24 Eylül 2018 16:02
-A +A
Çerkez Bozdağ

Çerkez Bozdağ

SEFİL İLE MUTLU

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

(Manzum hikâye)
1. BÖLÜM

 
Şurda bir köpek var, yaz kış sokakta yaşar.
Tüyleri yün beyazı, gözleri alev kızılı,
Dişleri keskin testere…
Açlık endişesiyle korkak basıyor yere.
Ayakta kalmak için çöplüklerde dolaşır;
Yiyecek bulduğu an başı göğe ulaşır.
Çocuklar bir ad takmış bu garip köpekçiğe,
Her biri seslenir:“ Haydi, SEFİL gel!” diye.
Çocukların maskotu zavallı “SEFİL” köpek;
Gözlerin sulanmasın, boynunu da bükme pek.
 
Aradan zaman geçti, “Sefil” birden değişti.
O çelimsiz vücudu günden güne gelişti.
Kendisiyle oynayan herkesle cebelleşti.
Yadırgadı çocuklar bu huy değişikliğini;
Bir ihtiyar anlattı “Sefil”in ne çektiğini.
Derken bir hafta sonra
Kar beyazı üç yavru getirdi bu dünyaya.
Çöplükteki her kısmet bölünecekti dört paya.
Yine de “Sefil” köpek son derece mutluydu.
“Yavrular için koşmak. . .” demek analık buydu?
 
Enikler üç beş günlük; hepsi ana peşinde.
“Sefil” ağzı boş döndü her çöpe gidişinde.
Kendi açlıktan ölse tınmayacaktı bunu.
Yiyecek bulamazsa hayata el sallamak
Her üç yavrunun sonu…
Başka başka yerlerde başka çöplük bulmalı.
Üç minicik yavrusu hep hayatta kalmalı.
Yanında yavruları, ak köpek yola düştü;
O yiyecek ararken bahtına çile düştü.
 
Geçmek istiyorlarken karşıya ana yoldan;
Her taşıt bir Azrail, geliyor dört bir koldan.
Azgın seller misali çıldıran arabalar
Her gün o ana yolda kalplere ateş salar.
Önce bekledi “Sefil” korkuyla titreyerek.
Arabalar bitmiyor, karşıya geçmek gerek.
Bir ara baktı şöyle, sel durulur gibiydi.
Koştu yavrularıyla, karşı çöp nasibiydi.
Çok yanılmıştı “Sefil”, sel yeniden başladı.
Bir ana yüreğine azaplar nakışladı.
Uçuştu yavruları havada yumak yumak,
Dünyayı tanımadan sonsuza dek uyumak . . .
Bu nasıl kör talihti, ne amansız fasıldı? !
Üç minik beyaz yavru siyah yola yassıldı.
 
“Sefil” köpek de aldı ezilmekten nasibi;
Kendini bulduğu yer bir kuytu ağaç dibi...
Acılara boğuldu kaldırmadan başını,
Sanki bir insan gibi akıttı gözyaşını.
Ne ettiyse kalkmıyor soldaki arka ayak,
Kaç gün kaldı orada inleyip uluyarak?
Acıyan bir ihtiyar geçerken ekmek verdi;
Köpek iyileştikçe yükseldi “yavru” derdi.
Bu derdi veren Allah ona sabır da verdi.
Sokaktaki çocuklar yeni bir ad verdiler,
“Sefil”e alışmışken ona “Topal” dediler.
 
 
2. BÖLÜM
 
Sokakta bir çocuk var, bir yürüyen iskelet…
Yaşamak ya da ölmek… İkisi de ona dert.
Şöyle bir göz atışta sayılır kemikleri.
Uzaktan görünüşü: Bir kirli esmer deri…
Bu zavallı varlıkta ayak çıplak, baş çıplak;
Üstü, başı sersefil; eli, yüzü toz, toprak.
Bu soğuklar, bu açlık canına eylemiş tak.
Yine de tek dileği yaşamaktı, yaşamak. . .
Bu minicik yavrucak babayı hiç bilmemiş.
Ellere gülen kader ona bir gün gülmemiş.
 
Felek ele katmamış o bir taneciği.
Kanadı, kol gereni, biricik anneciği;
Düşüvermiş yatağa onu ağlatmak için.
Çocuğun adı “Mutlu” ; bu kadar tezat niçin?
 
Mutlu, bir gün sokakta oynarken mutlu mutlu
Evler yıkan çığlıkla ambulans çıkagelmiş.
“Ölüm” denilen gerçek can yakıp, yürek delmiş.
Konu komşu toplanıp topraklara koymuşlar
Zavallı annesini.
Ne de çabucak almış yavru hayat dersini!
Mutlu, çok erken yemiş kaderin sillesini.
Sanki kurt uluması gün be gün perde perde
Hiç durmadan yükselmiş acı dolu günlerde.
Nefesini tüketmiş evden çıkan cenaze.
Başını taşa vurmuş sahipsiz kalan taze.
 
Annesi de göçünce çocuk hiç konuşmamış;
Çıldıran üvey baba hep bağırmış, susmamış.
Küfür, dayak, işkence günlük gıdası olmuş,
Baharda gül açtıkça Mutlu’da güller solmuş.
Bir gün tekmeyi yiyip kalıvermiş sokakta,
Üvey baba dayağı iz bırakmış şakakta.
Bu, ne amansız savaş, henüz altı yaş demiş,
Talih minik yavruya: “Hayatla savaş!” demiş.
Yaşamak savaş demek kalsan da sokaklarda,
O çocuğu kim anlar kalmazsa aynı zorda?
 
İlk gün parkta uyudu, bir ağaç gölgesinde.
Uyandı sabahleyin serçe cıvıltısıyla.
Halsiz kalıp yıkıldı açlık sıkıntısıyla.
İlk defa ekmek çaldı, kaçtı tavşanlar gibi.
Çınladı kulakları “Hırsız! . .” uğultusuyla.
Üvey babası yok ya gerisi kolay artık.
Yaşadığı her an’ı yeni bir olay artık…
Sokak yatak, gök yorgan; fakat ayaz geceler. . .
Susan kemik yığını “sıcak bir ev” heceler
.Sonunda buldu onu: Bir parktaki çöp tankı. . .
İçi döşeli değil, budur evden tek farkı.
Onun da çaresi var: çöpe atılan eşya. . .
Çöplerde dolaştıkça yiyecek ekmek buldu.
Yaşadığı bu hayat ne zalim bir okuldu!
 
“Mutlu” böyleyi sevdi: ekmek çöpten, su beleş. . .
Ah, bir de ölüm renkli karanlıklar olmasa!
Yalnız gecelerine kara korku dolmasa!
Adı “Garip” kalmıştı; Mutlu’ya büyük tasa…
Bir parkın köşesinde paslı bir çöp tankı var.
Tanktaki “Garip Mutlu” iç çeker, yanar, ağlar.
 
3. BÖLÜM
 
İşte yeni bir çöplük, yeni poşet attılar;
İçindeyse poşetin bir tazecik somun var.
İki gölge belirdi o poşetin başında,
Başka istekleri yok tok gezmenin dışında.
Şöyle bir bakıştılar ezeli hasım gibi;
Mevsim, soğuk sonbahar, aylardan kasım gibi.
Biri “Sefil” bir “Topal”, diğeri “Garip, Mutlu”.
Çöplükteki yiyecek tek ekmekle hudutlu.
 
Çocuk bir hamle yaptı ekmeği kapmak için.
Köpeğin bakışı der: “Hakkımı vermek niçin?”
Açlık sarsmış onları uzun geceden beri,
Hangisi güçlü ise kazanacak zaferi.
Cellat ve kurban gibi, o ne öfkeli bakış?
Açlık midelerine kazılmış nakış nakış.
Çocuk göze almıştı orada tok ölmeyi,
Köpek de istemiyor ekmeğini bölmeyi.
Sefil Topal kızarak gösterdi dişlerini.
“Hırr !” dedi, çocuk gitmez, “Hav !” dedi, para etmez.
Ateşten bir öfkeyle saldırdı yavrucağa,
Çığlıklar, havlamalar yayıldı dört bucağa.
Bu boğuşup didişme ısıttı içlerini;
Topal köpek geçirdi çocuğa dişlerini.
 
Koparmak üzereyken tuttuğu cılız kolu
Bir yaşlı kadıncığın çöpe düşmüştü yolu.
Çocukta evler yıkan, canlar yakan naralar,
Akılları yok eder, yürekleri yaralar.
Manzara karşısında çıldıran yaşlı kadın
Yerden bir odun kaptı,
Bir vurdu ki köpeğe; hayvanın boynu saptı.
 
Uçuştu kafasında sıra sıra yıldızlar,
Mutlu’nun kolu sızlar, Sefil’de kafa sızlar.
Kanlı yaş akıtıyor yavrucak gözlerinden.
Garip Mutlu bir türlü kalkamıyor yerinden.
Yaşlı kadın çocuğu yerden kaldırmak için
Eğildiği an sizler kokudan koku seçin.
Sanki büsbütün çöplük yapışmış üzerine,
İnanamadı kadın o anda gözlerine.
Şöyle bir bakıverdi acı çeken “Mutlu” ya ,
Hasretti “Garip” bebe hem sabuna hem suya.
Eli, yüzü, bedeni katrandan daha zifir,
Göle siyah renk verir üzerinden akan kir.
Kalkıverdi kadının birden bire midesi,
Bir şey demek istedi, lâkin kısıldı sesi.
Tiksintisiyle doğruldu, burnunu tutup kaçtı;
“Vicdan” denen erdemi çöpte unutup kaçtı.
 
4. BÖLÜM
 
Köpeğin ve çocuğun başları düşmüş yana,
Ekmeğe ulaşsalar canlar katacak cana.
Önce köpek denedi, kalkamadı yerinden.
Sonra çocuk inledi, sesi geldi derinden.
Ha gayret, varacaksın poşetteki ekmeğe;
Devam et sürünmeye, dizlerini çekmeye.
Sonunda elindeydi istediği o ekmek,
Haydi, ısır üst üste, açlıklara çizgi çek.
Somun yarı olunca açılıverdi gözü,
Tekrar hayata döndü insanın en gülmezi.
Başından duman gitti, eşyaya şekil geldi;
Sefil’in inleyişi vicdana vekil geldi.
Arta kalan ekmeği verdi “Garip”, köpeğe,
İki katı yürek de dönüverdi ipeğe.
Paylaşılan yiyecek iki hasmı dost yaptı.
İyilik yarışından melekler hisse kaptı.
Bebeyle köpek artık etle tırnak oldular;
Sevgiler denizine akan ırmak oldular.
Bu ne büyük tutkuydu, anayla oğul gibi;
Paylaştılar acıyı, çileyi ve nasibi.
Uyudular her gece onlar koyun koyuna,
Felek de başlıyordu yepyeni bir oyuna.
 
5. BÖLÜM
 
Hani her türlü derde sade zaman ilaçtı;
Zaman ilerledikçe onların tadı kaçtı.
Derken sonbahar bitti.
Kan donduran ayazla geliverdi aralık.
Çöp tankının üstünde rüzgâr çalıyor ıslık.
Takvimin yaprakları yırtıldıkça bir bir
Sokakta kalanlara gülümsüyordu kabir.
İki can yoldaşını sardı ayazdan zehir,
 
Soğuktan kıvranarak böyle beş on gün geçti.
Kara kışın bağrına çöplükten hüzün geçti.
Aralığın sonunda kış bildi kışlığını;
Takmadı nice canın yurtsuz kalmışlığını.
O gece gökten yere“beyaz ölüm” boşandı,
Ne böyle kar görüldü, ne böyle kış yaşandı.
Dünyayı ters döndüren zalim ve çılgın tipi
Sokakta kalanlara çoktan çekmişti ipi.
Barınılan çöp tankı şimdi kar tepesiydi;
Ordaki iki ceset“insanlığın sesi”ydi.
 
Tipi, hep yine tipi… Aradan günler geçti,
Kar küreyen çöpçüler bir an kendinden geçti.
Çöp tankının içinde bir çocukla bir köpek
Sarmaş dolaş ölmüşler, gerisine çizgi çek.
Sevgi ve dostluk gibi ölümü bölüşenler,
Halinize yanarlar aynı zora düşenler.
 
Ne masal ne de destan sokakta yaşayanlar…
Yüreğiniz rahat mı ey VİCDAN TAŞIYANLAR!
(KIYŞAD Üyesi)


Anahtar Kelimeler : Çerkez BOZDAĞ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/17%20Aral%C4%B1k%20%C3%87%C4%B1nar-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı