dili, güler yüzü ve çekici güzelliği ile kurumuna pek çok müşteri kazandırıyordu. O, bunun farkındaydı ama tek derdi evine ekmek götürebilmekti. Karşısındaki gencin konuşmadığını görünce sorusunu tekrarladı:
-Efendim, size nasıl yardımcı olabilirim?
İlk şaşkınlığı atlatan genç, cevap verdi:
-Şey… Ben sürücü belgesi almak için kursa yazılmak istiyorum da…
-Hemen kaydedelim efendim.
Ücret konuşulup taksitlendirildi. Formlar dolduruldu. Kayıt yapıldı. Genç adamın adı Hayri Şanlıbey idi. Serbest muhasebeci olarak çalışıyordu. Genç kıza hayranlıkla sordu:
-Hanımefendi, isminizi öğrenebilir miyim?
-Sülünay, efendim.
-Adınız da kendiniz kadar güzelmiş.
Genç kızın güzel yüzü kıpkırmızı kesildi.
-Teşekkür ederim efendim.
-Sülünay hanım, ben çok yoğun çalışan bir insanım. Derslere katılamam.
-Patronumuz ve hocalarımız bu konuda oldukça hoşgörülüler. Taksitleri zamanında yatırın. Sınavlara girersiniz, olur bu iş.
-Çok sağ olun, bu iş bu kadar kolay mı sahiden?
Genç kız, Hayri Şanlıbey’in iliklerine işleyen bir bakış attı.
-Herkes sürücü belgesini nasıl alıyor, sanıyorsunuz?
O günden sonra Hayri Şanlıbey derslere hiç girmedi. Fakat sürücü kursuna sık sık gelip gitti. Aslını, neslini araştırdığı Sülünay’ın Maliye’de çalışan bir memurun kızı ve bekâr olduğunu öğrendi. Başta ona hiç yüz vermedi Sülünay. Büyüklerini devreye soktu Hayri Şanlıbey. Araya hatırı sayılır kişiler koydu. Sonunda kendisiyle evlenmeye ikna etti Sülünay’ı
İki genç kısa sürede dillere destan bir düğünle evlendiler. Sülünay, güzel olduğu kadar akıllı ve itaatkâr bir kızdı. Bu kadar güzelliği bir arada gören Hayri’nin ayakları yerden kesilirdi. Mutluluktan uçuyordu.
Oldukça analitik düşünen bir muhasebeci olmanın yanında aynı zamanda romantik bir müzisyendi Hayri Şanlıbey. Çok güzel bir sesi vardı. Bağlama, ut ve keman çalmada profesyoneldi. Akşamları müzikli bir kafede hatırı sayılır bir paraya çalışıyordu. Çalışmak onun hayatının en önemli parçasıydı. Disiplini ve dürüstlüğü sayesinde tüm tanıdıklarının güvenini kazanmıştı. Çevresindeki herkese saygı ve sevgi gösterirdi.
Hayatının tek hilesini Özügüzel Sürücü Kursu’nun sınavlarında yapmıştı Hayri Şanlıbey. Soruları hiç okumadan cevap anahtarına göre işaretlemiş ve sınav birincisi olmuştu. Ödül olarak da kurs için yatırdığı ücreti geri almıştı. Şoför koltuğuna hiç oturmadan “direksiyon sınavı”nı da geçmişti. Bu durumu hatırladıkça canı sıkılıyor fakat Sülünay’ı kazanmış olmanın mutluluğu ile rahatlıyordu.
Evliliklerinin ilk yılı dünyanın en güzel şiiri gibi mükemmel geçti Hayri ve Sülünay çiftinin. Hayri’nin kazancı çok iyi idi. Evini, arabasını almıştı. Arabayı aldığı ilk üç ay büyük sıkıntı yaşamıştı şoförlük konusunda. Daha sonra yakın bir arkadaşının çalıştırması sonucu otomobili kullanmayı öğrenmişti. “Her şey yolunda.” derken çocuklarının olmadığı dehşetiyle karşı karşıya kaldılar.
En iyi doktorlara götürdü Hayri Şanlıbey sevgili Sülünay’ını. Çareler aradı Şanlıbey çifti bir çocuk sahibi olabilmek için. Doktorlarda gerekli devayı bulamayınca pozitif ilimlerin gücüne inandıkları halde “Belki bir umut…” diye muskacı hocalara gittiler, yine olmadı. 
Bir gün bir doktor çıktı karşılarına. Onlara “tüp bebek”ten bahsetti. Bu, son umuduydu Hayri ile Sülünay’ın. Gerekli olan her şeyi hazırladılar. İki defa denediler; bebekleri olmadı. Tam ümidi kesmişlerdi ki doktor son bir deneme teklif etti. Bu son deneme olumlu sonuç verdi. Ocak ayının 27’sinde nur topu gibi ikiz çocukları oldu. Biri kız, biri oğlan. Kıza “Aslı” ismini verdiler, oğlana ise ”Kerem.” 
Kerem ile Aslı Hayri ile Sülünay’a tam bir “Kerem ile Aslı” aşkı yaşatmaya başladı. Hayri ‘nin annesi Kâmile Hanım iki torununun da giysilerinin her birinin koltuk altlarına nazar boncuğu taktı. Çocuklar büyüdükçe güzelleşiyor, onlar güzelleştikçe Şanlıbey ailesinin neşesi daha da artıyordu.
Çocuklar sekiz yaşına gelmişlerdi. İlkokul ikinci sınıfta okuyorlardı. İkisi de çok başarılıydı. İkisinin de zekâ düzeyleri 150’nin üzerindeydi. Yarıyıl tatiline girmişlerdi. Hayri’nin kız kardeşinin düğününe katılmak için Kayseri’ye gitmişlerdi. Düğün gece on ikide bitti. Hayri Şanlıbey efkârlanmış hem içmiş hem de ağlamıştı. Yola çıkmasına engel olmak istediler, kimseyi dinlemedi. İşleri yoğunmuş, sabahı bekleyemezmiş. Sülünay yola çıkmak istemedi fakat Hayri’ye dinletemedi.
Ocak ayının 27’siydi. Dışarıda tipi vardı. Göz gözü görmüyordu. Çakırkeyif haldeki Hayri Şanlıbey zaten hiç kimseyi, hiçbir şeyi görmüyordu. Şoförlüğünün ne denli zayıf olduğunu bilen Sülünay’ının itirazlarına, ağlayıp sızlanmalarına aldırmadan kışlık lastik ya da zincir takmadığı arabasını çalıştırdı. Yola çıktı. Kerem ile Aslı arka koltukta uyuyorlardı. İkisine de emniyet kemeri takmamışlardı. Sülünay ön koltukta bildiği bütün duaları okuyor, bir yandan da Hayri’yi uyanık tutmaya çalışıyordu.
Hacıbektaş yol ayrımından döndüler. Bir tepeye doğru çıkıyorlardı. Görüş açısı neredeyse sıfırdı. Birden korkunç bir gürültü duyuldu. Hayri’nin de Sülünay’ın da gözlerinin önünde şimşekler çaktı. Araba taklalar atmaya başladı. Kendi çığlıklarına çocuk çığlıkları karıştı ve her şey karardı.
Hayri gözlerini açtığında başucunda beyaz önlüklü adamlar, kadınlar gördü. Sağ tarafındaki yatakta bir inilti duydu. Başını güçlükle çevirip baktı. Karısı Sülünay sargılar içinde yatıyordu. Bembeyaz sargıların üstünde kıpkırmızı kan vardı. Birden Kerem ile Aslı’yı hatırladı. “Çocuklarım, çocuklarım!” diye haykırdı. Yerinden kalkmak istedi; ne mümkündü. Bütün vücudu alçılar içindeydi.
Hayri ile Sülünay 40’ar gün yattılar hastanede. Yakınları onlardan gerçeği ancak on gün saklayabildiler. Onuncu günün akşamında doktorların gözetiminde anlattılar Kerem ile Aslı’ya ne olduğunu.
Kaza haberini alan trafik ekipleri geldiklerinde olayın korkunçluğunu görmüşlerdi. Emniyet kemeleri bağlı olan Hayri ve Sülünay ağır yaralı halde hastaneye kaldırılmışlardı. Arabadan fırlayan iki kardeşi ise bir çalının dibinde birbirlerine sarılmış biçimde ve ölü halde bulmuşlardı.
Kaza yerine çağrılan yakınları, iki kardeşi aynı tabuta koymuşlar ve ertesi gün onları ayırmaya yürekleri el vermemiş, aynı mezara gömmüşlerdi. Kerem ile Aslı’yı tıpkı halk hikâyesindeki “Kerem ile Aslı” gibi ölüm bile ayıramamıştı.
İçki, tedbirsizlik ve haksız alınan sürücü belgesi geride boynu bükük bir ana-baba ve bir bayırda iki kardeşi gonca gül iken solduran bir tek mezar bırakmıştı.
 
 


Anahtar Kelimeler : Çerkez BOZDAĞ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/20%20Ekim%20Cumartesi-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı