4 Ağustos 2018 16:01
-A +A
Numan Kurt

Numan Kurt

ONUNLA GURUR DUYDUM

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Bugün, biraz önce bir yazı okudum. Babaya ve ilkokul öğretmenine bir vefa örneği. Daha önce birkaç yazısını paylaştığım Aydeniz Yücesan, Mucur Ortaokulu'ndan öğrencimdir. Kendisi daha önce de belirttiğim gibi Ankara'da bir lisede Kimya öğretmenidir. Bu yazısını da başlıkta yazdığım gibi gurur duyarak paylaşıyorum.
Teşekkürler Aydeniz.
KALEM (1)
Mucur Atatürk İlkokulu; tek katlı, zemini tahta, beş dersliği ve her dersliğin tam ortasında kocaman bir soba bulunan, müdür odasının aynı zamanda öğretmenler odası olduğu küçücük bir okuldu. Kışın bazen öyle kar yağardı ki; bata-çıka gittiğimiz okula vardığımızda, yüzünden tebessümü, başından da kasketi eksik olmayan Halil Emmi’nin yaktığı sobanın etrafına toplanır, ıslanan çoraplarımızı kuruturduk.
Öğretmen masasının en yakınındaki sıralarda otururdum genellikle. Sınıfa elinde biraz büyükçe bir defterle girip masasına oturduğunda öğretmenim, o mis gibi kokan elleriyle, çantasından özenle çıkardığı, bizim kalemlere benzemeyen, bordo renkli kalemiyle deftere bir şeyler yazardı. Kapaklı ve metal uçlu olan bu kalemi hep merak ederdim.
Otobüslerle Hacca gidildiği dönemlerde, babam da otobüsüyle pek çok kez Hacı taşımıştı. Beşinci sınıftaydım. Annem okulu aramış, öğretmenimden beni eve göndermesini istemiş. Babam, Konya’dan götürdüğü Hacıları bırakmış, Mucur’a doğru geliyormuş. Hüseyin amcamın taksisiyle babamı karşılamaya gidecekmişiz. Nevşehir’e varmadan karşılaşıyoruz. Babamın otobüsüne ablam, ben ve Ahmet dayım binip eve geliyoruz.
Babam ertesi gün elinde James Bond çantayla odaya girip hiç bir şey söylemeden çantayı bana uzatıyor. İçini açıyorum. Kırmızı renkli, iki kapağı olan kutu gibi bir kalemlik var. Kalemliği elime alıp kapağını açtığımda sevinçten havaya uçacak gibi oluyorum. Altın renkli iki kalem var içinde. Biri öğretmenimin kalemi gibi kapaklı ve metal uçlu. Oysa babama böyle bir kalem istediğimi hiç söylememiştim. İlkokul üçüncü sınıftan terk babam, bana dolmakalem almıştı; ama ben o kalemle bir kez olsun yazamadım. İçine benzin konulmadığı için çalıştırılamayan “Devrim Arabaları”nın hikâyesi gibiydi sanki. Biz de içine mürekkep koymamıştık ya da koyamamıştık. Bir kenarda yıllarca duran o kalemi kaybettim.
İlkokulun son günleri. Okulca, Yücesanların bağının karşısında, söğüt ağaçlarının bulunduğu alanda piknik yapmış, herkes kendi sınıfında sıra halinde, toprak yoldan “Dağ Başını Duman Almış” marşını söyleyerek, okula dönüyoruz. Marş bitiyor. Okula biraz daha yol var. Öğretmenim: ”Deniz oğlum haydi bir şarkı söyle!” diyor. Cumartesi akşamları, Yeşilçam filmleri izlerdik, siyah-beyaz televizyonumuzdan. Hele ki aşk filmleriyse ışıklar kapanır, gece yatağımız olan somyada yorganın içine girer, sessizce filme dalardık. Filmin sonunda âşıklar kavuşamamışsa, nemlenen gözlerimi bizimkiler görmesin diye, başımı yorganın altına gömerdim. Bildiğim birkaç şarkıdan biri olan, “Arım balım peteğim” şarkısı, aynı zamanda filmin de ismiydi. Biraz utanıyorum; ama öğretmenimi de kıramam. Tam bu şarkıya başlayacaktım ki; ”İlk Öğretmenin Kim Senin şarkısını söyle.” diyor öğretmenim. Bu şarkıyı da pazar günleri televizyonda yayınlanan bir eğlence programında Ali Rıza Binboğa’dan dinlemiş ve öğrenmiştim. Daha önce, müzik dersinde söylediğim için istemiş olmalıydı öğretmenim. Biraz titrek bir sesle olsa da söyledim…
“Öğretmen kutsaldır ana gibi
Öğretmen kutsaldır baba gibi
Öpülesi elleri var
Şirin tatlı dilleri var
Öğretmen öğretir A, B, C
Öğretmen öğretir K, L, M
İlk öğretmenin kim senin
Kim öğretti alfabeyi
Bir hak için kırk yıl
Köle olunuyorsa
Yirmi dokuz kere kırk yıl
Kölesiyiz öğretmenin”
Otuz dört yıl sonra ilk öğretmenim Zuhal Sarıca’yla, kuzenim Çağatay'ın düğününde karşılaşıp elini öptüğümde duyumsadığım şey; elinin güzel kokusu,bana söylettiği şarkı ve o kalemdi. En çokta kalem…
“Dijital çağ”ın, “dijital vatandaş”larıyız artık. Seslerin, kokuların, renklerin, tatların birbirine karıştığı gibi, üzüntü ve sevinç gibi birbirine zıt duyguların, iç içe geçtiği bir dönemde, “haz” alabilmek için her şey “hızlı” olmalı.”Konfor” ve “kariyer” için yaşar olduk sadece.
Yunus’un,
“Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin”
dizelerini çoktan unuttuk bu topraklarda…
Aydeniz Yücesan


Anahtar Kelimeler : Numan KURT ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/20%20Ekim%20Cumartesi-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı