13 Eylül 2018 16:01
-A +A
Polat Bilici

Polat Bilici

TALEBE EVLERİ

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

Ne güzel yaşantıydı Kırşehir'deki talebe evlerinde kalmak... Karışanın yok, edenin yok...Sanki bağımsızlığını ilan etmişsin.
Beraber kalacağın arkadaşın veya arkadaşlarınla da uyumluysan eğer, yaz tatilinin gelmesini dahi istemezsin...
Zaten bir yaz boyu çalış ha çalış. Üç vardiya olarak çalışılan işyerinin iki vardiyasında de çalışan işçi gibisin köyde. Ellerin nasır tutmuştur. Biter mi hiç köyün işleri? Gel küreğe, git çekice misali...Yılanın deri değiştirdiği gibi, sende deri değiştirirsin. Aynaya baktığında kendini tanıyamazsın kapkara suratınla...
Okulun açılma tarihini iple çekersin...
Öyle arkadaşlar tanırım ki, isteyerek ikmale kalırlardı, birkaç gün de olsa işten kurtulmak amacıyla...
Talebelere kiraya verilen evler, genelde yıkık dökük, çoğunluğu da harabe denilecek derecede artık yıkılmaya yüz tutmuş yerlerdi.
Bu evler genellikle, bir ara ve bir odadan ibaretti. Evin giriş yerine köyden getirilen tezek, alındıysa kömür ve odun kayılır, kışlık soğan patates gibi gereksinimler konulurdu.
Bir köşesinde duvara sabitlendirilmiş terek olur, kap kacak oraya dizilir, oranın kenarına, köyden getirilen lavaş ya da yufka ekmekler gibi temel tüketim malzemeleri bırakılırdı.
Anlayacağınız eve girilen ara, kiler ve mutfak görevi yaptığı gibi, kömürlük olarak da kullanılırdı.
Banyo ve duş kabin mi dediniz? Olmaz mı hiç? Jakuzi de vardı. İçerde oturulan odanın suluk dediğimiz, bazı yerlerde de caa dedikleri, zemini çimentoyla sıvanmış, hafif duvara doğru eğik zemin ve delinmiş duvara konulan boruyla, oluk oluşturulmuş atık su, oradan dışarıya akardı.
Pencereler öyle eskiydi ki, dışarıdan esen rüzgar sanki içerdeymiş gibi etkisini gösterirdi. Adeta buz kesilirdi odanın içi...
Eskiden kalın gübre torbaları vardı. Köyden getirilen o gübre torbaları, kış tam başlayınca, dışarıdan pencerenin etrafına çakarak monte ederlerdi.
Hatta bir arkadaşa ev adresi sorulduğunda mahalle ve sokağı şöyle tarif ederdi: "Falanca evin yanında, penceresinde, Zirai donatım kurumu naylon olan ev..."
Öğrencinin en rahat ettiği zaman, okulun ilk açıldığı zamandı. Çünkü ev yeni tutulmuş, yaz ayının bereketiyle, köyden getirilen yiyecekler ve şehirde yapılan alışverişlerle tıka basa dolu olurdu.
Çuvalla; soğan, patates, salçalar, katı vita yağları, koli koli makarnalar, tenekeyle gül reçeli, köyden getirilen küp veya deri peyniriyle...Bunun yanı sıra, harçlıklar da verilir, öğrencinin değmeyin keyfine...
Büyükler köye gitmeden bir de sıkı sıkıya tembih ederler:" Bakın derslerinize iyi çalışın. Beni ele güne rezil etmeyin. Evinizi dolum dolum doldurdum. Falancanın sümüklü oğlu kadar da mı değilsin? Bak her sene teşekkür getiriyor." söylemiyle seni teşvik ettiği gibi, biraz da gözdağı verirlerdi.
Öğrenci sonbaharda çekirgenin yaşam biçimi gibi bir yaşam sürse de, daha dur bakalım... Bunun bir de kışı var.
Pazartesiydi o zamanlar, Kırşehirimiz'in pazar kurulma günü, sabah erkenden minibüs durağına gidilir, köyden gelecek minibüs beklenirdi. Gelen minibüsle sitil yoğurdu, sac ekmeği ve köy yumurtası gönderilirdi. Bazen beş lira, bazen de on lira...Bir de haber gönderirler dolmuşçuyla... Söyle ona da, parasının kıymetini bilsin tembihleriyle...
Nasıl bilinmez o kadar paranın kıymeti? Zaten harcamaya kalksan da harca harca bitmez ki. En iyisi mi bu parayı, yatırım amaçlı başka yerlerde değerlendirmek lazım.
Bazen de Kırşehir'de karda kışta yollar kapanır, köyün aracı gelmez, perme perişan olursun. Ancak öğrenciler arasında yardımlaşma da olurdu. Bugün bana yarın sana misaliyle..
Köyde en güzel tatil, sömestr tatilidir. Çünkü iş yok, güç yok... Tüm arkadaşlarınla bir aradasın. Hayvanların bakımı vardı ki, hayvanlara bakmayı işten bile saymazdık...
Zemheri ayının soğuğu iyice hissedilir olurdu.
Kolay mı o harabeye dönen evi ısıtmak? Hele de Kırşehir'in tipisinde ayazında, daha kış bitmeden, evde hiç yakacak kalmaz. Çok mu önemli? Almancılar ev yaptırmaya başlamışlar ki... İnşaatların yanında, kereste gırıla gidiyor.
Tek yapacağın şey, gece bekçiler görmeden inşaattaki odunu çalıp,kırıp yakmak...Odun hırsızlığını meslek edinmiştik...
Kırşehir'imizde köylerden gelen talebelerin yaşam şekli böyleydi. Acısıyla, tatlısıyla...


Anahtar Kelimeler : Polat BİLİCİ ,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/19%20Eyl%C3%BCl%20%C3%87ar%C5%9Famba-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı