24 Kasım 2018 16:00
-A +A
Çerkez Bozdağ

Çerkez Bozdağ

ÖĞRETMENLER GÜNÜ HEDİYESİ

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

         Bahri Karamızrak tıpkı soyadı gibi bir adamdı. Esmerlik sınırını gereğinden çok daha fazla geçmiş bir teni vardı. İlk bakışta insanlar onu melez sanırdı. Oldukça uzun boyluydu Bahri. Kemikleri sayılacak kadar da zayıftı. Bundan dolayı boyu 1.86 olduğu halde görenler onu iki metrenin üstünde bir boya sahip sanırdı. Ne iş mi yapıyordu Bahri? Kırk bin nüfuslu bir ilçede fizik öğretmeniydi. İlçeye yeni açılan Anadolu lisesinde çalışıyordu.
         Kendisi fizikçi olduğu halde çok duygusal bir ve alıngan bir insandı Bahri Hoca. Her şeyi üstüne alınır, herkese çabucacık küsüverirdi. Fakat bu küslük en fazla iki saat sürerdi. Kimseye kin gütmez, kimseyle kavga etmezdi. Öğrencileri ona “Yürüyen Heykel” lakabını takmışlardı. Branşında çok iyi bir öğretmen olduğu halde öğrencileri susturmakta aynı hüneri gösteremezdi. Dersleri gürültülü geçtiği için de okul idarecileri tarafından sık sık eleştirilirdi. Buna rağmen onun tezgâhından geçen öğrenciler üniversite sınavlarında fizik sorularını rahatlıkla çözerlerdi. Aslında idarecilerin farkına varamadıkları bir şey vardı. Bahri Hoca fizik gibi herkesin ürktüğü ve zorlandığı bir dersi, öğrencilerine oyunlaştırarak verirdi.
         1989 yılıydı. Okulda özel olarak seçilmiş öğrencilerden oluşan bir 10 Fen C Sınıfı vardı. O sınıftaki öğrencilerin çoğu çok şımarıktı. Günleri ders çalışmak yerine öğretmenleri eleştirmekle geçerdi. Herhangi bir öğretmenin en küçük bir açığını gördükleri anda öfkeden parlamış azgın ata dönerlerdi. Fizikçi Bahri Hoca da onları zapt edebilmek için çırpınıp duran öğretmenlerden biriydi. Onlar sadece müdür yardımcısı Sait Hoca’dan korkarlardı. Çünkü Sait Hoca onların diliyle konuşmayı çok iyi bilirdi(!)
         24 Kasım Öğretmenler Günü’ydü. 10 Fen C Sınıfı Bahri Hoca’ya sürpriz yapmak istedi. Sınıftaki otuz öğrenci kendi aralarından ikişer lira para topladı. Öğretmenler Günü hediyesi olarak Bahri Hoca’ya elli liralık bir duvar saati aldılar. Bahri Hoca o güne kadar hiçbir öğrencisinden hiçbir hediye kabul etmemişti. O gün diğer sınıflarda gelen hediyeleri de kibarca reddetmişti. Fakat günün son dersinde 10 Fen C Sınıfı’ndan yakasını bir türlü kurtaramadı. En sonunda sınıf başkanı patladı:
         -Hocam, diğer öğretmenlerimiz bu gün girdiği her sınıftan kucak dolusu hediye paketleriyle çıkıyor, siz ise tenezzül buyurup hepimizin gönlünden kopan çam sakızı, çoban armağanını kabul etmiyorsunuz. Eğer bu hediyeyi kabul etmezseniz sınıftan hiç çıkmayacağız.
         -Olmaz evladım, ben hediye kabul edemem.
         Dersten çıkış zili çaldı. Öğrenciler sınıf kapısına toplanıp Bahri Hoca’yı dışarı çıkarmadılar. Uzun bir süre sonra sınıfın kapısı çalındı. Öğrenciler kapıyı açtılar. Gelen, müdür yardımcısı Sait Bey idi. -Bahri Hoca’m, dedi. Bu sınıfta matematik kursu var. Vakit geçiyor, öğretmen de dışarıda bekliyor. Sınıfı boşaltsanız. -Sait Hoca’m, ben çıkacağım da öğrenciler bırakmıyor. -Ne demek öğrenciler bırakmıyor! Sınıf başkanı söze karıştı:
         -Sait Hoca’m, bizim için çırpınıp yorulan Bahri Hoca’mıza Öğretmenler Günü hediyesi olarak bir duvar saati aldık. Hocamız kabul etmiyor. Biz de hediyeyi kabul edinceye kadar onu sınıftan çıkarmamaya karar aldık. Sait Hoca güldü. -İlahi çocuklar, tüm derdiniz bu muydu? Verin siz o saati, ben hocanıza kabul ettiririm. Bahri Hoca itiraz etmek istedi. -Fakat Sait Hoca’m…-Çocukları kırmayın Bahri Hoca’m. Onlar ileride hatırlanmak umuduyla size bir hediye almış. Ben de özellikle rica ediyorum, bu saati kabul edin. Sonuçta atla deve değil ya… Bahri Hoca istemeye istemeye hediyeyi kabul etti. Akşam eve vardığında sınıf öğretmeni olan eşi Fatma Hanım bu hediyeye çok şaşırdı. Hemen ertesi gün de bütün öğretmenler günlük eğitim- öğretim emekçiliğine devam etti..
         Aradan aylar geçti. Mayısın ilk haftasıydı. İlçenin en zengin ticaret adamlarından biri olan Volkan Güneşten okula geldi, Bahri Bey’le görüşmek istedi. Volkan Güneşten’in son derece tembel ve haylaz bir oğlu vardı. Onuncu sınıfa kadar iteleye kakalaya gelmişti. Ortaokulda bir yıl, lisede de iki yıl kaybetmişti. Babasının zengin oluşunun verdiği rahatlıkla derslerine hiç çalışmıyordu. Şimdi de kalırsa okul hayatı bitecekti. Volkan Gümüşten, oğlunun fizikten özel ders almasını istiyordu. Tabii kendi ders öğretmeninden… Bahri Hoca gelince Volkan Güneşten ona kendisini tanıttı:
         -Hocam, ben 10 Fen C Sınıfı’ndaki Haydar Güneşten’in babasıyım. Oğluma özel ders verebilir misiniz?
         -Ben kendi öğrencilerime özel ders vermiyorum bey efendi. Yapamadığı şeyleri sınıfta sorsun, anlatayım. Fakat üzülerek belirteyim, oğlunuz hiç ders dinlemiyor?
         -İşte ben de onun için özel ders istiyorum. Ücreti ne kadarsa iki katını bile ödemeye hazırım.
         -Bey efendi, benim kendi öğrencime özel ders vermem pek ahlâki olmaz.
         Volkan Güneşten birden parladı:
         -Rüşvet saat almak ahlâki oluyor ama!
         Bahri Hoca donup kaldı. Volkan Güneşten ise hiç kimsenin bir şey söylemesine meydan vermeden öğretmenler odasının kapısını çarpıp gitti. Ertesi gün en çok okunan gazetelerin birinin ikinci sayfasında bir haber yayımlandı: “Öğrencilerinden hediye adı altında rüşvet alan Fizik Öğretmeni Bahri Karamızrak, rüşvet getiren öğrencileri geçiriyor, diğer öğrenciler sınıf tekrarı yapacak.”
         Haberi ihbar kabul eden Milli Eğitim Bakanlığı hemen iki müfettiş görevlendirdi. İlçeye gelen müfettişler Bahri Hoca’nın, okul müdürünün, Sait Hoca’nın ve öğrencilerin ifadelerini alıp Ankara’ya döndüler.
         Bahri Hoca yıkılmış, üzüntüden kahrolmuştu. Adamcağız yıllardır tansiyon hastasıydı. Eşi Fatma Hanım : “Bütün ilçeye rezil olduk Bahri!” diye ağlıyordu.
         Öğleden sonraydı. Bahri Hoca okul müdürüyle görüşmek için evden çıktı. Yolda yürürken birden her şey puslara büründü. Binalar gidip gelmeye başladı ve Bahri Hoca olduğu yere yığılıp kaldı. Etrafına toplanan insanlar onu hastaneye kaldırdılar. Doktorlar yıldırım hızıyla ona müdahale ettiler. Ne yazık ki yapacak bir şey kalmamıştı. Bahri Hoca beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetmişti. O anda eşi aynı hastanede doğum yapmak üzere olan Sait Hoca da Bahri Hoca’ya yardım için koştu. Bahri Hoca’nın öldüğünü öğrenince çocuğunun doğumuna bile sevinemedi.
         O akşam öğretmen arkadaşları toplanıp bilincini kaybetmiş şekilde ağlayan Fatma Hanım’la iki çocuğunu teselli etmeye çalıştılar. Bahri Hoca’nın Konya’da bulunan yakınlarına telefon ettiler. Ertesi gün iki çocuğunu bağrına basarak kurt gibi uluyan Fatma Hanım ve yakınları Bahri Hoca’nın cenazesini bir otobüsün bagajına yükleyerek Konya’ya döndüler.
         Yıllar sonra “Yılın Öğretmen” uygulamasının kaldırılışına en çok sevinen kişi, yüreği yaralı Fatma Öğretmen oldu. O, çalıştığı bütün okullarda Öğretmenler Günü’nde öğretmenlere hediye getirilmesini yasaklamak için çırpınıp durdu. Bilmem başarılı olabildi mi?


Anahtar Kelimeler : Çerkez BOZDAĞ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/08%20Aral%C4%B1k%20%C3%87%C4%B1nar-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı