17 Haziran 2019 09:12
-A +A
Muhammed Emin Hekimhan

Muhammed Emin Hekimhan

KÜÇÜK JEAN (ROMAN -XXIX.

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

KALEMİMDEN DAMLALAR
Bizim köye öyle pek atlı arabayla gelen olmazdı. Sadece tücccarlar dokuma işlerini yaptıracak yeni işçiler-köylülerle anlaşmalar yapmak için seyrek olarak gelirlerdi. Belki bu yüzden olsa gerek köylüler evlerin önünde toplanarak bizim geldiğimiz atlı arabaya meraklı gözlerle bakıyorlardı. Yeni bir tüccar anlaşmalar yapmak için mi gelmişti acaba? Nerdeyse hepsinin aklındaki soru buydu.
Evimizin önüne geldiğimizde durduk. Ben apar topar aceleyle arabadan atladım ve eve koştum. Ne yapsam nafile! Kapıyı çalmama rağmen ne kapıyı açan oldu ne de evden bir ses duyuldu. Merakla bizi seyreden köylülerden birisi yanımıza doğru yaklaştı.
-  O evde kimse oturmuyor. Dokumacı yıllar önce öldü. Karısıda hastalandı ve kasabaya ağabeyinin yanına taşındı. Tedavisini kasabada yaptıracaklarmış, dedi.
-  O dokumacı benim babamdı. Evde annem vardı. Hasta olduğunu duyunca papaz okulundan ziyarete geldim. Şimdi kasabada onu nasıl bulacağım?
-  Jean sen misin? Ne kadar da büyümüşsün, koca adam olmuşsun. Annen hep benim Jean’ım büyük adam olacak bana da bakar deyip dururdu. Ben kasabada oturdukları yeri biliyorum. Size tarif etsem gidebilir misiniz? Diye sordu.
- Kolay bir yerse gideriz. Siz kasabada evin bulunduğu yeri arabanın seyisine tarif edin o tamam derse biz kasabaya yola çıkalım hemen. Vakit kaybetmeyelim. Annemin durumu nasıldı? Biliyor musunuz?
- Annen pek iyi değildi. Kasabaya gideli de birkaç gün oldu. Şimdi nasıl olduğunu bilmiyorum. Ben seyise adresi tarif edeyim, diyen köylü seyisin yanına gittti. Birazdan gelen köylü bana:
- Jean umarım annenin durumu iyidir. Seyis adresi anladı. Kolay buluruz dedi. İstersen sen bekleme yola çıkın, dedi. Hemen arabaya atladım. Seyis atları sürdü. Kasabaya doğru ardımızda bıraktığımız toz bulutunun önünden hızla devam ettik. Köyden çıkana kadar yine meraklı gözler üzerimizden ayrılmadı.
Bizim köy ve civarı bozkırlardan oluşuyordu. Kıraç tarlalar sonbahar mevsiminin de etkisiyle tamamen sararmış seyrek tarlalar ve yine kurumaya başlayan sararmış otlarla kaplıydı.  Yeşillik değildi. Köydeki seyrek ağaçlar yol boyu nerdeyse hiç yoktu. Her taraf sapsarı bir manzara ile kaplıydı. İnsanın hastalandığı zaman benzinin sararması gibi çevre sararmıştı. Annemin hastalığının da etkisiyle bu manzaralar içimde buruk bir acıya sebep oluyordu. Annemin öleceği düşüncesi ise kalbimi sıkıştırıyor ve gözlerimden akan damlalar yanağımdan süzülürken bitmek bilmeyen yol uzadıkça uzuyor adeta sabrımı sınıyordu. Bir saatten daha kısa olan yol bana saatlerce sürmüş gibi gelmişti. Nihayet kasabaya varmıştık. Ağaçlar biraz  daha fazlalaşmış ve hasadı yaklaşmış olan üzün bağlarının güzel kokuları içimde az da olsa bir ferahlamaya sebep olmuştu. Ümit ederim annemin durumu da iyidir, düşüncesiyle derin bir nefes alırken seyis arabayı kenara çekerek yolda duran birilerine adresi sordu. Tarif edilen adrese doğru devam ettikten sonra iki katlı bir evin karşısında durduk. Seyis bana:
- Galiba geldik. Şu iki katlı ev olması gerek tarif edilen adres burası. Sen inip bir bak bakalım yanlış adres ise tekrar sorarız.
- Tamam dedim. Eve doğru koştum. Kapıyı çaldım. Kapıyı açanlara köyden geldiğimizi annemin burada olup olmadığını sordum. Dayımı görememiştim. Dayımın karısını ve çocuklarını da tanıyamazdım.
- Dayın biraz önce çıktı. Kiliseye gitti. Annen bu sabah Tanrı’ya kavuştu. Başın sağolsun. Dayın kiliseden cenaze için yapılacak işlemlerle ilgili bilgi ve yardım almak için gitmişti. Biraz sonra gelir herhalde gel içerde bekle, dedi yengem. Ben de içeriye daldım. Annemin üzeri örtülü cenazesinin yanına gittim.
‘Tanrı’m annemi senin merhametli ellerine teslim ediyorum.‘ diye dua ettim. Biraz sonra dayım geldi. Dayıma:
- Annemi ölmeden önce görmek istiyordum. Ama nasip olmadı. Onu köydeki mezarlığa babamın yanına gömün, dedim. Ben de cenaze işlemlerinin sonuna kadar beklemek isterdim, ama geri dönmem lazım. Hepinizi Tanrıya emanet ediyorum. Araba ve seyisi fazla bekletemem. Dayım da çok üzgündü, gözleri yaşlı benim başımı okşadı.
- Tamam, siz yolunuza gidin biz gerekenleri yaparız. Dedi ve ayrıldık.
(Devam edecek)
 

Anahtar Kelimeler : Muhammed EMİN HEKİMHAN,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete


Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı