15 Ekim 2019 15:03
-A +A
İsmail Tufan

İsmail Tufan

Kurtaramadığımız Yaşlılık

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor ve biz bununla ilgileneceğimize, ki bu yılı Yaşlı Yılı ilan etmiştik, hala bilmem kaçıncı defa eğitim sistemimizi yeri yerine oturtamadık. Eğitim kalitesi düşük, ama herkes üniversiteye gitmek istiyor. Eskiden “altın bilezik” denilen mesleğe ilgi sıfıra indi. Üniversite mezunları kendisini meslek öğrenmiş zannediyor. Gerontolojide de aynı sorunla karşı karşıyayız. Gerontoloji bölümlerinden mezun olunca “gerontolog mesleğinin” erbabı gibi bir zannetme var, gençler arasında. Keşke öyle olsaydı, ama öyle değildir.
 
Gerontoloji bölümünden mezun olanlar gerontologtur, ama gerontolog mesleğinin ustası, erbabı veya uzmanı değillerdir. Sadece üniversitede öğrendikleri bilgilerle donanmışlardır. Bu ise sadece teorik bir varsayımdır. Mezuniyet, bilgi sahibi olmanın göstergesidir, ama kesinlikle kanıtı değildir. Bu sadece gerontoloplar için değil, aksine tüm üniversite mezunları için geçerlidir. Ancak gerontologların önemli bir dezavantajı, öğrendiklerini uygulama şansını çok ender bulabilmeleridir. Bu yüzden mezun olduktan sonra “diplomalı gerontolog” olmaktadırlar, ama gerontolog mesleğini öğrenememektedirler. Halbuki demografik dönüşümden ötürü bizim acilen gerontolog meslektaşlarımıza ihtiyacımız vardır.
 
Ülkemizde demografik dönüşüme son zamanlarda artan ilginin ardında bilgi ihtiyacı ender hallerde rol oynuyor, daha ziyade Gerontoloji bölümlerinin kurulmasından kaynaklanan bir zorunlu ilgi vardır. Kimsenin ilgi duymadığı yaşlılarla ilgileniliyormuş gibi yapmanın en iyi yolu, Türkiye’nin nüfus istatistikleriyle haşır neşir olmak, ama gerontolojik bilginin kullanımı namına hiçbir şey yapmamaktadır. Herkes bir “gerontolojik tiyatro” oynuyor ve bu oyunda yaşlılar sadece figüran rolüne layık görünüyor. Birkaç bilim insanı kendi arasında gerontoloji alanında köşe kapmaca oyuna soyunmuş. Sen-ben meselesini büyüten, ama yaşlıları küçülten bu oyun artık kabak tası vermiştir.
 
Yaşlanma küresel bir olgu haline gelmiştir ve Dünya dediğimiz küreyi andıran gezegenin üzerinde yaşayan toplumlar genel olarak yaşlanmaktadır. Bazı bölgelerde daha hızlı olsa da, yaşlanma artık herkesi ilgilendiren bir sosyal fenomendir. Yaşlanma Batılı dediğimiz ülkelerle sınırlı değildir. Aksine gelişmekte olan ülkelere de sıçramıştır.
 
Ondokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren Batı toplumlarında yaşam süresi yılda ortalama 2,5 ay uzamaya başlamıştır. Bu, Üçüncü Dünya ülkelerinde yirminci yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Ama bu ilkelerde yaşam süresi yılda ortalama 5,3 ay uzamaktadır. Avrupa ve Japonya en hızlı yaşlanan toplumlardır. Çin, Hindistan ve Güney Asya’nın büyük bölümü ve Latin Amerika gelecekte hızla yaşlanacaktır. Doğurganlığın en yüksek olduğu bölge, Sahra’nın güneyi ve Ortadoğu’dur. Bu bağlamda Çin’e dikkat edilmesi gerekir. Tek çocuk politikası 30 yıl gibi kısa bir sürede 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfustaki oranının iki katına çıkmasına neden olmuştur.
 
Kendi kendimizi övmek yerine artık yaşlanan toplum olarak biraz da özeleştiri yapmak yerinde bir davranış olurdu, ama özeleştiri bizde en ender rastlanılan bir davranış modelidir. Bunu yapanlara da pek iyi gözle bakılmaz. Hemen bir yafta ile bezenip, adeta kurtların önüne yem olarak atılırlar. Herhalde “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” deyimi durduk yerde bizden çıkmadı. Atasözleri toplum genelinde edinilen ve nesilden nesile aktarılan tecrübelerinin bir cümlede belirtilmesidir.
 
Bugün Atatürk’ün Samsun’a ayak basışının 100’ncü yıl dönümü. O dönemin kuşağı bu vatanı bize miras bırakmadı, aksine emanet olarak bıraktı. Bu emanetin içinde yaşlıların da yeri vardır, ama o yer o denli düşük bir seviyededir ki, yaşlılarımız adeta bir kuyunun dibinde, bilimsel dille söylersek, sosyal statüsü en düşük bir sosyal gruba dönüşmüştür. Eskiden Kurtuluş Savaşı gazileri bayramlarda en önde yürütülürdü, ama o zaman da durumları iyi değildi. Şimdi onların emanetini torunları veya çocukları üstlendi. Bayramlarda önde türüyorlar, kalpaklarıyla ve bayramdan sonra unutuluyorlar.
 
Bir yanda gerontolog mesleğini uygulayacak durumda olduğunu zanneden diplomalı gerontologlar, diğer yanda mesleğinin erbabı gerontologları bekleyen yaşlılar; işte durum budur ve biz, bize teslim edilen emanete sadece bu kadar değer veriyoruz. Bakalım daha nereye kadar!

Anahtar Kelimeler : İsmail Tufan,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/12%20Kas%C4%B1m%20Sal%C4%B1-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı