9 Temmuz 2018 16:01
-A +A
Polat Bilici

Polat Bilici

Kırşehir İzlenimim

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

         Sevgili oğlumla Kırşehirimiz'e geldik. Aslında aynı gün Ankara'ya dönmek istesek de, bu geceyi memleketimde geçireyim dedim.
         Öncelikle polis evine gidip rezervasyon yaptırayım dediysem de, odaların boş olmadığını öğrendim.
         Zaten oda sayısı toru topu altı yedi odayı geçmiyormuş. Bu odaları da üst düzeyde kişilere vermişler.
         Üst düzeyde kişiler de kim oluyorlarsa, peygamber soyundan geliyorlar ellam, sırtlarındaki mühürlerle...
         Emniyet camiasında çalışan ve emekli olan binlerce kişi var. Sivil memurlar ve askerler de ona keza... Sayın büyüklerimiz, neden eğilmezler ki acaba, acilen giderilmesi gereken yatakhane sorununa?
         Tüm devlet memurlarının kalacağı bir binayı inşa etmek bu kadar mı zor yani?
         Kendi kendime düşünüyorum. Şimdiye kadar hiç girişimde bulunuldu mu ki acaba?
         En kısa zamanda tüm devlet memurlarının kalacağı sosyal tesisin yapılması girişiminde bulunularak, milletvekillerimiz aracılığıyla, yetkili mercilere götürülüp, götürmekle de kalmayarak, bizzat takipçisi de olmalıdırlar.
         Her ne kadar akrabalarımız ve köylülerimiz olsa da, şahsen ben hiçbir yerde rahat edemiyorum. Her Kırşehir'e gittiğimde terme otelinde kalıp, akrabalara da, falanca kişi beni bırakmadı diyerek, gönül koymalarına mani oluyorum.
         Bilindiği gibi dışarıda yaşayan çokça hemşehrilerimiz bulunmaktadır. Eğer ki vatandaşın kalacağı bir sosyal tesis yapılsa, buna inanıyorum ki, kazanan yine Kırşehir olacaktır.
         Vatandaş aylar önceden rezervasyonunu yaptırır. Memleketinde bir hafta olsa da kalır. Kaldığı gibi, kışlık tüm ihtiyaçlarını da temin eder.
         Anlayacağınız ekonomik canlılık gelir, şirin Kırşehirimiz'e...
         Neyse lafı uzatmayayım.
         Derken polis evinin yan tarafında bulunan öğretmen evine gittik. Orada iki kişilik bir oda rezervasyonu yaptırabildik, rezervasyonunu iptal eden kişi sayesinde...
         O geceyi öğretmen evinde geçirdik. Sabah kahvaltısında yemekhaneye girdiğimizde, kendi kendime:"Ben mecbur muyum bu kahvaltıyı yapmaya?" diyerek, gittim cakcakların fırınına... Oradan sıcak pide aldım ve bir dükkandan da çemen alıp yemekhaneye geldim.
         Kahvaltı yapanlara:"Çemen yemek isteyen buyursun, gelsin." dediğimde, bu söylemime herkes gülüyordu.
         Kahvaltı sonrası bir çay doldurdum. Dışarıya çıkıp bahçede oturdum. O arada bahçede oturan üç kişiyle tanıştık.
         Bu kişiler özel bir şirket adına, abdallar belgeseli çekiyorlarmış.
         "Siz bu belgeselde konuştuğunuz kişilere herhangi bir ücret veriyor musunuz?" diye sorduğumda, vermediklerini söylediler.
         "Niçin vermezsiniz?" diye sorduğumda, onlar bizim on senelik ahbabımız, para teklif etsek de almazlar." dediler.
         "Be kardeşim! Sen bir belgesel çekiyorsun ve bu belgeseli de TRT'ye ücret karşılığı veriyorsun. Neden belgeselde rol alan kişilerin ücretini vermezsin ki ?" diye söylediğimde, sessiz kaldılar.
         Sevgili oğluma:"Haydi gidelim, bizim meşhur kent parkımızı görelim." dedim ve Ahi Çarşısı'nın köşesinde kent parka giderken bir de ne göreyim ?
         Ucube!
         O güzelim Ahi Evran Türbemiz'in ön tarafını kuliye haline çevirseler de... Ancak türbemizin etrafına traverten taşlarla ördükleri o duvarlar sayesinde, türbemiz görünmediği gibi, adeta o güzelim büyük meydana sıkışıp kalmış. Bence derhal o duvarların kaldırılması lazım.
         Bununla da yetinmeyerek, bazı binalar istimlak edilerek, o alanın daha da genişletilmesi sağlanılarak, yeşil alan, fıskiyeli havuzlar ve ışıklandırılmasıyla, kent parkla uyum haline getirilebilinir...
         O muhteşem kent park, Ahi Evran camimiz ve yeni yapılan kulyeleri ve kalemizin güzel görümüyle, Kırşehirimiz'in görünümü muhteşem olur.
         Kent parka gittiğimde, gözlerime inanamadım.Tek kelimeyle çok muhteşem olmuş. Emeği geçen herkesi kutlarım.
         Kırşehirimiz'de gezerken, sanki kendimi İzmir Buca'daymış gibi hissettim.
         Hani Dokuz Eylül Tınaztepe Kampüsü'ne yakın, eski Bucayı...Trafik sorunu olan, her tarafta kafeterya ve dönercilerin olduğu bölgeyi...
         Tıpkı Kırşehir'imiz, eski Buca'ya dönmüş. Öncelikle park sorunuyla...
         O kadar kahvehane ve kafeteryalarla karşılaştım ki say sayabilirsen...
         Kırşehirimiz'in park sorununun, acilen çözülmesi lazım. Yıkıldığını gördüğüm hükümet binamızın arsasına yeraltı olmak üzere, çok katlı otopark alanı inşa edilmesi önerisinde bulunabilirim mesela...
         Olsun bazı olumsuzluklara rağmen, çok hoş bir gün geçirdim, şirin Kırşehirimiz'de...
         Öğlenden sonra bazı dost ve arkadaşlarımı görmek amacıyla, öğretmen evinin bahçesine girdiğimde, ilk etapta birbirimizi tanımasak da:" Vaa sen miydin laa Polat'ım" diyen arkadaşlarımı görmek çok güzel bir duyguydu.
         Eski günlerimizden bahsederken, gülmekten kırılıyorduk adeta...
         Oğlumla çarşıda hem dolaştık, hem de damak tadımıza uyan yiyecekleri alma imkanımız oldu.
         Kırşehirimiz'in öncelikle trafik sorunu ve otopark sorununun acilen çözülmesi gerekir.
         Sayın hükümet yetkililerine sesleniyorum:"Kaç dönemdir memleketim, sizin oy deponuz oldu. Diyetinizi ödeyin artık ağaa"
         Hani derler ya: "Ne kadar para o kadar köfte"
         Köftemizi istiyoruz ağaa !


Anahtar Kelimeler : Polat BİLİCİ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/12%20Kas%C4%B1m%20Pazartesi-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı