24 Eylül 2018 16:00
-A +A
Polat Bilici

Polat Bilici

NEŞET AĞAM

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Kırşehirliyim dediğimde, "Neşet Ertaş'ın hemşerisi" derler.
Kırşehir'imizin tanıtılmasında çok büyük yeri vardır rahmetli kültür elçimizin.
Neşet Ertaş'ın meşhur olduğu seneler, benim çocukluk yıllarıma denk gelmişti. Meşhur olup da radyoda türküleri yayınlanırken, köyün genç kızları, komşuları olan diğer genç kızlara bağıra bağıra: "Radyoyu aç, radyoyu aç! Neşet çıktı, Neşet çıktı" derlerdi. Onlar birbirlerine haber verirlerken, büyüklerinden bir yığın azar işitirlerdi: "Ne bağırıyon köyün içinde!" diyerek.
Evlerinde pikap dediğimiz o zamanların plak çalarları olanlar Neşet ağamın plağını koyup, pikabın sesini son surat açarak, adeta tüm köye dinletirlerdi.
Birbirini seven genç kızla oğlanın sanki mektubu gibiydi Neşet ağamın türküleri:
"Datlı dile güler yüze,
Doyulur mu doyulur mu?"
Her nedense insanlar belli bir kariyere geldikleri zaman, hemen değişirler ve yakın çevrelerini dahi hor görmeye başlarlar.
Bunun gibi örneklerle hepimiz karşılaşmışızdır. En çok nefret ettiğim kişilerdir bu berbat tutumu sergileyen kişiler.
Oysa üstat öyle miydi? Kişiliği, karakteri ve sergilediği davranışlarıyla, çok kişiye örnek olan kişiydi.
Hayat hikayesinde söylediği şiirindeki bir dörtlükte, zaten rahmetli kişiliğini ortaya koyuyordu:
"Zalim kader devranını dönderdi
Tuttu bizi İbikli'ye gönderdi
Babam saz çalarken bana zil verdi
Oynadım meydanda köçek dediler."
Sahneye asla ceketsiz çıkmaz, sahneye çıktığında ise, dinleyicilerin karşısında eğilerek saygı ve sevgisini gösterir, konser verirken ceketini çıkarmak istediğinde ise, "Ayağınızın turabı olayım, müsaade ederseniz ceketimi çıkartayım" diyecek kadar da alçak gönüllüydü.
Hiç unutmam! Kırşehir'de ilk konserini Saray Sineması'nda vermişti. Öylesine bir kalabalık vardı ki. Ancak kalabalığın beşte biri konserine girmiş, biz giremeyenler ise dışarıda dinlemek zorunda kalmıştık.
Rahmetliyi dinlemeye gelen ustalarımızın, Neşet ağalarını dinlemek için sinemaya girişlerindeki o gururla yürümeleri görülmeye değerdi.
Kendilerine has konuşmalarıyla: "Naşaatt, Naşaatt...Kurban oluyum" diyerek yaptıkları sevgi gösterilerini dışarıda duyuyorduk.
Tabii ki de gururlanacaklardı bozkırın hep aşağılanan kara çocukları.
Bizler içeriye giremezken, onlar ise en önde giriyorlardı sinema salonuna.
İnsanın hayatında hep inişler ve çıkışlar olduğu gibi, Neşet ağamın da olmuştu.
Gönlünü Romen kızı olan Leyla'ya kaptırdığında, evliliklerine rıza göstermiyordu babası ve ilk öğretmeni olan rahmetli Muharrem Ertaş.
Hatta bir de türkü yakmıştı bu istemediği evliliğine karşı çıkarak şu dizeleri söylemişti:
"Küsmedim Neşedim kahrettim sana
Baban degil miydim sormadın bana
Olan olmuş yavrum ne deyim sana
Aslı bozuk alma dedim evladım."
Babasının bu türküsüne karşılık, o ise böyle cevap veriyordu babasını kırmayarak:
"Yazımızı felek yazdı Mevlâdan değil
Senin dediklerin evladan değil
Her hata suç bende Leylâ’dan değil
Aslı bozuk deme gel şu insana."
Böylece o zamanlar hümanist görüşlü olduğunu, insanların milliyetine, ırkına bakmadan, insanı ayırmadan insana verdiği değeri sergilemişti.Cevap nitelikli adeta önünde şapka çıkartılacak türküsüyle...
Kaza yapması sonucu Yugoslavya'da cezaevine konulması ve üstat Yaşar Kemal'in İnce Memed isimli romanını cezaevine gönderdiğinde, kitabın giriş bölümüne yazdığı yazısıyla "Bozkırın Tezenesi" diyerek hitap etmesi sonucu, ismi "Bozkırın Tezenesi" olarak söylenmeye başlamıştı.
Şimdi olduğu gibi, o zamanlar da ülkemizde batı hayranlığı olduğu için, TRT'den türkülerine kısıtlamalar geldiği için, Ulus'ta bulunan Ahu Pavyonu'nda konser vererek geçimini sağlarken, geçirdiği kısmi felç nedeniyle, akrabalarının daveti üzerine tedavi maksatlı Almanya'ya gider ve orada oturma izni alarak, gurbetçilerimizin düğünlerinde, çığırıp söyleyerek geçimini sağlar.
Rahmetli reklamı sevmeyen kişiliğiyle, yaşamını sürdürür adeta. Unutulur ve eserlerini tüm sanatçılar kullanır, onlardan telif hakkı dahi almaz.
Rahmetli yaşarken dahi, türkülerini dinleyen kişiler, onu rahmetle yad eder.
Almanya'da Türkiye'ye dönüş yaptığında kendisine devlet sanatçılığı görevi verilmek istense de, bu görevi kabul etmez ve neden kabul etmediğini de şöyle açıklar:
"Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, Hepimiz bu devletin sanatçısıyız dedim. Ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık olarak geliyor diyerek, teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam, benim için en büyük mutluluk budur.
Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım. Bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım.'' Mekanı cennet olsun, yattığı yer nur olsun Neşet ağamızın.


Anahtar Kelimeler : Polat BİLİCİ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/18%20Aral%C4%B1k%20%C3%87%C4%B1nar-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı