5 Mart 2019 16:01
-A +A
Göksel Kara

Göksel Kara

KÜÇÜK HÜZÜN KUŞLARI

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

         Çocuklarım yarış atı değil benim. Hepsinin ayrı, bir rengi, ayrı bir kokusu, ayrı bir gülüşü, ayrı bir bakışı var. Ara sıra ben kavga çıkarsam da kavga etmeyi yasakladık sınıfta. Benim çıkardığım tüm kavgalarda yenilen ben oluyorum. Mesela matematikte resim, resimde müzik yapabiliyoruz. Sayın Özal ın” bir kere delmekten bir şey olmaz.”dediği gibi bir anayasamız var. 
         Bu, kuralsız yaşadığımız anlamına da gelmemeli. Elbette kurallarımız var. Geç kaldığımızda özür diliyor, sınıfa girerken kapıyı çalışıyor, düşen arkadaşımızı yerinden kaldırıyor ve en önemlisi birbirimize yalan söylemiyoruz. Biliyoruz ki doğruyu söylediğimizde, yaptığımız şey yanlış bile olsa ceza almayacağız. Hem hangi mantık, hangi akıl, hangi yürek, yedi yaşında ki bir çocuğu cezalandırır ve verdiği cezadan sonra tüm yanlışların düzeleceğini inanır ki?
         Dedim ya çocuklarım yarış atı değil benim. Ama zaman zaman ortamı biraz kızıştırmak, seviyelerini ölçmek için küçük küçük okuma yarışmaları düzenliyoruz. Kazananda zafer sevinci, kaybedenin gözlerinde küçücük hüzün kuşları... 
Sahi, siz çocukların gözlerinde ki hüzün kuşlarını bilir misiniz? Öğretmenler tanır o kuşları. hem öyle çocuklarıyla yan yana geldiklerinde falan değil yüzlere metre uzaktan tanır. Siz farkında olmasanız da öğretmen, akşam çocuğunun uyuyup uymadığını, evlerinde sobanın yanıp yanmadığını, babanın anneyi nasıl ne zaman dövdüğünü, küçük kardeş doğduğunda o canım evin nasıl birden bire cehenneme döndüğünü…
Neyse sözü uzatmayalım, tüm öğrencilerim birinci dönem okumaya geçtiler. On beş tatil, birinci sınıf öğrencileri için tatil, öğretmenler için ise çiledir. Çocuklar nasıl dönecekler acaba, okumayı unutan oldu mu? 
Küçük bir metin dağıttım çocuklara,
-Hadi çocuklarım, dedim.
-Yarın okuma yarışması yapacağım.
Sınıfta kızılca kıyamet... Kimisi avuçları acıyana kadar alkışlar, sesler çıkarırken, kimisi sırasının altına altına kayıyor. Nedenini biliyorum, biliyorum bilmesine ya umuruma değil.
Ertesi gün ilk ders başlıyorlar sormaya
-Yarışmayı ne zaman yapcez?
-Öğleden sonra
-Şimdi yapsak ya.
-Hayır, öğleden sonra 
-Beden de mi?

-Ha anladık bedende yapcan. Bizi bedene çıkarmayacan, yarışmayı matematikte yapsak ya.
Daha önce de bahsetmiştim. Öğrencilerdeki matematik aşkı bitiriyor beni…
Bu kavgada da kaybeden benim. 
-Tamam diyorum. 
-Başlayalım. 
-Birinciye ne alacan? En can alıcı soru bu. Param da yok. Of ya.
- Siz kendiniz için okuyorsunuz. Hem neden ben her seferinde size bir şeyler alıyorum ki?
-Al! Al! Al!
-Yok, bu sefer bir şey almayayım. Ama birinci gelen istediği yere otursun, ikinci, üçüncü olarak devam etsin.
Fikir hoşlarına gidiyor. Saatimi çıkarıyorum, sırayla çağırıyorum çocuklarımı. Kimisi bıraktığım yerden çok daha ilerde, kimisi biraz gerilemiş, hatta bir tanesi tümden unut… Pardon hatırlayamıyor… Sıralamayı değiştirmeden üç beş kelime fazla saymanın kime ne zararı olur ki?
Yarışma bitiyor, ilk üçü açıklıyorum. Birinci, cam kenarında ki en ön sıraya oturuyor. İkinci Emine, sıralara sıralara bakıyor. Sonra dönüyor, benim sandalyeme bakıyor. Sonra tekrar sıralar, tekrar benim sandalyem. Aman Allah ‘im bu kızın niyeti… 
-Hadi Emine acele et. Diyorum.
Emine gayet rahat bir şekilde masama geliyor, masamın üzerine çantasını bırakıyor. Sandalyeme oturuyor. Ben de ses seda kesiliyor. Emine de dil bir buçuk karış
-Eeee sen demedin mi istediğiniz yere oturacaksınız diye 
-Dedim de şey… Kem… Küm… Falan filan
Sınıfta kıyamet kopuyor 
-Dedin! Dedin! dedin!
Birincimiz, sınıfın yakışıklısı Mustafa Ali Merdun’un suratı bir karış.
-Neden ben düşünemedim ki, diyor.
Aybüke bu sefer biraz yavaş
Yanıma yanaşıyor, 
-Yeni yarışma yapacak mıyız? Diye soruyor.
-Yapalım mı? Diye, soruya soruyla cevap veriyorum.
Gözlerinde hırs, gözlerinde acı…
Bir hafta sonraya sözleşiyoruz. 
Bu se0fer hediye alacam ya. Emine’nin küçücük sırasında oturmaktan dizlerim ağrıdı.
Aybüke ikinci yarışmada otuz dört kelime okuyor. Ben onu hatayla kırk üç olarak sayıyorum. Aybüke’nin gözleri ışıldıyor. 
-Çok iyi okudum değil mi öğretmenim? Diyor
-Evet, kızım çok iyi okudun. Demek ki istediğinde yapıyormuşsun.
Yanağında güller açıyor. Güle dönüyor Aybüke’m. boynuma sarılıyor. Burnundan hiç eksilmeyen sümüğü omzuma bulaşıyor.
Eve gittiğimde üstüm başım toz toprak, cekette Aybüke’ye sarıldığımın delili. 
-Yine çocuklarınla delirdin değil mi! Diye çemkiriyor hanım. ben, pis pis sırıtıyorum. Çocuklara aldığım oyuncaklardan bahsedemiyorum. Tırsıyorum. hem de çok…
 


Anahtar Kelimeler : Göksel KARA ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/25%20May%C4%B1s%20Cumartesi-1.jpg

Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı