20 Nisan 2019 14:06
-A +A
Çerkez Bozdağ

Çerkez Bozdağ

ÖLÜMDEN KATI GERÇEK

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Şevket Şanıvar ile Levent Karagöl ayrılmaz bir ikili idi. İkisi de Kayseriliydi. İkisi de Türkiye Elektrik Kurumu’nda çalışıyordu. İkisi de doğa aşığı idi. Aynı zamanda ikisi de futbol tutkunuydu. Şevket Bey TEK’te mühendisti. Levent Bey ise elektrik teknisyeniydi. İkisi de Kırıkkale’ye aynı, birlikte yıl gelmişlerdi. Geldiklerinde ikisi de bekârdı. Kurum müdürü bu iki gence küçük bir lojman tahsis etmişti. Tam iki yıl aynı evi paylaştılar. O iki yıl içinde hiç tartışmadılar. Amir-memur ilişkisini işyerinde bırakıp çıktılar. Artık onlar birbirine saygı ve sevgi duyan, birbirini görmeden rahat edemeyen iki kardeş konumundaydılar.
Önce Şevket Bey, Makbule isminde bir İngilizce öğretmeniyle evlendi. Makbule minyon tipli, güleç yüzlü, herkesle barışık bir kız idi. Konuşması çok düzgündü. Bilgi donanımı ve olgun davranışları ile çok kısa zamanda okulunun en beğenilen öğretmenlerinden biri olmuştu. Onun için mesleği olmazsa olmazıydı. Makbule Öğretmen’in komşuluğu da çok iyi idi. Aslen Çankırılı olan Makbule sık sık memleketine gidip geliyordu. 
Bir sene sonra da Levent Bey evlendi. Karısı Esma, ev hanımıydı. Levent Bey’in de kendi halasının kızıydı. Esma, Erkilet’teki yoksul evlerinden ak gelinlikle çıkıp Kırıkkale’deki yeni bir yoksulluğa adım atmış, Teknisyen Levent’in yoksul hayatına ortak olmuştu.
Şevket Bey yere sağlam basıyordu. Kendisi varlıklı aile çocuğu idi. Babasının Kayseri’nin en merkezî yerinde harıl harıl işleyen toptan bakkaliye dükkânı sayesinde yoklukla hiç tanışmamıştı. Boş zamanlarının tamamını o dükkânda çalışarak geçirdiği halde gittiği tüm okulları iyi derecelerle bitirmiş ve sonunda mühendis olmuştu. İnsanlarla iletişimi çok iyi idi Şevket Bey’in… TEK’e mühendis olarak girişinden hemen iki yıl sonra yöneticilik konumuna yükselmişti. Buğday beyazı yüzü, deniz mavisi gözleri karşısındaki insanlara hep güven veriyordu. Bu oldukça dürüst ve çalışkan mühendisten Kırıkkale halkı çok memnundu.
Teknisyen Levent Bey yere hep korkak basıyordu. Sanat okuluna başladığı yıl bir trafik kazasında babasını kaybetmişti. Erkilet’te yaşama mücadelesi veren annesine ve üç kız kardeşine sürekli maddi destek olmak zorundaydı. Geçim sıkıntısının ne demek olduğunu daha babası öldükten bir ay sonra iliklerinde hissetmeye başlamıştı. Sanat okulunu bitirebilmek için sürekli ara işlerinde çalışmak zorunda kalmıştı. Şevket Bey’le de yolu onların toptan gıda dükkânına koli taşıdığı bir gün kesişmişti. Kendisinden iki yaş büyük olan Şevket Bey, onu küçük kardeşi olarak düşünmüş ve her fırsatta ona ağabeylik yapmıştı. Sonunda onu sanat okulundaki kendi bölümü üzerinde çalışması için bir elektrikçi yanına verdirmişti. Mühendis Şevket Bey de Teknisyen Levent Bey de hemen askerlik görevini aradan çıkarmışlar ve ikisi aynı anda TEK’in Kırıkkale şubesinde işe başlamışlardı.
Şevket Bey 1.65 boyunda, 58 kilo ağırlığında ufak tefek bir gençti. Pürüzsüz Türkçesi ve o ufacık bünyeden çıkan gür sesiyle dikkatleri çekerdi. Levent Bey ise 1.88 boyunda, iri patlak gözlü, saçları kirpi tüyünü andıran bir tipti. Uzaktan bakınca taban tabana zıt gözüken bu iki gencin nasıl bu kadar iyi anlaştığı ise herkesin hayret ettiği bir durumdu.
Maaşı dolgun olduğu ve eşi çalıştığı için hiç maddi sıkıntı çekmeyen Şevket Bey, elini Levent Bey’in üstünden hiç çekmedi. Şevket Bey’in ikişer yıl arayla dünyaya gelen üç çocuğuna da Levent Bey’in hanımı Esma baktı. TEK’e ait lojmanlarda, karşılıklı dairelerde oturuyorlardı. Şevket Bey’in çocukları Levent Bey’in eşine “Esma Anne” diyorlardı. İki çocuğu olan Esma, Makbule Öğretmen’in çocuklarını kendi yavrularından asla ayırt etmemişti. Hatta kendi çocuklarını zaman zaman azarladığı halde Makbule Hanım’ın çocuklarına –en zor anlarında bile- hep gülümsemişti. Hem Şevket- Makbule çifti hem de Levent- Esma çifti bu güzel dostluğun hiç bozulmaması için Allaha dua ediyorlardı.
Şevket Bey de Levent Bey de meslekte 15’er yılı geride bırakmışlardı. Şevket Bey kendileri için Ankara’da sıfır bir daire almıştı. Tam karşılarındaki daireyi de Levent Bey’in almasını istemişti. Levent Bey başta borçlanmaktan korkmuş, sonra da Şevket Bey’in cesaretlendirmesiyle taksit taksit ödeme kaydıyla o daireyi satın almıştı. Tabii her yıl iki defa yüklü miktarda ara taksitleri de ödemeleri gerekiyordu. Ortada henüz tapu da yoktu. Müteahhit onun tapusunu borcu bittiği zaman verecekti.
Şevket Bey aldığı evin dışında babasının da desteği ile Altındağ’da bir arsaya talip oldu. Emlakçıyla 450 bin Türk Lirasına anlaştılar. Şevket Bey, Kayseri’den gelen parayla kendi birikimlerini birleştirip akşamüzeri parayı şifreli bir çantaya koydu. Ertesi sabah Makbule Hanım rahatsızlanan annesini ziyaret etmek için kendi otomobiliyle Çankırı’ya gitti. Şevket Bey de toplu parayı üzerinde gezdirmemek için bir çarşafa sararak yatak odasındaki elbise dolabına saklayıp işe gitti. Emlakçıyla akşamüzeri saat 18.00’da buluşacaktı.
Şevket Bey işyerinde gün boyu canı çıkarcasına çalıştı. Akşamleyin iş çıkışında da her zamanki yaptığı gibi Levent Bey’i de yanına alarak eve döndü. 
“Levent,” dedi. “Esma Hanım’la konuş da ikimiz birlikte emlakçıya gidelim. Şu arsa parasını ödeyip adamdan tapu işlemlerini başlatmasını isteyelim.”
“Olur, Şevket Bey. Üstüme sivil bir kıyafet giyineyim, hemen gidelim”
Şevket Bey evine geçti. Kapıyı açıp yatak odasına girdi. Çantayı koyduğu dolabı açtı, para dolu çanta yerinde yoktu. Şevfket Bey büyük bir telaşla evin her yerini aramaya başladı. Bu arada kapı zili çaldı. Koşarak gidip kapıyı açtı. Levent bey onu rengi atmış ve telaş içinde görünce çok şaşırdı. Sormadan edemedi:
“Hayrola Şevket Bey, rahatsızlandın mı? Rengin kül gibi geçmiş.”
Şevket Bey ona perişan bir sesle cevap verdi:
“Para yok Levent Bey, içinde 450 bin lira bulunan çanta uçmuş!”
Şevket Bey önce Çankırı’ya telefon etti.
“Makbule,” dedi. “Elbise dolabına gizlediğim para dolu çantayı biri oradan almış. Biz mahvolduk.”
Telefondaki Makbule Hanım acı bir çığlık attı.
“Ne demek, parayı biri almış! Kapıyı mı kırmışlar?”
“Hayır, kapı sapasağlam…”
“Ne olacak şimdi?”
“Polisi arayacağım.”
Şevket Bey karakolu aradı. Polisler geldiler. Yaşlı komiser Şevket Bey’i soru yağmuruna tuttu.
“Şevket Bey, parayı eşiniz almış olabilir mi?”
“Hayır, sayın komiserim. O, sabah benden önce çıkıp Çankırı’daki hasta annesini ziyarete gitti. Az önce kendisine telefon ettim. Ağlama krizine girdi.”
“Peki, kapı hiç zorlanmamış. Başka kimsede anahtar var mıydı?”
Bu sözü duyunca Levent Bey kıpkırmızı kesildi. Sesi titreyerek komisere cevap verdi:
“Şey, benim hanımda var…”
“Yaşlı komiser gözlerini Levent Bey’in gözlerine dikti.”
“Sen kimsin?”
İşin zora koştuğunu anlayan Şevket Bey hemen araya girdi:
“O, benim elektrik teknisyeni arkadaşım ve hemşehrim Levent Bey. Karısı da çocuklarımızın bakıcısı…”
Yaşlı komiser kafasını sallayıp güldü.
“Mühendis Bey, senin parayı kimin aldığı belli… Parayı bu bey ya da karısı almış.”
Şevket Bey öfkelendi:
“Siz ne diyorsunuz Allah aşkına! Levent Bey benim on beş yıllık arkadaşım, kardeşim…”
Yaşlı komiser alaycı bir sesle bir defa daha cevap verdi:
“Parada kardeşlik olmaz genç insan; paranızın kimde olduğu belli. Onları bir karakola çekelim, paranın yerini bülbül gibi öterler.”
İtiraz eden yine Şevket Bey oldu:
“Olamaz komiser bey! Biz bu insanlarla on üç yıldır tam bir aileyiz. Gerekirse benim param yansın fakat bu insanları karakola götürmeyin. Esma Hanım on üç yıldır evimizin anahtarını taşır. Paralarımız, bütün ziynet eşyalarımız ve üç tane yavrumuz on üç yıldır hep Esma Hanım’a emanet edildi. Bu güne kadar Esma Hanım’ın da Levent Bey’in de en küçük yanlışını görmedik.”
Yaşlı komiser acı acı gülümsedi.
“Bakın Şevket Bey.” dedi. “Yirmi sekiz senedir bu üniformayı taşırım. Bu sürede neler gördüm, neler yaşadım bir bilseniz… İnsanı şeytan şaşırtmaya görsün. Hiç beklemediğiniz insanlar bile hiç ummadığınız bir anda şeytana uyup bir yanlışlık yapabiliyorlar. Biz şimdi sizi de komşunuzu ve eşini de karakola çekeceğiz. Bu iş bir şekilde çözülecek.”
Yaşlı komiser dediğini yaptı. Özellikle Esma Hanım’ı karakolda çok sıkıştırdılar. Kadıncağız ağladı, sızlandı, yeminler etti. Sorulan her soruya hıçkırarak ve gözyaşı dökerek “Ben para çalmadım.” cevabını verdi. Daha sonra hem Levent Bey’in hem de Şevket Bey’in çocuklarını çağırarak psikolog eşliğinde ifadelerini aldılar. 450 bin lira kuş olup uçmuştu sanki. 
Makbule Hanım gittiği günün akşamı geri döndü. Polislerin Levent Bey ve Esma Hanım’dan şüphelendiklerini duyunca deliye döndü. Hemen karakola gitti. Yaşlı komiserin karşısına dikildi.
“Komiserim,” dedi. “Bu hırsızlık işinde kendimden bile şüphelenirim fakat can dostumuz olan komşularımızdan asla şüphelenmem. N’olur onları bırakın. Biz kimseden şikâyetçi filan değiliz.”
Yaşlı komiser Levent Bey’i ve eşi Esma Hanım’ı serbest bıraktı. Esma Hanım evine döner dönmez Şevket Beylerin anahtarını teslim etti. “Bir daha,” dedi. “Yanımda sizden biri olmadan ben bu kapıyı asla açmam.”Makbule Hanım ağladı. Esma Hanım’ın boynuna sarıldı. 
“Kardeşim,” dedi. “Parayı sizin almış olabileceğinizi asla aklımızın ucuna bile getirmedik. Zan altında kalmanız bizi çok üzdü.”
Olay bütün Kırıkkale’de duyuldu. Esma Hanım’ın büyük kızı Gamze ile Makbule Hanım’ın büyük kızı Canan aynı ortaokulda, aynı sınıfta okuyorlardı. Kendi sınıflarında okuyan bir erkek öğrenci “Gamze,” dedi. “Anneni ve babanı hırsızlıktan hapse atmışlar, geçmiş olsun.” Gamze çantasını bile almadan ağlayarak eve gitti. 
“Anne,” dedi. “Okulda hiç kimsenin yüzüne bakamıyorum. Okulda, çarşıda, mahallede herkes bize hırsız gözüyle bakıyor.”
İki ailenin arasına ister istemez bir soğukluk girdi. Levent Bey tayin isteyip eşini ve çocuklarını da alarak Kayseri’ye gitti. Şevket Bey de Makbule Hanım da üzüntüden mahvoldular. Bir daha ne Esma Hanım gibi bir bakıcı bulabildiler ne de Levent Bey gibi kardeşten yakın can dostu… Zamanla olay unutuldu.
Yirmi dört yıl sonra Şevket Bey, Türkiye Elektrik Kurumu’nun Kayseri Bölge Müdürlüğü’ne müdür olarak geldi. İki can dostu sevgiyle kucaklaştılar. Kendilerini ayıran “para” olayından hiç kimseye bahsetmediler. Yeniden ailece görüşmeye başladılar. Her iki ailenin de çocukları büyüyüp iş güç sahibi olmuştu. Hepsi de evlenmişti. Şevket- Makbule çiftinin çocukları çok sevdikleri “Esma Anneleri”ne mükemmel bir saygı ve sevgi gösterisinde bulundular. Yeniden kavuştuktan sonra tam altı yıl herkesin yüzü güldü.
2019 Yılı’nın Nisan ayı idi. Bahar çiçekleri Erciyes’in eteğine yaslanan Kayseri’yi göz alabildiğine bir renk cümbüşüne boğmıuştu. Emeklilik dilekçesi için gün sayan Makbule Hanım güllerini suladığı evinin bahçesinde birden rahatsızlanıp yere düştü. Yeniden kapı komşusu olduğu Esma Hanım hemen onun yardımına koştu. Makbule Hanım’ı Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırdılar. Tahliller… Tahliller… Tahliller… Doktorlar, hemşireler, teknisyenler tam bir hafta uğraştılar ona teşhis koyabilmek için. Bu arada Makbule Hanım her gün biraz daha fenalaştı. En sonunda bir onkoloji profesörü Şevket Bey’i yanına çağırdı.
“Şevket Müdür’üm,” dedi. “Getirmekte çok geç kalmışsınız. Eşiniz kolon kanseri olmuş ve hastalık onun bütün vücudunu sarmış. Artık yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Diğer yakınlarını çağırın ve Makbule Hanım onlarla helalleşsin.”
Hastane yatağında çok bitkin bir şekilde yatan Makbule Hanım bir ara kendine gelir gibi oldu. Yaşlı gözlerle eşinin başucunda bekleyen Şevket Bey onun ellerini tuttu.
“Makbule’m,” dedi. “Canın ne istiyor, sana ne getireyim?”
“Ben yiyecek, içecek istemiyorum Şevket. Senden bir tek isteğim var.”
“Söyle bir tanem!”
“Levent Bey’le Esma Hanım’ı hemen buraya çağır.”
Şevket Bey telefon etti. Levent Bey ve Esma Hanım ışık hızıyla hareket ederek Makbule Hanım’ın yanına geldiler. Makbule Hanım’ın yılların solduramadığı güzel yüzüne ölümün gölgesi düşmüştü. Paranın bile aralarını bozamadığı kadim dostlarını görünce ağlamaya başladı. Esma Hanım, Makbule Hanım’ın yanına koşup onun ak düşmüş saçlarını okşadı.
“Ağlama kardeşim.” dedi. “Metin ol. Ha üç gün önce ha beş gün sonra… Hepimiz toprağın altına gireceğiz.”
Makbule Hanım bitkin, pişmanlık dolu bir sesle ona cevap verdi:
“Ben öleceğime ağlamıyorum ki…”
Esma Hanım şaşırdı.
“Ya neye ağlıyorsun?”
“Üçünüzü de yıllarca ne çok üzdüğüme ağlıyorum. Şevket, Levent Bey, yaklaşın bana, siz de ellerimi tutun.”
Soru soran Şevket Bey oldu.
“Makbule, sen kendinde misin, ne demek üçünüzü de çok üzdüm?”
“Kendimdeyim Şevket’im hem de hiç olmadığım kadar kendimdeyim. Bilmem beni affedebilecek misiniz? Bana hakkınızı helal edebilecek misiniz?”
Levent Bey isyan dolu bir sesle sordu:
“Makbule bacım, sen bize iyilikten başka ne yaptın ki bizden af diliyorsun. Yoksa uyanıkken sayıklıyor musun?”
“Ben sonunu düşünemeden size çok büyük bir kötülük yaptım. Üçünüze de…”
Kocası merak dolu gözlerle sordu:
“Üçümüze de mi?”
“Evet, üçünüze de… Hatta her iki ailenin çocuklarına da… Otuz yıl önceki para vardı ya…”
Üçü birden koro halinde seslendi:
“Eeee!”
“O para dolu çantayı ben çaldım.”
Şevket Bey isyan etti.
“Ama neden Makbule? Para zaten bizimdi…”
“Kardeşim Hasan çalıştığı bankada zimmetine para geçirmiş, Hapse girecekti. Daha önce defalarca borçlarını kapattığımız için sana söyleyemedim. Banka müdürü ‘Kimse duymadan parayı getirip yerine koy, seni affederim.” demiş. O da beni arayıp yalvardı. Çankırı’ya gitmek için evden çıktım. Dışarıda bir yerlerde bekledim. Sonra da sen evden çıkınca girip para dolu çantayı aldım ve kardeşimin açığını kapattım. Fakat bu durumun çocuklarıma annelik yapan Esma’nın başını yakacağını hiç düşünemedim.”
Esma Hanım onun elini bırakıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Makbule Hanım o bitkin, titrek sesiyle yalvardı:
“Esma’m, kardeşim, elimi bırakma! Son nefesimi senin ellerini tutarak vereyim. İçime asitler döken o korkunç sır beni onulmaz dertlere düşürdü. N’olur beni affet! N’olur hakkını helal et!”
Esma Hanım tekrar koşup ağlayarak Makbule Hanım’ın elini tuttu. 
“Affettim kardeşim, seni affettim. Hakkım sana helaldir!”
Makbule Hanım’ın yüzü önce güllendi, sonra soluverdi. Başı nyana düştü. Makbule Hanım ölmüştü fakat rahatlamıştı. Esma Hanım avazı çıktığı kadar bağırdı:
“Makbuleee! Kardeşim benim!”
Makbule Hanım’ın zihninde yıllardır bir bıçak gibi taşıdığı gerçek, ölümden daha acı ve daha katıydı.

Anahtar Kelimeler : Çerkez BOZDAĞ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/19%20Temmuz%20Cuma-1.jpg

Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı