27 Mart 2019 13:11
-A +A
Emine Baştuğ

Emine Baştuğ

IRKÇILIK-AYRIMCILIK YAPMAYIN!

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

                Irkçı, insan ırklarının renk ve fiziki şekil esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan ırkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “Irkçılık” adı verilmektedir.
                Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu 1966 yılında aldığı kararla, tüm dünya ülkelerinin ırk ayrımcılığının önlenmesi için mutlak çaba göstermesi gerekliliğinden hareketle 21 Mart’ı Uluslar arası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü ilan etmiştir.               
                21 Mart 1960 günü Güney Afrika’da ırkçılığı protesto eden göstericilere ateş açılması sonucunda Altmış dokuz kişi yaşamını kaybetmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’yi 21 Aralık 1965’te kabul ederek imza ve onaya açmış, bu sözleşme 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sözleşmeyi 3 Nisan 2002 tarihinde, 22’nci maddeye çekince koyarak 4750 sayılı Yasa’yla kabul etmiştir. Irkçılık, elbette günümüze özgü bir kavram değildir. Eski Romalılar ve Antik Yunanlılar döneminde bile ırksal üstünlük düşüncesi bulunmaktadır.
                Irk ayrımcılığı bir insanlık suçu olarak tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği sözleşme, bu suça karşı dünya genelinde bir mücadeleyi amaçlamış olsa da pek çok benzeri sözleşme gibi emeline ulaşamamıştır. Michael Benton, söz konusu bildirgeyi, Eflatun’un “Soylu yalan” teorisine benzetmiş ve uluslararası bir sözleşmeyi imzalamanın ırkçılığı yok etmek için yeterli olmadığı görüşünü savunmuştur. Aslında bu konuda pek de haksız sayılmazdı…
                Günümüzde ırk ayrımcılığı ve ırkçılık suç olmasına rağmen açıktan veya gizli olarak maalesef ırk ayrımcılığı yapılmaktadır. Soykırımların yaşandığı birçok ülkede her yıl binlerce insan hayatını kaybetmektedir. Son dönemlerde, ırkçılıkla mücadele konusundaki yoğun çalışmalara rağmen birçok ülkede ırkçılığın yaygınlaşmasının endişe verici boyutlara ulaştığı görülmektedir.
                Ünlü şair ve yazarımız Aziz Nesin bakın bu konuda ne demiş:
Irkımı sordu.. “İnsan..” dedim
 
Dinimi sordu.. “İnsan..” dedim
 
Kıblemi sordu.. “İnsan..” dedim
 
Yolumu sordu.. “İnsan..” dedim
 
Alışık değildi, çekip gitti!
                Şairimizin dediği gibi bizler de her türlü fitne ve fesadı bir kenara bırakıp önce insan diyerek, birbirimizle sıkı sıkıya kenetlenmeliyiz. Ve çevrenin her türlü ipe sapa gelmeyen dolduruşuna kanarak, önyargılarla hareket etmeyelim. Bilinmelidir ki en acımasız yargı önyargıdır. Şimdi gelelim; ırkçılığın Türkiye’deki bütün toplumsal tabakalarda kendini artık çok güçlü bir şekilde göstermesine… Üzülerek ve endişeyle söylemeliyim ki; ırkçılığın bu kadar güçlü olmasının temel sebeplerinden bir tanesi Ülkemizde ve dünyada göçmen sorunu olarak adlandırılan sorundur. Aslında bu sorunun küresel kapitalizmin kriziyle ilgili olduğunu söylemek daha doğru olur bence…
                Bu sorun insanların hiç sebep yokken kendilerini yerlerinden, yurtlarından edip batıya gitmeleri ile ilgili bir şey değildir sadece. Dünya kapitalizmin girmiş olduğu krizin ya da bunalımın sonucudur. Örneğin şu an Ülkemizin durup dururken, bilinçli olarak kanayan yarası haline getirilen ve başımıza musallat edilen Suriye göçmenleri meselesinde olduğu gibi… Suriye’de baş gösteren savaş ve sosyoekonomik krizin sonucunda olan bu göç Ülkemizin başını daha da çok ağrıtacağa benzemektedir.
                Suriye’nin şayet, sözde iç siyasetine ve toprak bütünlüğüne malum güruhlarca göz dikilmeseydi, dünyada bunların hiç birisi yaşanmazdı. Bu tür olaylar zamanla birbirini tetikleyen ve onulması imkansız yaralar açarak, tedavisi imkansız hastalık halini almaktadır. Hastalık dedim de, ABD’de ırkçılıkla mücadelenin sembol isimlerinden biri olan, fikirleri ise hala büyük bir kesim tarafından benimsenen ve sonradan Müslümanlığı seçen aktivist Malcolm X der ki: “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.” O halde biz de “Geçmiş olsun” diyelim…
                Burada yeri gelmişken dünya üzerindeki ilk ırkçıyı da anlatmadan geçmek istemiyorum. İnsana değer kazandıran, soy, sop, mal gibi şeyler değil, ilim, ahlak, fazilet gibi değerler olduğunu bilmem söylememe gerek var mıdır? Ama tüm bu değer ölçülerinde İslam’a ters düşen şeytan, ırk meselesinde de aldanmış ve aldanmaktadır. Şöyle ki: Allahu Teala Hz. Adem’i (AS) yaratır ve meleklerin O’na secde etmelerini ister. Şeytan dışında bütün melekler secde eder. Allah’ın, “Emrettiğim halde secde etmene engel nedir?” sorusuna, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, Onu ise topraktan yarattın.” der.
                Dolayısıyla burada, benzeri bir yaklaşımla, kendi ırk ve milletinden olanları üstün, başka ırk ve milletten olanları aşağı görmek, şeytani bir bakış açısıdır diyebiliriz… İşte bu sebepledir ki, günümüzde Yahudi milletinin, kendilerini Allah’ın seçkin kulları, diğer insanları ise kendilerine bir nevi hizmetçi-köle olarak görmelerinin birçok sıkıntı ve problem yarattığı ortadadır.
 
                Ayrıca Almanların “Biz üstün ırkız” düşüncesiyle İkinci Dünya Savaşı’nı çıkarmalarının sonuçları da tüm dünya kamuoyunun gözleri önünde cereyan etmiştir. Dolayısıyla alın size IRKÇILIK ve ZARARLARI. Geçenlerde, sosyal medyada dikkatimi çeken, günümüzün genç sinema yönetmeni ve oyuncusu Sermiyan Midyat bu konuyu birkaç cümlede öyle bir anlatmış ki, bunun üzerine başkaca bir söz söylenmez gibi geliyor bana:
                Bir kez daha duyduk ki, Kızılay bangır bangır kan anonsu yaparken; “Kanamalı bir hasta için acele Türk kanı, Kürt kanı, Arap kanı, siyah ya da beyaz kanı aranıyor” demiyor! Çünkü Kan’ın ve Can’ın tarafı olmaz..” Değil mi ama! Var mıdır sözü olan?
                Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yine öngörüsü yüksek, muhteşem bir sözünü sizlere aktarmak istiyorum: “Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve onların yerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrıcalığı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.”
                Güzel yurdumun güzel insanları, buraya kadar anlatılanları kısaca özetlersek; “Irk ve ırkçılık kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkarılan kavramlardır.” Her şeyin değerinin ve hayal ettiğimiz her nesneyi para ile hatta hayatımızı devam ettirebilmek için gerekli her şeyin sadece para ile satın alınabildiği sistem olan Kapitalizm’in çirkin ve korkunç yüzünü böylelikle ırkçılık illetinde de görmek mümkündür. Demek ki; günümüzde kapitalizm burnunu her yere sokmuş bulunmaktadır.
                Dünyada ve özellikle Ülkemizde ırkçılığı ve her türlü ayrımcılığı tetikleyen unsurlardan uzak durmalıyız. Ve Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Arap, Laz, Çerkez demeden, birlik beraberliğimizin yegane temeli olan ve Ülkemizin bekası (ölümsüzlük, kalıcılık) için omuz omuza savaşan bu değerlerimizden utanmamalı, bilakis gurur duyarak beraberce, kardeşçe yaşamalıyız ki, tüm dünya ülkeleri asıl o zaman bizi kıskansınlar…
                Bu değerlerimiz, bizim Kurtuluş Savaşımızdır, Büyük Taarruzumuzdur, Çanakkalemizdir, İstikilal Marşımızdır ve sonuç olarak mevcudiyetimizdir!..
                Tüm ülke insanımıza huzur ve birlik beraberlikle bezeli kardeşlikler diliyorum efendim…


Anahtar Kelimeler : Emine BAŞTUĞ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/24%20May%C4%B1s%20%C3%87%C4%B1nar-1(2).jpg

Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı