11 Ocak 2019 10:21
-A +A
Konuralp Usta

Konuralp Usta

Şahsiyet Abidesi: Mehmet Akif

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Allah’a  dayan,sa’ye sarıl hikmete ram ol,
Yol varsa budur,bilmiyorum başka çıkar yol.
        27 Aralık 2018   tarihi, dönüşü olmayan ebedi yolculuğa çıkan  milli şairimizin ebediyete irtihalinin 82.yılıydı.Düzenlenen anma törenleri vesilesiyle dikkatler  Akif’in ömrünü vakfettiği  fikir ve düşünceleri  üzerinde yeniden tefekkür etme imkanını sundu.”Nasıl yaşarsanız,öyle ölürsünüz.” hakikati merhum Akif’in hayatında  en müşahhas haliyle tecelli etmiştir.
        Fuat Şemsi’ye ait Mısır Apartmanı’ndaki dairede, son günlerini geçirdi. Hafız Necati, hemen her gün başında Kuran-ı Kerim okudu.
        27 Aralık 1936 günü, bir deri, bir kemik kalmış bedeni daha fazla direnemedi. Feri sönmüş gözleri, son kez camdan dışarı baktı. 11 yıl hasretini çektiği memleketine, İstanbul’a veda etti.
Saat 19.45’di.
       Yanında çocukları, ailesi, doktorları vardı.
Büyük şair ve mütefekkir Mehmet Akif Ersoy bu dünyaya veda etmişti
Cenaze namazı Beyazıt Camii’nde kılınacaktı. Az sayıda insan caminin kapısında bekliyordu. Bir araba yaklaştı. İçinden çıplak bir tabut çıkardı üç hamal.
Önce kimsesiz bir garibanın tabutu sandılar. Sonra bu çıplak tabutun Mehmet Akif’e ait olduğu anlaşılınca, gönüller mahzunlaştı.
         Birden Darülfünun öğrencileri her yandan camiye akmaya başladı. Gözyaşları içinde çıplak tabuta sarıldılar. Cami girişinin karşısında bulunan Emin Efendi Lokantası’nda asılı Türk bayrağını aldılar, çıplak tabutu örttüler. Kabe örtüsü bulundu bir yerden. Onu da tabutun üstüne koydular.
Gözyaşları, hüzün ve hasret birbirine karışmış halde cenaze namazı kılındı. Öğrenciler cenazenin araca konmasına karşı çıktılar.
        “Üstadımızı, başımızın üstünde biz taşıyacağız” dediler.
Beyazıt’tan Edirnekapı Şehitliği’ne kadar Akif ,eller üstünde, başlar hizasında taşındı. Geçtiği her yerden insanlar cenazeye katıldı. Adını duyan hürmetle ayağa kalktı, Fatiha okudu, usulca kalabalığın arasında katıldı ve yürüdü. Kalabalık sayısı binlere ulaştı.
       Edirnekapı şehitliğinde, Babanzade Ahmet Naim’in yanı başında ebedi istirahatgahına tevdi olundu Akif. Hafızlar Kuran okudu, imamlar dua etti. Sonra gençler hep birlikte ayağa kalktılar, gür bir sesle İstiklal Marşını okudular. Herkes ağlıyordu. Yürekler yanıyordu.
Her milletin yüksek şahsiyet sahibi  simaları  vardır. Onları tanıtmak ve şahsiyetlerini hangi kaynaklardan beslenerek kazandıklarını araştırmak, insanımızın  başta gelen görevidir. Mehmet Âkif Ersoy, Türk edebiyatı ve düşünce tarihinin seçkin şahsiyetlerinden biridir. Onu, şahsiyeti ve eserleriyle doğru tanımak hayati öneme sahiptir. Mehmet Âkif’in  şahsiyeti ve  sanatı, kadim medeniyetimizin imbiğinden süzülen değer yargılarıyla teşekkül etmiştir. Bu sebeple onun şiiri, nesiller boyunca okunmuş, sevilmiş, insanımızın gönlünde taht kurmuştur. Mehmet Âkif’in şahsiyeti üzerinde görüşlerini yazan yakın arkadaşları ve tanıdıkları, onda şu özelliklerin bulunduğunu belirtmişlerdir: Mehmet Âkif, “vefalı”, “hür fikirli”, “taassup, cahillik ve ümitsizliğe düşman”, “din konusunda hassas”, “haksızlığa tahammülü olmayan”, “azim sahibi”, “sözünde duran”,  “cömertliği ve tevazuu seven” bir şahsiyettir.
Alim bir babanın rahle-i tedrisinde ,iffetli ve şefkatli bir annenin terbiyesinde teşekkül eden  şahsiyeti ,Hak ve hakikatin yılmaz savunucusu yapmıştır Onu.
Akif,  hayatı boyunca mütevazı yaşadı. Hiçbir zaman kendisini başkalarından üstün görmedi. Gurur ve kibir onun semtine uğramadı. İçi dışı bir olmayanlara kızardı. Yaşı ilerledikçe: "İki yüzlüleri artık sever oldum. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım." diyordu.
Dostlarına karşı, daima onlardan fazla dost davrandı. Mithat Cemal'in anlattığı şu olay da, Akif'in dostlarına ve verdiği söze ne kadar önem verdiğini gösteren bir örnektir: "Bir cuma Akif'in evinde sekiz çocuk buldum. Teker teker çok sevimli olan çocuklar bir araya gelince ne manzara alırlar malumdur. Evde sekiz kişilik bir kıyamet kopuyordu. Akif'in beş çocuğuna katılan bu üç çocuğun komşudan gelmiş ufak misafirler olduğunu zannettim ve ertesi cuma bu çocuk gürültüsüyle artık karşılaşmam sandım. Fakat her cuma sekiz çocukla aynı kıyamet kopuyordu. Akif de buna katlanıyordu. Bu üç çocuğun gelişi, Akif'in çocuklarına da fazla hürriyet vermişti. Bir cuma, çocuklardan birinin yanağını, hıncımdan çimdikler gibi sıkarak, Akif'e sordum:
-Kim bu yavrular? 
Akif cevap vermedi. Odaya girince, bu üç ızdırabını, bu misafir çocuklarını Akif'e takılarak tebrik ettim. Akif'in yüzü değişti: 
-Misafir çocukları değil, benim çocuklarım! dedi.
Üç beş haftada üç çocuğu nasıl olurdu? 
-Hasan Efendi öldü de... Dedi; ve çocuklar, kim evvel ölürse hayatta olanın bakacağı çocuklardı, rahmetli Hasan Efendi'nin çocukları. Fakat Akif bu çocuklardan daha güzeldi: Mektepte verdiği sözü hâlâ unutmayan bir çocuk."
Mehmet Akif karşısına çıkan maddî fırsatlardan istifade etmeyi hiçbir zaman düşünmedi. Hayatı boyunca hep kiralık evlerde oturdu. Evden eve taşındığı zaman geceleri taşındığını söylerdi, konu komşu eşyasını görmesin diye. 
Yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay anlatıyor: "Hiç unutmam, Akif bir akşam bizi, Ankara'da evine çay içmeye çağırmıştı. Biz tam ona gitmek üzere iken o, koşa koşa geldi, dedi ki: 
-Akşam çayını sizde içeceğiz. 
Ben tabiî buna memnun oldum. Fakat sebebini öğrenmek istedim. Sordum. Gülerek dedi ki:  -“Bizim odanın kilimini bir fakire vermişler.” O oda ki, mefrûşatı zâten tek kilimden ibaretti ve o tek kilimi bir fakire veren de kendisiydi.”
Mehmet Akif’i tanıyanlar onun ne kadar cömert olduğunu bilirlerdi. Hayatı boyunca paraya, mala-mülke önem vermemiş, neyi varsa ihtiyaç sahiplerine  dağıtmıştır.
Hasan Basri Çantay anlatıyor: “Müthiş bir kış günündeyiz. Akif’i kır bir ceketle görüyoruz. Üşüyor fakat belli etmemeye çalışıyor. Araştırdım. Paltosunu evinin kapısına gelen  bir fakire giydirmiş.”
Akif sağlam bir karakter sahibi idi. Gelişigüzel olayların arkasından sürüklenmezdi. Doğru  bildiği şeyleri yazan ve yapmaya çalışan bir toplum adamıydı. Her işte üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirirdi.
Azim sahibiydi. Kafasına koyduğu şeyi gerçekleştirmek için elinden gelen gayreti gösterirdi. Gösterişi hiç sevmezdi. Kutsal saydığı değerlere hakaret edilmesine dayanamazdı. Ümitsizlik ve korku nedir bilmezdi, soğukkanlıydı. Mertliği çok severdi. Hiçbir zaman haksızlığa boyun eğmedi, mertçe bir ömür geçirdi. Verdiği sözü yerine getirir, sözünde durmayanları sevmezdi. Utangaçtı; yüzüne karşı övüldüğü zaman yüzü kızarırdı.
Bütün bu özellikleriyle Akif, sadece Safahat şâiri değil, sadece Çanakkale'yi destanlaştıran şâir değil, sadece İstiklâl Marşı şâiri değil, aynı zamanda örnek bir ahlâk ve karaktere sahip, ideal bir insandır. Onun bu örnek ahlâk ve karakterinin, yeni yetişen nesillere anlatılması ve sevdirilmesi hepimiz için önemli bir vazifedir. 
  Vefatının 82.yıldönümünde Mehmet Akif’i rahmetle anıyoruz .Ruhu şad olsun.
 
 
 
 


Anahtar Kelimeler : Konuralp USTA,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/21%20Ocak%20%C3%87%C4%B1nar-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı