24 Eylül 2018 16:01
-A +A
Numan Kurt

Numan Kurt

KALEM (3)

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Ve Aydeniz, benim Mucur Ortaokulu'ndan sevgili öğrencim, okuyunca hayran olacağınız bir yazı kaleme almış. Ben de onun izniyle paylaşıyorum. Sonuna dek okursanız sizi şaşırtacak, vefa örneği bir yazı.
Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor.”
İrfan İlbasmış, kalender ve kavi kişiliğiyle şu dönem zor bulunan insanlardan. Görev yaptığım Elazığ Atatürk Lisesi’nde Coğrafya öğretmeni. Öyle güzel Türkçe konuşuyor ki bir gün dersini izlemeye girdiğimde, öğrencilerin, ona neden hayran olduklarını daha iyi anlamıştım.
Yurtiçinde ve dışında açtığı sergilerle, kendi çizgisini yakalamış Ekrem Kutlu da bizim okulda resim öğretmeni. İlk görev yeri olan okulumuzda ikinci yılı. Bir arkadaşıyla beraber 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle öğretmenevinde resim sergisi açmışlar. İrfan’la okul çıkışı sergiyi gezmeye gidiyoruz.
 
Öğretmenevinin kapısından içeri girip birkaç adım atmıştık ki, iki katlı öğretmenevinin merdivenlerinden mürdüm rengi kadife elbisesiyle aşağı inen kızı gördüğümde, olduğum yerde çakılmıştım. İrfan:
“Ne oldu? Yürüsene!”deyince, gözümle kızı işaret ettim.Kısık sesle:
“Şu kıza âşık oldum, evleneceğim.” dedim.
Kız merdivenlerden inip sadece bayanların ve yanında eşi, ailesi olan erkeklerin girebildiği salona girdikten sonra, İrfan alaycı bir ses tonuyla:
“Aydeniz gece uyurken üzerinde yorgan var mıydı?”
“Vardı! Ne oldu ki?”
“Sen hatırlamıyorsun. Olsaydı, böyle üşütüp sayıklamazdın.” dedi. İrfan’a cevap vermedim. Şaşkındım. Serginin olduğu üst kata çıkıyoruz. Ekrem’i tebrik edip sergiyi gezerken, arkamda Ekrem’in sesini duyuyorum:
“Arkadaşlar tanıştırayım, arkadaşım Ayşen. Sergiyi beraber açtık. Sizi baş başa bırakıyorum.” deyip gitti.
Merdivenlerden inen mürdüm rengindeki kadife elbiseli kız tam karşımdaydı. Etraftaki her şey silinmişti. Ne hareket edebiliyor, ne de konuşabiliyordum. Daha önce bir kızın karşısında kalbim hiç böyle çarpmamıştı. Sadece yüzüne bakıyordum. İrfan’la bir şeyler konuşuyorlar; ama ne dediklerini anlayamıyordum. Bir şeyler söylemek istiyorum; ama donmuştum, öylece bekliyordum. İrfan’la konuşmaları bitip ben de bir şey söylemeyince yanımızdan ayrıldı.
 
İrfan, aşağıda söylediklerimi ciddiye almamış olmalıydı ki, bana bir şey söylemedi. Eve dönerken yol boyunca aklımda kalan ismi ve merdivenlerden ağır ağır inişiydi. Sabaha kadar hep aynı görüntü kafamın içinde dönüp dolandı. “Geçer bir süre sonra herhalde.” dedim kendi kendime. Günler, haftalar, aylar geçiyor; ama o görüntü hafızamdan bir türlü silinmiyordu. Ne yapmam gerektiğini de bilmiyordum. Yaklaşık bir yıl geçmişti aradan. “Belki Ekrem vasıtasıyla yakınlaşırım.” diye düşündüm; ama onun da Trabzon’a tayini çıkmıştı. Hangi okulda görev yapıyor onu da bilmiyordum. Bir akşamüstü okuldan çıkmış eve giderken evimin biraz ilerisindeki fırına doğru sapıverdim. Fırının kapısından dışarı doğru çıkıyordu. Telaşlı ve heyecanlı bir şekilde:
“Merhaba, tanıdınız mı? Ekrem’in arkadaşı Aydeniz ben, geçen sene sergide tanışmıştık.”
”Evet, hatırladım. Ekrem gitti; ama ben gidemedim.”
“Ekrem’in arkadaşı Vuslat var, hafta sonları benim yanımda kalıyor. Tanıyor musun?”
“Vay hayırsız, ne arıyor ne soruyor. Beni aramasını söylersen sevinirim.”
 
Artık tek umudum Vuslat. Vuslat’a durumu anlatıyorum. Vuslat:
”Senin durumun çok zor ama ararım. Bakalım ne yapıyormuş?” deyip,telefona sarıldı.
Telefonu kapatınca:
”Haydi iyisin. Bir akşam dışarıda yemek yiyelim dedi.”
Dünyalar benim olmuştu.Yemek yediğimiz o akşam ve başka günlerde bir araya gelmeye başlamıştık.
Aşkımı söylemeliydim .Ama nerde ve nasıl? “Yemeğe davet edeyim. Ama ya reddederse davetimi! Duymak istemiyordum böyle bir cevap.” diye içimden geçirirken aklıma bir fikir geldi. Telgraf çekecektim.Telgrafta aynen şöyle yazdım:
“Al şalım yeşil şalım
Dünyayı dolaşalım
Sen yağmur ol ben bulut
Yarın 18.40'da Yeni Konak Restaurant’ta buluşalım.”
Merak içindeydim.”Acaba telgraf eline ulaşmış mıydı? Gelecek miydi?” Okuldan eve gelmiştim. Yemek için hazırlanırken ev telefonum çaldı. O’nun sesiydi. Gülmekten konuşamıyordu. Gülmesi kesilince: ”Telgrafta bin sekiz yüz kırk yazıyor. O da ne?” dedi. Önce ne demek istediğini anlamadım; ama sonradan “Saat on sekiz kırk olacaktı, yanlış yazmışlar herhalde.” dedim. Gülüştük. ”Tamam yemekte görüşürüz.” deyip telefonu kapattı. Adeta uçarak gidiyorum restauranta. Restaurantın girişinde bir garson bekliyordu.”Bir saate kadar kapatacağız. Mehmet Ağar’ın televizyon programı için çekimi var. Televizyoncular hazırlık yapıyor. Ona göre bilin hani.”dedi. ”Olsun bir saat yeter benim için.” dedim. İçeride kimsecikler yoktu. Az sonra Ayşen de geldi.
Öyle ağdalı laflar etmeyi pek beceremezdim .Ortam o kadar sessizdi ki hazırlık yapan televizyoncuların konuşmalarını net bir şekilde duyabiliyordum. Nasıl aşkımı ilan edeceğim derken “Televizyoncular duymasın sakın, yoksa reklam oluruz. Ben sana âşık oldum, evlenmek istiyorum.” dememle Ayşen’in kahkaha atması bir oldu.”Kusura bakma sana gülmedim. Bu hafta aldığım ikinci teklif oldu da, ama ben evlenmeyi düşünmüyorum. Üstelik benimde hissetmem gerek.” dedi. ”Ama ben çok hissediyorum. İkimize de yeter.” deyince bir kahkaha daha attı. Ben gayet ciddi konuşuyordum; ama o mütemadiyen gülüyordu. Zaman da dolmuştu.
 
Restauranttan eve döndüğümde “Ne yapmalıyım hissetmesi için?” diye düşünmeye başladım. Evine çiçek göndermek, penceresinin altında beklemek ,konserlere, tiyatrolara davet edip ortamlar yaratmak ne varsa deniyordum. Bir türlü olmuyordu. Bir akşam Beyaz’ın üniversitedeki gösterisinden dönüyorduk, bir arkadaşımdan bana otomobil ayarlamasını istemiştim. O da külüstür bir Skoda ayarlamıştı. Yolu yarılamıştık ki araba stop etti. Bir türlü çalışmadı. Arabadan indik . Külüstürü güvenli bir yere almak için itmeye başladım. Ayşen de bana bakıp gülüyordu. ”Rezil oldum. Artık hiç şansım kalmadı herhalde.” diye içimden geçiriyordum. Yürüyerek onun evine geldik. ”Anladığım kadarıyla bende gönlün yok. Her şey gönlünce olsun.” dedim. Kafa sallamakla yetindi.
Eve girer girmez kucağıma sazımı aldım. Ama çalmak gelmiyordu içimden.”Duygularımı yazarsam belki içimdeki sızı azalır.” deyip kağıda ve kaleme sarıldım. Yazdığım şiiri defalarca kez okudum.
 
Aradan aylar geçmişti. Tayini çıkıp Elazığ’dan gittiği haberini almıştım. “Her an gözümde perdesin/ Nere baksam sen ordasın” diyor ya Neşet, Leyla’sına, vazgeçmiyordu gönlüm bir türlü bu sevdadan.
Berkant Koşar, askerliğini Baskil’de yedek subay öğretmen olarak yapan İzmirli bir müzik öğretmeniydi. Öğretmen evinde tanışıp arkadaş olmuştuk. Türk Sanat müziği söylüyor, besteler yapıyordu.
Bir gün: ”Aydeniz yaşadığın aşkı bana baştan itibaren anlatır mısın?” dedi. Anlattım. Yazdığım şiiri gösterdim. Bir süre elindeki kağıda daldı gitti.”Sazı eline alsana.” dedi. ”Ne söyleyeceksin?” dedim. ”Senin şarkını” dedi. Bana “Şu perdeye bas, şu sesi çıkar.” diyor, ben de dediklerini sazımla yapıyordum. Berkant şiirimi bestelemişti o gece. Sözleri biraz değişse de ben çaldım, o söyledi. Musa Eroğlu Müzik Merkezi’nde saz dersleri alırken bize notaları koymamız için verdikleri dosyanın kapağında “Herkes Kendi Türküsünü Çalabilmeli” sözünü hatırladım. Aşkımı anlatan bir şarkı bestelenmişti, ben de çalıyordum. O günlerde böyle bir şeyin başıma gelebileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Şarkıyı stüdyoda kaydettik. ”Bu şarkıyı duymalı.” dedim. Şiirin orijinalini yazacak, şarkıyı da bir kasete kopyalayıp gönderecektim. Ama şiiri öyle alelade bir kalemle çiziktiremezdim. Lisede aldığım dolmakalemle şiirin orijinalini özenerek yazdım. Şiiri ve kaseti bir zarfa koydum. Görev yaptığı okula göndermek üzere kargo ofisine gittim. Ama kapıdan geri döndüm. ”Neyi değiştirir ki bu?” dedim. Zarfı arabamın torpido gözüne koyup okulun yolunu tuttum. Bir yıldan fazla bir süre geçmişti. Ne yüzünü görmüş ne de sesini duymuştum. Yaz tatilinde Ankara’ya gelmiştim. Ev arkadaşım Vuslat da bir yakınını ziyaret için Ankara’daydı. Görüştük. Konuşurken bir ara onun adı geçti. ”Bir arayım bakalım nerede, ne yapıyor?” dedi. Vuslat telefonda konuşurken gülüp duruyordu. ”Ya öyle mi? Ben Ankara’da Aydeniz’le beraberim. Tamam haberleşir, görüşürüz.” dedi. Vuslat:”Sana bir söyleyeceğim, ama inanmayacaksın. Alanya’da kardeşiyle tatildeymiş. Yarında kardeşinin bir işi için Ankara’ya uğrayıp Trabzon’a öyle geçeceklermiş. Yarın seninle beraber görüşeceğiz.” deyince şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırdım. Bu benim için mucizeden başka bir şey olamazdı.
 
Arabamla kaldığı yerden aldık. Vuslat, sigara almak için arabadan inmişti. Aklıma arabanın torpido gözünde duran zarf geldi. Bir çırpıda zarfı torpidodan çıkarıp arka koltukta oturan Ayşen’e uzattım. Şaşırdı. ”Bu ne?” dedi. ”Kaset var içinde evde dinlersin.” dedim.
Aylar sonra bir akşam cep telefonum çaldı Onu unutabilmek için ismini telefon rehberinden silmiştim, ama numarası hâlâ hafızamdaydı. Arayan Ayşen’di. Şarkıyı beğendiğini söyledi. O konuşuyor, ben dinliyordum. Bir ara “Sesini duymak çok güzel.” dedim. Sözü bitmişti, bir süre sessizlik oldu.Telefonu da kapatmıyordu.Sanki bir şeyler söylememi bekliyordu. İçimden ”Seni çok özledim, görmek istiyorum.” demek geliyordu. Ama ”Oraya gelsem,benimle öğle yemeği yer misin?”dedim. Güldü, ”Tamam” dedi.
Yol boyunca yaşadıklarımı düşündüm. Bu işin sonu nereye varacaktı? Aklımdaki bir yığın soruya sabaha dek cevap bulmaya çalıştım. Buluştuk. Yemek boyunca da nerdeyse hep o konuştu. Sadece dinledim ve onu seyrettim. ”Yüzünü bir daha göremeyeceğim, sesini bir daha duyamayacağım, şu zaman hiç geçmese…” diyordum içimden. Ama her şeyin bir sonu vardı. “Kalkalım, akşama döneceğim, otobüs bileti almalıyım.” dedim. ”Kal istersen, Trabzon güzeldir, gezeriz.” dedi. ”El ele gezersek kalırım.” dedim. Güldü…
Evliliğimizin dört ya da beşinci yılıydı. Mutfakta yemek yiyorduk. Radyo dinlemeyi çok seviyordu Ayşen .Özellikle de TRT FM’i. Radyoyu açtım. Bir kaç dakika sonra sunucu “Sıradaki şarkı ‘Adını Şiir Koydum’, şarkıyı seslendiren Berkant Koşar.” dedi. ”Aydeniz” dedi. Elimle sus işareti yaptım. Şarkıyı dinledik.
 
Çiçeklerini kokladım
Adını sevda koydum
Türkülerini çaldım
Adını hüzün koydum
 
Adını şiir koydum
Dilinde söz olduğum
Nefesine vuruldum
Adını bahar koyduğum
 
Her sancılı iklimde
Açmadım yüreğinde
Ömrümün son deminde
Adını hayal koydum
 
Adını şiir koydum
Dilinde söz olduğum
Nefesine vuruldum
Adını bahar koyduğum
 
Aslında Berkant beni arayıp şarkıyı yeni düzenlemesiyle TRT’ye götürdüğünü, yetkililerinde şarkının TRT’de çalınabileceğine onay verdiklerini, şarkının radyoda çalınacağı tarih ve saati de haber vermişti.
İnsanın yeryüzündeki macerası başladığından beri, şarkıların, şiirlerin, öykülerin, romanların olmazsa olmazı aşk. Günümüzde gittikçe mekanikleşen, makineleşip robotlaşan insanın, instagramda başlayıp facebookta biten gelip geçici bir heves değil, insanın benliğini yok edecek kadar güçlü bir duygu hali aşk.
Ve de bir kalemin yazabileceği en uzun şiir AŞK…


Anahtar Kelimeler : Numan KURT ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/15%20Aral%C4%B1k%20%C3%87%C4%B1nar-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı