8 Temmuz 2019 15:15
-A +A
Polat Bilici

Polat Bilici

MASAL (METEL)

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

 
Bu anlatacaklarım MÖ bizim zamanımızı kapsar. 
Daha televizyonların bile icat edilmediği senelere denk gelir.
En büyük lüksümüz, masal dinlemekti.
Çocukluğumuzda yatağa girdiğimizde muhakkak masal anlatılırdı.
Masalı dinlerken uyuya kalırdık. Devamını merak ettiğimiz için, muhakkak sabah dinlemek isterdik.
Masalı anlatan annemizin sabah işleri yoğun olduğundan, devamını ablalarımızdan dinlerdik. Bazen devamını söylerlerken, bazen de olumsuz tavırlar sergilerlerdi: "Uyumayıp da dinleseydin" diyerek.
Ancak öyle veya böyle masalın devamını muhakkak dinlerdik.
Aradan biraz daha zaman geçtikten sonra, radyo denilen alet girdi evlere. Alet ki ne alet...O küçücük kasasına tüm dünyayı sığdırmıştı elin gavuru...
Radyodan "arkası yarın" isimli tiyatroyu yayınlarlar dı. Biz de, tüm hane halkı can kulağıyla dinlerdik.
Masal anlatılırken normal olarak dinlerken, arkası yarın isimli program anlatıldığında, kendimi o güzel hikayenin içinde bulurdum.
Çoğunlukla konusu drama olsa da, işlenen konu gerçeğe çok yakın olmakla beraber, mutlu son ile biterdi.
Gelelim masallarımıza...
Masalın kahramanları Padişah, Kral, en küçük kız, en küçük oğlan, dev, insan eti yiyen cadı, cin gibi karekterler ön sıralarda yerini alırdı.
Kızların içinde en merhametli ve dünyalar güzeli olan, hep en küçük kız çocuğu olurdu. Küçük kız çocuğu daha sevecen olmasından kaynaklı olsa gerek...
En küçük oğlan ise, genellikle mağdur edilen kardeş olup, en merhametli ve cesaretlisi o olurdu.
Bu da Yusuf As' ın büyük kardeşleri tarafından kuyuya atılması ve ona karşı olan saygı ve sevgiden olması gerek diye düşünüyorum.
Masal, konusu gerçeğe uygun olmadığı için, hep abartılı ve uydurmalardan ibaretti.
Bir sıçrayışta yedi dağı aşan atlardan bahsedilirdi. Bu da millet olarak atlara olan sevgimizi ön plana çıkarıyordu.
Tek kılıç darbesiyle yere düşürülen dev, kendisine kılıç darbesi vuran kişiye: "Ey insanoğlu ! Ne olursun bir darbe daha vur" dediğinde, darbeyi vuran kişi ise: "Ben annemden bir kere doğdum" derdi. Bu söylemleri tüm masallarda duyduk.
Bize o zamanlar anlatılanlara göre, eğer ki dev denilen yaratığa bir darbe daha indirilirse, dev tekrar eski güç ve kuvvetine kavuşup ölümsüz olurmuş.
Onun içindir ki, büyüdüğümde, dev denilen mahluka tek kılıç darbesinden başka darbe vurmama kararı almıştım...
Bir masal vardı hiç unutmam.
Su doldurmak için kuyunun dibine sarkıtılan padişahın küçük oğlunun öz ağabeyi kardeşinin ipini keser ve küçük kardeş yerin kırk kat dibine düşer.
Yerin kırk kat dibinde bir yığın olaylarla boğuşurken, babası onun yokluğuna dayanamaz ve padişah babanın evlat hasreti yüzünden ağlaya ağlaya gözleri kör olur.
Masalın sonuna gelindiğinde, büyük bir yılan, kartal yavrularını yemek için yuvaya tırmanırken, kartal yavrularının korkudan bağırmalarını işiten küçük oğlan, kılıcını çekmekle yılanın kafasını uçurması bir olur.
Küçük oğlanın yavrularını kurtardığını gören yaşlı koca kartal dile gelir ve "Ey insanoğlu ! Dile benden ne dilersen" dediğinde: "Beni yerin kırk kat üzerine çıkar" der.
Kartal "O zaman, kırk tane koyun kes, tulumuna su doldur, lak dersem su, luk dersem et ver" der. 
Masal bu ya:
Bu istek yerine getirilir ve uçarlar yeryüzüne doğru.
Yolun sonuna doğru geldiğinde, et biter ve adam kendi baldırından et koparır ve kartalın ağzına atar. Kartal bir daha et istemez.
Yerin yüzeyine çıktıklarında, küçük oğlan inip, teşekkür ederek, hayırlı yolculuklar dilese de, kartal uçmaz ve: "Sen git hele. Ben biraz dinleneyim de uçarım" der ve oğlan bacağından dolayı, ister istemez yürüyemez.
Kartal dilinin altındaki eti verir ve "Al şu etini, aynı bölgeye koy" der ve oğlan bacağına eti, yapıştırır yapıştırmaz, ağrısı sızısı kalmaz. Eskisinden daha iyi olur.
Kartal: "Benim göğüs kısım da iki tane tüy yol. Babanın gözlerine sür. Tüylerim onun derdine devadır." der ve uçup gider.
Saraya gelen küçük oğlan, babasının kör olduğunu görür ve gözlerine tüyleri sürer ve babası eskisinden daha iyi görür...
Büyük oğlan çok pişman olur. Af diler ve affedilir.
Kırk gün kırk gece küçük oğlanın şerefine şölen düzenlenir.
Bu gibi masallar bize anlatılırken, erkek odasında ise Hz. Ali'nin kahramanlıklarından bahsedilirdi. Hayber kale kapısını bir omuz darbesiyle yıktığından bahsedilerek.
Evde bazen, insan eti yiyen cadılardan bahsedilirken, bazen de cin masalları anlatılırdı. Biz küçük çocuklar ise, dışarıda bulunan tuvalete gitmeye korkar ve topluca dışarıya çıkardık.
Herkes uyuduğunda, dışarıya çıkmaya korkan çocuk ne yapsın? O da yatağı ıslatırdı. Sabah çocuğun yatağı ıslattığını gören anne, bir hışımla çocukların kabasına, kabasına vururdu: "Sidikli ( kalamiz ) yine mi ıslattın yatağı !" diyerek...
Suçu hiç kendilerinde bulmazlardı: "Neden o korkulu masalı anlattım." demezlerdi. Oysa korkutmayan, cesaret veren masallar anlatsalar, çocuklara hem cesaret verirlerdi, hem de öz güven aşılamış olurlardı.
Ancak ne yazık ki bunun bilincinde değillerdi...
 

Anahtar Kelimeler : Polat BİLİCİ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete


Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı