14 Ağustos 2018 16:02
-A +A
Numan Kurt

Numan Kurt

KALEM (2)

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

         2002 senesinde, altı yıl görev yaptığım Elazığ’dan Ankara’ya tayinim çıkmıştı. Zorunlu hizmeti de iki yıl fazlasıyla tamamlamıştım. ’Depo öğretmeni’ olarak atandığım Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi’nden, bir kaç hafta sonra, Opera’daki Gazi Lisesi’ne geçici olarak görevlendirildim. Yaklaşık bir ay sonra da okula, kadrolu iki Kimya öğretmeni atanmıştı. Biri erkek, diğeri bayan olan zümre öğretmeni arkadaşlardan erkek olan, oldukça ilginç birisiydi. İsmi ‘Arda Çınar’dı.
         Bir gün öğle arası, “Aydeniz hocam, ben yardımcı ders kitabı yazıyorum, bana yardımcı olur musun?” dedi.”Nasıl yani?” dedim. “Kontrol edeceksin, yanlış varsa düzelteceğiz. Bana ikinci göz olacaksın.” dedi. Açıkçası kendime güvenemedim. Kitap işi ciddi bir işti. Benim de gözden kaçırdığım şeyler olur endişesiyle kabul etmedim.
         Oradaki görevlendirmem bitmiş, yaklaşık aradan iki yıl geçmişti. Bir akşam cep telefonum çaldı. Arayan Arda Çınar'dı. Kendisine kitap kontrolünde yardım etmem için ısrar ediyordu. ”Kimseyi bulamadım. Senden başka çarem yok.” dedi. Gönülsüzdüm; ama insanların ısrarları karşısında onları kıramıyordum. Kabul ettim. Haftada iki-üç gün evine çalışmaya gidiyordum. Evlenmemişti ve yalnız yaşıyordu. Evin salonunda üç tane çalışma masası vardı ve oldukça dağınıktı. Aslında evi genel olarak çok dağınıktı. Ama aradığı her şeyi anında buluyordu.
         Bir akşam çalışırken, “Yandaki odada kitaplarım var, istersen bakabilirsin.” dedi. “Olur bakayım.” deyip odaya girdim. Bir süre afalladım. Bir oda dolusu kitap vardı. Kalasları raf yapmış, kitapları kategorilere ayırarak dizmişti.”Bir servet ödemiş olmalısın kitaplara.” dedim.”Pek fazla sayılmaz, çoğunu sahaflardan aldım.”dedi. Bir süre kitapları inceledim. Bir kitap alıp salona geçti. Biraz şaşkın bir vaziyette ben de salona girince,”Al incele! Bu kaynak kitabı yeni öğretmen olduğum yıl yazmıştım.” dedi.
         Kitabın kapağında yazarı “Şemsettin Öztürk” yazıyordu.”Ama burada ‘Şemsettin Öztürk’ yazıyor.” deyince,”O benim gerçek adım, mahkeme kararıyla ismimi değiştirdim.”dedi. İyice şaşırmıştım.”Biliyor musun ben ölümden döndüm. Benim babam emekli öğretmendi. Beni çok severdi. Ben de onu çok severdim. O öldükten sonra annem, kız kardeşlerim ve eniştelerim bana düşman oldular, bir gün öldüresiye dövdüler beni. Ellerinden komşular aldı. Karakola zor sığındım. Gerisini boş ver.” dedi. O an içimdeki acıma ve üzüntü hissiyle birlikte elimdeki kitabı masaya bıraktım.
         Bir akşam çalışırken elimdeki tükenmez kalem tutukluk yaptı.”Bu kalem tutukluk yapıyor, başka bir kalem verir misin?” dedim. Kalemi benden aldı, biraz hohladı, kalemin yazma açısını değiştirdi.”İyi yazıyor bu kalem.” dedi. ”Bak sana anlatacağım hikâyeyi iyi dinle! Bir gün Ankara Üniversitesi’nde profesör bir arkadaşı ziyarete gittim. Odasına girdim. Her yeri dağıtmış bir şey arıyor. Benimle ilgilenmiyor. “Ne arıyorsun?” dedim? “Oh buldum! Kalemimi kaybetmiştim.” dedi. Elinde eski bir dolmakalem vardı. “Çok mu değerli? “ dedim. “Tabii ki değerli ben bu kalemle doktora tezimi yazdım. Şimdiye kadar yazdığım tüm makaleleri önce bu kalemle kağıda, sonra bilgisayara yazarım. Bu kalemde daha çok iş var.” dedi. Arda hocanın anlattığı bu hikâye, bana lise son sınıfta aldığım dolma kalemi hatırlattı. Kalemi alalı daha birkaç hafta olmuştu. Edebiyat öğretmenimiz Fahri Dilekcan ödev olarak herhangi bir meslek dalından biriyle röportaj yapmamızı, A4 kağıdına da yazıp getirmemizi istemişti. Ben de babamla röportaj yapmıştım. Bir otobüs şoförüyle mesleği hakkında röportaj yapmak iyi bir fikirdi bence. Aslında, soruların çoğunun cevabını biliyordum. Yeni aldığım dolmakalemle ödevi yazdım, verdim. On üzerinden dokuz almıştım. Üstelik, âşık olduğum kıza yazdığım şiiri de bu kalemle yazmıştım.Babamın Hac’dan getirdiği James Bond çantada sakladığım kalemi yıllar sonra çıkardım. O günden beri de okulda, yaklaşık otuz yıllık olan bu kalemi kullanıyorum.
         24 Kasım 2014 akşamı televizyonda haberleri izliyorum.”Öğretmenler gününde acı haber Ankara’dan geldi. Sınıfta rahatsızlanan Kimya öğretmeni Arda Çınar o halde ders anlatmaya devam eder, zilin çalmasıyla koridora çıkar ve olduğu yere yığılır. Kalp krizi geçiren Arda hoca tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.” diyordu haberlerde.
         Sıra dışı bir insandı Arda hoca. Yazdığı kimya kitabı da piyasadaki kitaplardan oldukça farklıydı.”Bu kitabı basacak yayınevi olur mu Arda hocam?” dediğimde “Ben yazayım da kendileri bilir.” demişti. Hani bir laf vardır:”İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanırsın.” diye.İşte Arda hoca inandığı gibi yaşayanlardandı.
         Hayata yazıp bitirmek için uğraştığı kitap sayesinde tutunmaya çalışıyordu.
         Ama insanoğlunun yalnızlığına en büyük ilaç,sıkıca tutabileceği sıcak bir anne-babanın, bir eş, bir evlat,bir dost ya da arkadaşın eli değil midir aslında?
         53 yaşında, kitabını tamamlayamadan bu dünyaya veda eden Arda hocanın anlattığı kalem hikâyesi bana, hayatta "değerli" ve "önemli" olanı ayırmam gerektiğini hatırlatmıştı.
         Değerli olan nesneler değildir. Değerli olan elini sıkıca tutabildiğimiz sevdiklerimizdir. Değerli olan nesnelerin bize hatırlattıkları ve yaşattıkları duygulardır. Kimi zaman bu ucuz ve basit bir kalem olabilir.


Anahtar Kelimeler : Numan KURT,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/19%20Eyl%C3%BCl%20%C3%87ar%C5%9Famba-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı