9 Ocak 2019 16:02
-A +A
Emine Baştuğ

Emine Baştuğ

ŞEMSİ YASTIMAN ve MEMLEKET HASRETİ

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Ölmez sağ olursam bu yaz inşallah
Sılayı bir daha görmek istiyom
Çuğun’a varınca ya ağşam, zabah
Topraklara yüzüm sürmek istiyom.
……….
        Merhaba Sevgili Dostlar;
       Memleketimin yetiştirmiş olduğu değerlerden  Şemsi Yastıman’ın hayatını ve bilinmeyen yönlerini sizlere anlatmak için yine düştüm yollara… Ama maalesef elimde internetteki bilgilerden başka bir şey bulunmuyordu.
       Şu sosyal medyanın düzgün ve abartmadan kullanıldığı takdirde bizlere muhteşem bir hizmet sunduğunu söyleyebilmem bu güne kısmetmiş. İşte bu sayede, soyadlarından Usta’nın akrabaları olduğunu tahmin ettiğim ve bu tahminimde de yanılmadığım iki akrabasına ulaşmış olup, tabiri caizse onları gökte ararken yerde bulmuştum…
        Biliyor musunuz ben, halka mal olmuş bu sanatkarımızın Kırşehirli olduğunun neredeyse zaman içinde unutulduğunu fark etmiştim. Ya onca eserlerinin unutulması… Hele yeni nesilin  bunları hiç bilmemesinin bendeki acısı tarif edilir gibi değildi. Dolayısıyla  böyle müstesna  ve güzide bir sanatçının  mezarının neden doğup büyüdüğü yerde değil de Çanakkale-Lapseki’de olduğunu ve ailesinin bu konudaki seçiminin altında neler yattığını açıkçası yeni değil yıllardan beri merak ediyordum.
       Sevgili dostlar; bir de neyi fark etmiştim biliyor musunuz? İnsanların sadece yaşarken değil, kabirlerinin de gözden uzaklaştıkça  gönülden de uzaklaşabileceğini fark etmiştim…
       Bir sanatçının/sanatkarın kolay yetişmediğini bildiğim için bu değerimizin yitip  gitmesine hakikaten içim el vermiyordu. Neden bu muhteşem sanatçımıza hak ettiği değer verilmemişti? Yine toprağımın eşsiz değerlerinden ve şehrimin adeta “Kimlik kartı” sayılan  Neşet Ertaş’a yapılan anıt mezar gibi ona da yapılabilirdi.  Ve bu sayede sanatçıya olan vefa borcumuzu ödemiş olmak adına yerinde bir davranış olurdu diye düşünüyorum.
       İşte bu düşüncelerle kendimi oyalarken, bir nebze de olsa Ustanın meşhur şiirinde dediği gibi  memleket hasretini dindirebilir miyim? sorusuna cevap aramak içindi  benim bütün çabam.
………….
      Yukarıda bahsettiğim ve babaları amcaoğlu olan Cemal Yastıman Beyefendi der ki;  Şemsi Ağabeyimin asıl adı Mehmet Galip Şemsettin’dir. Soyadımız Türkiye’de sadece bize ait olup, çoğu akrabalarımızın da kullandığı esas soyadımız “Yasdıman”dır. Dedelerimizden birisi yasdı (yatsı) namazında vefat ettiğinden bu soyadı almışız diye de dipnot düşüyordu.
     Şemsi Ağabeyim, babası meşhur çemenci Ahmed Ağa ve İlhamiye Hatun’un oğlu olarak 10 Temmuz 1923’de Kırşehir’de doğdu. Saza ve söze ilgisi ortaokul yıllarında başladı. Önce Kırşehir ve çevresindeki ustalardan etkilendi.
      Şemsi Ağabeyim bir süreliğine İzmir’e çalışmaya gider. Aslen İzmirli olan Münevver Yenge ile burada tanışıp evlenirler. Yengemin ailesi de müzisyendi. Babası saz imalatçısı Mustafa İpek,  kardeşi İzmir Radyo saz sanatçılarından Yılmaz İpek’ti. Şemsi Ağabeyimin iki kız ve iki erkek çocukları vardır.
     Daha sonra İstanbul’a yerleşir ve san’at hayatını  burada sürdürür. Rahmetli Şemsi ağabeyimin İstanbul’da hastalandığı ve ölümünden bir gün önce Çanakkale Lapseki’deki yazlığına götürüldüğü haberini almıştık. Ertesi günü  Şemsi Ağabey, doğduğu gün ve ay’a tesadüf eden 10 Temmuz 1994 tarihinde vefat eder ve ailesinin arzusu üzerine Lapseki’de defnedilir. Tabi bu konuda maalesef bizlere bir şey söylemek düşmemişti… Ruhu şad, mekanı cennet olsun inşallah. (Amin)
     Rahmetlinin bir de Beşiktaş’ta saz evi dükkanı vardı. Şunu içtenlikle söyleyebilirim ki; Şemsi ağabeyim Kırşehir’e aşıktı. Nereye giderse gitsin, ne olursa olsun hiçbir zaman, hiçbir surette Kırşehir şivesini asla değiştirmemişti. Sazıyla, nükteleriyle İstanbul’daki büyük gazinolarda Helebişciler (Bir nevi bolca muhabbet ve sohbetlerin edildiği sıra gecesi de denebilir) ve Kırşehir geceleri tertip ederek hemşehrilerimizin her sene bir araya gelmelerini sağlardı. Bu arada geçmiş zamanda çok teklifler almasına rağmen siyasetle de hiçbir şekilde alakadar olmamıştır.
     Şemsi ağabeyim, daima çocukla çocuk, büyükle büyük olup, kibir bilmeyen, mütevazi kişiliğe sahip ve çevreye saygısıyla müstesna bir insandı. Fakir ve zor durumda olanlara yardım etmeyi kendisine görev edinmişti. Üstadın naaşının Kırşehir’e götürülüp, adına  anıt mezar yapılmasını akrabaları  olarak bizler de açıkçası çok arzu ederdik… Rahmetli unutulacak birisi değildi ama çabuk unutuldu. İnşallah ileriye dönük bazı talep ve istekler belki olabilir, neden olmasın… diyerek sözlerini noktalıyordu amca oğlu Cemal Yastıman.
       Sevgili dostlar, yukarıda sanatçımızın insanlara yardım etmesi konusu açılmışken yine sosyal medya yoluyla ulaştığım diğer amca oğlu Hakkı Yastıman’ın bu konu ile ilgili söyledikleri  benim  sanatçımıza karşı olan sevgim ve saygımı bir kat daha arttırmıştı. Eminim bu anlatılanlar sizlerin de ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. 
       Hakkı Yastıman beyefendi, Ustanın şimdiye kadar en yakınları hariç kimsenin bilmediği bir kırgınlığını dile getirmişti: Şemsi Ağabeyim, üniversiteyi kazanan Kırşehirli  öğrencilerin gelip kalabilmeleri ve eğitimlerini rahatlıkla sürdürmeleri için İstanbul’da bir öğrenci yurdu yaptırmak istiyordu. Bu onun en büyük hayaliydi diyebilirim.
      Ama hiçbir şey onun düşündüğü ve hayal ettiği gibi olmamıştı. İstanbul’daki  Kırşehirli bir Allah’ın kulu ona yardımcı olmadığı gibi bu konuyla da hiç ilgilenmemişlerdi… Bu durum onu ziyadesiyle üzmüş, hem de büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştı.
      Bunun üzerine Şemsi Ağabeyim, eşi Münevver Yengeme “Ben ölünce sakın benim naaşımı Kırşehir’e götürmeyin, nerede ölmüşsem beni oraya  defnedin. Yeğenlerim de Kırşehir’den toprak getirip üzerime sersinler” demiş. Ben de ilerleyen zamanlarda onun isteği üzerine Kırşehir’den  toprak getirip mezarına sermiştim der amca oğlu Hakkı Yastıman.
…………
       Ben bu sözleri de duyduktan sonra Üstada vefa borcumun/borcumuzun giderek arttığını ve omuzlarımızdaki yükün daha çok ağırlaştığını hissediyordum. Sevgili dostlar sizlerde de  böyle bir his oluştu mu bilmem ama benim şu an yüreğim paramparça olmuş vaziyettedir inanın…
      Keşke onun da mezarı Kırşehir’de olsaydı. Hem fena mı olurdu,  Neşet Ertaş adımız Şemsi Yastıman’da soyadımız olurdu… Tüm Türkiye’ye şehrimin adını el ele verip birlikte  duyururlardı. Hem atalarımızın dediği gibi “Birlikten kuvvet doğardı…”
      Böylesine müstesna değerlerin az yetiştiği bir zamanda, hele bir de gerçek sanat ve sanatçının kıymet-i harbiyesinin olmadığı bu dönemde bütün bunları ve Şemsi Yastıman’ı  anlatmazsam  vicdanımın beni kesinlikle rahat bırakmayacağını biliyordum.
      Hele bütün bunları da duyduktan sonra Üstadın hayatını anlatan bu yazımı kaleme aldığım için ne kadar isabetli bir karar verdiğimi şimdi daha iyi anlıyordum. Yüreğim kuş gibi hafiflemişti…
      Bir yerlere gelmek isteyen, şimdi adına öyle sanatçı denilenler var ki, yağcılık ve yalakalıkla, hatta   birbirlerinin üstüne acımasızca basarak, haksızca zirveye gelmekte hiçbir beis görmüyorlardı... İşte bütün bunları düşünerek, sanatçımıza  hak ettiği değeri vermek, hem birlik beraberliğimizin hem de insanlığımızın gereğidir diyorum ben.
       Şemsi Yastıman aynı zamanda, Türk Halk Müziği’ne “KAYNAK KİŞİ“,  “DERLEYİCİ” ve “AŞIK” kimliği ile emeği geçmiş  usta bir halk sanatkarıdır.
       Şemsi Yastıman Ankara’da bulunduğu yıllarda Yağcıoğlu Fehmi Efe ve Genç Osman’ın müzik meclislerine girerek kendini ve sazını geliştirir,  tabi bu sırada şöhreti de artar. Bu dönemde basın-yayın organlarının en çok bahsettiği sanatçılardan biri olur. Bu arada onlarca plak doldurur ve Türkiye Radyoları’nın pek çok faaliyetlerine davet edilir.
        Ayrıca, memleketimiz Kırşehir’in müzik potansiyelinin geniş kitlelere tanıtılmasına, “MAHALLİ SANATÇI” kimliği ile önayak olmuştur. Sanatçı kişiliği yanında, kendi adını taşıyan dükkanda saz dersleri de vererek pek çok sanatçı yetiştirdi. Türk Halk Müziği konusunda çeşitli kitaplar ve notalar yayımlayarak kültür-san’at hayatına hizmetlerde bulundu.
       Şemsi Yastıman, özellikle halk müziği geleneğinin çalıp-söyleme tarzını benimsemiş bir halk sanatkarı olarak adından söz ettirdi. Aşıklık geleneğinin çeşitli türlerinde seslendirdiği eserlerle ve bilhassa dönemi içinde unutulmaya yüz tutmuş olan “DESTAN” ve “TAŞLAMALARI” ile sevildi.
      Gördüğünüz üzere; bir koltukta adeta iki-üç karpuz birden taşıyan sanatçımız aynı zamanda oldukça özverili bir insan profili ile de öne çıkmaktadır.
      Böylesi müstesna bir sanatçının Kırşehir dışında vefat edip de başka şehirde defnedilmesi onu Kırşehirli olmaktan çıkarır mıydı? Bence kesinlikte hayır!
      Burada kendimi de dahil ederek bir özeleştiride bulunmak istiyorum… Biz Kırşehirliler birbirimize pek hayrı olmayan insanlar topluluğuyuz. Neden böyleyiz anlamadım gitti. Bir gün bunun üzerine de bir araştırma yapmak ve merakımı gidermek istiyorum.  Allah yaratırken ve dağıtım yaparken seçmece insanların hepsini  Kırşehir’e atmış sanki… Hani bir laf vardır “Görmeyince göresi gelir, görünce de vurup öldüresi gelir” diye. Üzülerek söylemeliyim ki, Kırşehir halkını ben tam da bu sözdeki gibi görüyorum. Yukarıda bahsedilen ve İstanbul’da yaşayan hemşehrilerimizin Usta’ya yaptıklarını/yapmadıklarını gördünüz.
      Kırşehir halkının bu halini, Türkiye’nin şu andaki genel insan yapısına da benzetmek mümkündür. Baksanıza ülkeye ölü toprağı serpilmiş vaziyette değil midir? Dünya/Türkiye yansa kimsenin umurunda değil! Bu kadar da rahatız yani… Ya da öyle görünüyoruz bilemiyorum artık…
       Neyse efendim bu söyleşi bitmez, biz konumuza dönecek olursak; dediğim gibi büyük Usta Şemsi Yastıman için  burada özellikle hem şehrimin hem de ülkenin yeni yetişen diğer sanatçılarına büyük görevler düşmektedir.
       Bu sanatçılar, Üstadın türkü, derleme, destan, deyiş, hatta şiirlerinden şayet repertuvarlarına alıp halka mal ederek türküleştirirlerse, kendilerinin de bir ayrıcalığı illaki olacaktır diye naçizane görüşümü belirtmeden geçemeyeceğim. 
      GENÇ SANATÇILAR! Alın size malzeme… Kısaca diyorum ki; yağ, un ve şeker hazır vaziyette, size sadece helvayı yapmak kalıyor… Haydi yapın şu helvayı da hep birlikte yiyelim artık!
      Tekrar söylüyorum; genç sanatçılar tam da bu noktadan neden  alıp yürümezler ki? Bu vesileyle genç sanatçılarımıza buradan duyurumdur; FARKLI OLMAK VE FARKINDALIK YARATMAK İSTEMİYOR MUSUNUZ? İŞTE MUHTEŞEM BİR  FARKINDALIK… ”TUTUN ŞEMSİ YASTIMAN’IN ŞİİRİNDEN, DEYİŞİNDEN, DİLİNDEN… O DA TUTSUN SİZİN ELİNİZDEN!”  Sevgili genç sanatçılar bu söz de benden size bir slogan olarak hatıra kalsın…
       Ha slogan dedim de; sevgili Çınar Kırşehir Gazetesi yetkililerinden bu konuyla ilgili benim bir isteğim olacaktır. Nasıl yaparsınız bilemem ama mümkünse genç sanatçılara bir şekilde benim bu yazımı duyurup, iletmenizi özellikle istirham ediyorum. Aslında ben ulaşırım ulaşmasına da gazete olarak sizin ulaşmanızın daha çabuk ve etkili olacağını düşünüyorum…
       Kırşehirli olarak ilk defa birlik beraberlik örneği göstererek, bu çorbada hepimizin tuzu olsun istiyorum… Ve açıkçası ondandır benim bütün bu serzenişlerim…
      Sevgili dostlar, buraya kadar anlattığım bulgulardan ister şans deyin, ister kaderin cilvesi deyin Üstada büyük haksızlık edildiği kanaatindeyim. Tabi ki kasıtlı veya bilerek yapıldı demiyorum. Olayların seyir ve gidişatı bu raddeye getirdi sanırım. Eğer kabri Kırşehir’de olsaydı o zaman sahip çıkılıp, unutulmayacak mıydı? Bu mudur yani? Bunca yılı ve emeği, o canım deyişleri, yorumları, şiirleri, taşlamaları, türküleri, destanları ve en önemlisi Üstadın Kırşehir’e olan aşkını yok saymak bu kadar kolay mıdır gerçekten de?
      O zaman müsaadenizle burada birazcık, küçücük, minicik, “YUH” diyebilir miyim? Efendim bu cümleden alınanlar alınabilir, bence mahzuru yoktur!..
        SEVGİLİ CANLAR, tam da bu noktada herkesi emeğe ve insana saygıya ve kesinlikle  empati yapmaya davet etmek istiyorum… Şemsi Yastıman bizim geçmişimiz ve tarihimizdir…
      Unutmamalıyız ki; tarihini, geçmişini bilmeyen, unutan ya da onu yok sayan toplumların kesinlikle geleceği olamaz/olmamıştır. Tarih sahnesinde bu tür toplumların tozu bile kalmamıştır. Günümüzde bunun canlı örneğini acı bir şekilde gördüğümüzü söylememe gerek yoktur sanırım.
………..
……………
       Sevgili dostlar, yazımın sonunda aktaracağım Ustanın  “MEMLEKET HASRETİ” adlı öyle bir  şiiri var ki; onun için, başlı başına doğumdan ölüme kadar insan hayatını anlatan, roman tadında bir şiirdir diyebilirim.…
      Yirmi sekiz kıta olan bu şiirin sadece beni etkileyen önemli başlıklarını  yazımın sonunda sizlere açıklayarak sunmaya çalışacağım. Daha doğrusu sizlere şiirin kısa bir  özetini çıkardım desem yeridir.   https://www.antoloji.com/memleket-hasreti-11-siiri/ Üstadın “Memleket Hasreti” adlı şiirini bu adresten okuyabilirsiniz. Ayrıca bu şiiri Ustanın kendi sesinden dinlemek isterseniz https://www.youtube.com/watch?v=XvkRKEM3pdA adresini de ziyaret edebilirsiniz.
      Birçok hemşehrilerimle de aynı hisleri paylaştığımdan emin olduğum, bendeniz çocukluğumdan bu yana, Usta’nın yukarıda bahsi geçen bu şiiriyle  hemhal olmuştum.
      Bilirsiniz, insanın çocukluğu anavatanıdır. İşte bu şiiri okuduğunuzda anavatanınıza yolculuk etmeye hazırlanın derim ben… Bu müstesna şiirde herkesin kendinden bir şeyler bulacağına kesinlikle eminim…
      Evet sevgili dostlar, çocukluğumdan bana  hatıra kalan bu canım şiiri neredeyse ezberlemiştim.  Ustanın söylediği her satırdaki kendine has muhteşem şive;  hala, deyze, emmi, entere, yağlık, cırnak, devramel, köğtür, alma, pala, yımırta vs. demesi ne kadar da bizdi/bizimdi… Zaten aksi de düşünülemezdi ki; sazıyla, sözüyle, türküsüyle, deyişleriyle, şiirleriyle, Kırşehir’e olan sevdasıyla Şemsi Yastıman zaten bizimdi ve ebediyen de bizim olarak kalacaktı… İster naşı Kırşehir’de olsun ister başka bir yerde olsun,  bu sonucu kesinlikle değiştirmeyecektir!
……..
      Şimdi gelelim şiirin can alıcı kısımlarını özetlemeye:     
      * Daş döğüşü esnasında vızılayan sapanla kafayı gözü yarma heveslisi olmak nasıl bir şeydir böyle, inanın anlamış değilim…
      * Her satırındaki özlem, buram buram Anadolu kokan ve en organiğinden memleket mahsulunün vücuda bu denli lazım olduğunu bildiği halde,  sanki “YEME DE YANINDA YAT” der gibi  sadece, “DERMEK İSTEMEK” nasıl bir tatminkarlıktır…
        Kalem kalem, satır satır bu nasıl bir hasretlikti gerçekten de inanılır gibi değildi. Bu şiiri okurken çoğu yerde yüzünüzde tebessüm oluşmasına rağmen bir o kadar da can yakıcı olması  eminim ki hiç bu denli güzel ve manidar bir şekilde yan yana gelmemiştir. İşte bu olağanüstü hali yan yana getiren kişiye siz ne derseniz deyin ama ben “SANATÇI”  diyorum.
        * Entarisini giyen çocuğun sümüğü akıp da, YAĞLIĞI (mendil) olmadığı halde koluna silmesi durumunu siz hiç yaşadınız mı? Ben yaşadım biliyor musunuz? Sümüğümü koluma az silmemişimdir…
        * Ya teyzesinin içi çökelekli dürümüne özlemini anlatırken, SIZGITA karşı PİRZOLAYI yermesine ne demeli!
        * Memlekete hasretliğin tavan yaptığı  ve yanında bulunduğu sırada sık gitmediği halde, gurbete yolu düşünce TERMENİN şifalı suyuna duyulan özlem ancak bu kadar içtenlikle  anlatılabilirdi.
         * Ya hiç bağ bozumunda üzüm haftına batma zevkinin yanı sıra, pekmez kazanına ayvalar atıp, boranıynan damla şırası içmeyi, insanın canını çektirecek şekilde bir dizede birleştirmeyi ancak böyle bir “SANATKAR”  başarabilirdi.
         * Bu kadar üzüm ile uğraşmanın sonucu arının insanı sokup da nasiplenmemesi haksızlık olurdu sanırım… Bu nasibin arkasından  ağusunu alsın diye ÇAMUR sürmek nece bir şeydir? Ha ağusunu alır mıydı? Bence almazdı ama illaki o çamur sürülürdü…
         * Ceviz kaval edip saka elde ederek,  çizgili oynayıp,  döğüş çıkması sonucu SUMSUK ve CIRNAK yemek istemesi de bu işin cabası oluyor galiba.
        * Üç kafadar arkadaşın bir bahçedeki çalpıdan atlayarak üzüm yolması, sahibi tutunca da rezil olması durumunu yine büyük bir özlemle “O TATLI GÜNLERE ERMEK İSTİYOM!” diye haykırmak, bu denli  neyin  SUSAMIŞLIĞIDIR dersiniz?
       * Biliriz ki çoğu kişinin hayalini deniz kenarı, deniz tatili süslerken, Üstat Şemsi Yastıman bu şiirinde ırmağı denize yeğleyerek  ”NEYLEYEYİM DENİZİ, IRMAK İSTİYOM”  diyordu… Buradaki şu tevazuya bakar mısınız?
       Evet sevgili dostlar; güzide sanatçımızın şiirinde değindiği gibi ben de naçizane bu yazıyı kaleme alarak  Üstat ile hemşehrilerim ve genç  sanatçılar arasında köprü görevi görmek istemiştim.
      Bir nebze de olsa sanatçımızı yad edip, eserlerini gündeme taşıyıp, kısaca MALUMUN İLANINI yaparak aynı zamanda onun memleket hasretini dindirmeye vasıta olabilmişsem ne mutlu bana…
      Evet sevgili dostlar; sanatçımızın adı geçen şiirinin selam ve veda niteliğindeki son iki kıtasıyla satırlarıma son vermek isterken;
      Birlik, beraberlik, hoşgörü, sevgi, saygı uğrak yolunuz olsun! Sağ ve sağlıklı kalınız…
……….
 
Kim sorarsa yazdın bunları niye
Gelecek nesile kalsın hediye,
Kırşehir’de doğdum, Türkmen’im diye
Her yerde göğsümü germek istiyom.
 
Ey Şemsi Yastıman, ümitli kulsun
Kısmet ise gayen yerini bulsun
Hemşeriler buna vasıta olsun
Kırşehir’e selam vermek istiyom.



Anahtar Kelimeler : Emine BAŞTUĞ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Tevfik Dündar

06:33 10 Ocak 2019

Sevgili hemşehrim, Şemsi Yastıman, Muzaffer Mermer, Kemal Altıok, İbrahlm Ülgen, Ünal Kardeş babam Ferit Dündar ve ismini hatırlayamadığım bir çok Kırşehirlinin maddi ve manevi katkıları İle İstanbul’da eğitim gören Kırşehirli gençler için Fındıkzade de Öğrenci Yurdu yapıldı hatta emekli öğretmen olan babam bu yurtta öğretmenlik yaptı. Beşiktaş’taki evinin balkonunda saksıda Süla kabağı yetiştiren Şemsi amca kendisi ve çevresi ile o kadar barışıktı ki ben “ Hemşehrilerine küstü “ sözüne kesinlikle katılmıyorum. Saygı ve sevgiler
1000
Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/23%20Mart%20Cumartesi-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı