23 Mayıs 2019 13:39
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

Saklı Kalan Ramazan Yazıları (2)

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

     Sabah işe gitmeden önce evde radyoyu açıyorum. Radyoda konuşan kişi Ramazan ayının manevi ikliminden bahsediyor ve bu mübarek ayda suç işleme oranının azaldığını belirtiyor. Belki de doğrudur, bilmiyorum. Evden çıkınca günlük gazetelerin tamamına göz gezdiriyorum. Üzgünüm ki üçüncü sayfalarda cinayet haberlerinde bir azalma göremiyorum. 
     **
     Eskiden köyde evimize iftara hem köyün en fakiri hem de en zengini birlikte çağrılır, bu misafirler aynı sofrada bulunur, aynı tastan çorba içerdi. Bir sınıf farklılığı gözetilmezdi, kim zengin, kim fakir biz çocuk aklımızla ayırt edemezdik. Bu yazıyı yazarken Barış Manço’nun ‘Halil İbrahim Sofrası’ şarkısını dinliyorum: “… Bazen bakarım bu ibret tablosuna / Kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok!” sözleri aklımdan çıkmıyor.
     Bu küçük serzenişim ve çocukluk hatıramdan sonra bu haftaki saklı kalan ramazan yazılarımıza dönelim. Bu hafta sizlere Ahmet Muhip Dıranas ve Ref’i Cevad Ulunay’ın 1950’li yılların başlarında yazdıkları yazılardan küçük bir demet sunacağım. Bu yazıların ardından bir ramazan menkıbemiz ve fıkralarımız yer alacak. Hepinize hayırlı ramazanlar diliyorum. 
     **
     İhtiyarlıyoruz çocukluk arkadaşlarım, Ramazan bunu hatırlattı. Her gelen Ramazan biraz daha hüzünlü gelecek bundan böyle. Yaşamak garip bir yolculuk. Kimlerle yola çıkıyorsunuz, kimlerle yolu bitiriyorsunuz. İnsan başını eline alıp bir düşünmeyegörsün; yaşamanın bütün nimetleri, tatları ve rüyalarının üstünde değişmeden kalan sadece bir hüzün var.
     **
     Ramazan eskiden ibadet ve ziyafet ayı idi. Öğleye, hatta ikindiye kadar uyunur, ondan sonra kâh hakiki, kâh yapmacık bir tiryaki çehresiyle ağız eğri, göz şaşı kalkılır; her lâkırdıda: “mübarek günde” yahut “oruç keyfiyle” sözü dilden düşmez. Oruç her şeyi haklı gösteren mazerettir. 
     ** 
     Ramazan kokusu Şaban ayının biri dedi mi gelmeye başlar ve zengini fakiri karınca kararınca hazırlığa koyulurdu. Hazırlıklara evin kilerinden başlanır, buraya cins cins reçeller, zeytinler, turşular; pastırma ve sucuklar, peynirler depo edilirdi. Çarşılar, pazar yerleri adeta dolup dolup boşalır, evlere sandık sandık, küfe küfe erzak gönderilirdi. Ayrıca evlerde hamur işi hususunda bir nevi kampanya açılır, erişteler, makarnalar kesilip hazırlanırdı. 
    Ramazana bir hafta kala hazırlıklara hız verilir, devrin meşhur ve cidden san’atkâr mahya ustaları tarafından hazırlanan mahyalar kurulur, karagözcüler, kuklacılar, meddahlar; tiyatrolar nerelerde icrayı sanat edeceklerini tesbit ve halka ilân etmiş olurlardı. 
         ** 
     RAMAZAN MENKIBESİ: (Menkıbe: Tarihten kırıntılar, Frenkçe; anekdot demektir.)
“Sadrazam Ragıp Paşa bir gün arkadaşı şair Haşmet’e sormuş:
---Haşmet. Senin borcun var mı? 
---İnsan borçsuz olur mu Paşam? Elbette benim de mahalle bakkalına sekiz yüz kuruş kadar borcum var. 
---Ben sana mahalle bakkalının borcunu sormuyorum. Oruç borcun var mı? Onu soruyorum.
---Yook Paşam. Oruç borcunu siz soramazsınız, onu ancak Allah sorar. Sizin soracağınız borç bakkal ve kasap borcudur.” 
** 
FIKRA:
Sultan Mahmut ricâlinden Keçecizâde İzzet Molla gayet hazır cevap bir zattı. Tarihe geçmiş pek güzel fıkraları vardır. İşte o fıkralardan birisi: 
 İzzet Molla, mahallesinin camiine teravih namazı kılmaya gider. Mahalleye yeni gelen imam namazı çabuk kıldırmak için o kadar sür’atle hareket eder ki İzzet Molla yetişeceğim diye iri vücudu ile kan ter içinde kalır. Tam bu esnada cemaatten birisi geç kalmış olacak ki koşa koşa gelir, camiye girer, etrafındakilere de:
--- Acaba yetişebildim mi, der.
İzzet Molla namazı bozar:
---Oğlum, der, biz içindeyken yetişemiyoruz. Sen dışardan nasıl yetişirsin?
** 
Bir sıcak ramazan günü, Bektaşi dedesi tarlada çalışıyor. Yorulmuş, terlemiş, susamış da… İşinin ağırlığı, mevsimin sıcaklığı yüzünden oruç tutamamış. Gelmiş.. ağaç dibine bıraktığı testiyi almış, başına dikmiş, sakalından akıtarak bir güzelce su içmiş. O sırada yol kenarından geçen köyün imamı, dedenin güpegündüz su içtiğini görünce bakakalmış. Bektaşi suyu içip ağzını bileğiyle sildikten sonra imama sormuş:
--- Ne bakıyorsun imam efendi?
--- Ne bakmayayım baba efendi? Yakışır mı sizin gibi yaşlı başlı zata, alenen oruç bozmak…
Bektaşi dedesi başını sallamış:
--- Erenlerim, ramazan-ı şerif gider, seneye bir daha gelir, fakir bir kere gidersem bir daha gelemem! demiş. İmam bir şey demeden yürümüş.

Anahtar Kelimeler : Vahit DOĞAN,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Özcan şimşek

09:03 25 Mayıs 2019

Sayın doğan, yazılarınız çok güzel. Keyifle okuyorum. Gerçekten güzel bir yeteneksiniz. Yayınlanmış bir kitabınız var mı? Nereden aklınıza geldi yazı yazmak?
1000
Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Uyan Kırşehir! İlçe Olmuşuz

Uyan Kırşehir! İlçe Olmuşuz

17:00 22 Ağustos 2019
2. Lige 3 Puanla Başladık!

2. Lige 3 Puanla Başladık!

14:44 2 Eylül 2019
Kara Rapor yayınlandı!

Kara Rapor yayınlandı!

17:01 20 Ağustos 2019
Uyan Kırşehir! İlçe Olmuşuz

Uyan Kırşehir! İlçe Olmuşuz

17:00 22 Ağustos 2019
Bayram Gelmiş Neyime!

Bayram Gelmiş Neyime!

17:01 17 Eylül 2019
Deplasmandan 3 puan

Deplasmandan 3 puan

08:04 16 Eylül 2019
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/19%20Eyl%C3%BCl%20Per%C5%9Fembe-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı