28 Kasım 2019 13:27
-A +A
Vahit DOĞAN

Vahit DOĞAN

UĞURLUGİLLER

Çınar Kırşehir Gazetesi Köşe Yazarı

“Sabah kahvelerinde, ikindi çaylarında
Acıya uğramış, cici anneler vardı;
Kiminin gözleri yaşarır incecik,
Kimini durmadan ateşler basar
Eskileri konuşur, dertleşirler.”    
     Yıllar önce bu ülkede televizyonda sevginin, şefkâtin, dürüstlüğün, tabiata saygının ne demek olduğunu anlatan, bir toplumun mutlu olabilmesi için önce ailenin mutlu olması gerektiğini vurgulayan, iyi insan, iyi yurttaş olmayı öğreten bir dizi vardı. 1988-1989 yıllarında yayınlanan “Uğurlugiller” dizisinden bahsediyorum. Doğma büyüme İstanbullu bir ailenin başından geçenlerin anlatıldığı müstakil evde yaşayan insanların sıcacık hikâyesiydi. Bu müstakil evde; küçük bir fabrikada müdürlük yapan Salim Bey, karısı Nebahat Hanım, çocukları Doğan ve Türkân, gelinleri İnci ile evin en renkli siması Nurcihan Bacı Kalfa yaşıyordu. 
     Uğurlugiller ailesinin prensibini Doğan şöyle açıklıyor:  “Para için yaşanmaz, yaşamak için gerekli olan para kazanılır, çalışarak, alınteri ile kazanılır.”
     Uğurlugiller; 1961-1978 yılları arasında İstanbul Radyosunda oynanan skecin televizyon uyarlamasıdır. Eser; bir İstanbullu, İstanbul Türkçesi uzmanı ve ustası olan Selçuk Kaskan’a aittir. Senaryo yazarı ise ünlü yazar Pınar Kür’ün babası İsmet Kür ve Turgut Özakman’dır. 
     “Uğurlugiller, kökleri çok eskilere dayanan bir ortadirek ailesidir. Hoşgörüyü, sevgiyi, özveri ve yardımlaşmayı günlük hayatlarında hep öne çıkarırlar. Sorunlar karşısında güleryüzlüdürler. ‘Geçmiş acılara güleryüzle baktığınızda büyürsünüz!’ der, Çehov. İşte Uğurlugiller de bunu öğretiyor.” 
     17 Kasım akşamı radyoyu dinlerken program sunucusunun “Az önce aldığımız acı bir haberi veriyorum” anonsunda Türk tiyatrosunun en önemli oyuncularından biri olan çocukluğumun unutamadığım dizilerinden Uğurlugiller’in Nebahat Hanımı Yıldız Kenter’in hayatını kaybettiğini öğrendim. Uğurlugiller ailesinden şu anda hayatta olan iki kişi var: Doğan ve İnci…
     Yazının başındaki şiiri bu diziyi seyrettiğimde duydum. Uğurlugiller, yalnızca bir dizi değil, bir edebiyat programıydı sanki… Sabahattin Kudret Aksal’ın “Aile” isimli şiirini, Ziya Osman Saba’nın “Büyülü Resim” şiirini ve daha nice okumadığım şiiri bu dizi sayesinde duydum. 
     Şimdi size bu diziden bazı konuşmalar aktaracağım:
     “Ben mutfakları gemilerin kazan dairesine benzetirim. Öyle ya, bir geminin kazan dairesi susar da gemi nasıl yürümez olursa; mutfağında tencere, çaydanlık kaynamayan bir eve de yaşıyor denemez. Onun için değil midir ki insanlar birbirlerine lânet okurlarken ocağın batsın, ocağına incir ağacı dikilsin demekten kendilerini alamazlar. Tanrı kimsenin ocağını söndürmesin.”
 “Dadı: Ne güzel söylemiş eskiler: Ev alma komşu al.
Nebahat Hanım: Ah! Dadım, güzel dadım, o, eski zamanlardaki komşuluk kaldı mı artık!
Salim Bey: Ah, ah! Hastan mı var, koşarlar. Cenazen mi var, seni baş köşeye oturturlar. Her işi onlar yapar ederler. Bir derdin mi var hepsi birlik olur, derman ararlar.
Bitti, hepsi bitti. Bu şehirde artık yabancı olduk.” 
 “Salim Bey: Her yer kirlendi.
Bacı Kalfa: Havası, toprağı, suyu, deryalar bile.
Salim Bey: Şu ağaçlar var ya şu ağaçlar, havayı temizleyen onlar işte. Bunu düşünmezler de 30-40 yılda yetişen o canım ağaçları 10 dakikada deviriverirler.
Bacı Kalfa: apartman yapma sevdasından. Dağ taş apartman oldu. Nefes alamıyoruz.” 
 “Çalgıyı dinleyin ama çalmayı da deneyin, çalgı çalmasın! 
Hiç zahmetsizce kazanılacak olsa bir olimpiyat madalyasına kim önem verirdi ki!” 
 ‘Görmek ve iş görmek’ 
Can sıkıntılarına ve yüreğindeki boşluğa en iyi çare görmek ve iş görmek, çevreyi görmek, insanları ve doğayı görmek. Bakmak değil.
Anlayarak, duyarak görmek. Doğaya bakarsınız, göremezsiniz. 
İnsanlara bakarsınız yine göremeyebilirsiniz. 
Öğrenmek gerekir bakmayı.
Sonra iş görmek
İnsanın işi gücü olması çok güzel bir şeydir. İşsiz güçsüz krallara acırım. Yapamaz, edemez, üretemez, sadece eğlence beklerler.
Oysa mutlu olmak için kaygılara da gerek vardır, tutkulara da, belirli amaçlara da. 
Yaşamak durmadan ileriye dönük projeler yapmaktır. 
 ‘Yepyeni gözlerle bakmasını bilirsen hayat her gün bayramdır, bilmezsen cehennem’ 
Yaşama sanatını iyi bilen bir düşünür söylemiş bu sözü. Bir çiçek, güzel bir müzik, bir kuş cıvıltısı, bir çocuk… bakmasını bilene, öğrenmek isteyene tabii… 
Boşuna dememiş şair: Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden.
Ya da pencere, pencere en iyisi pencere. 
Uçan kuşları görürsün hiç değilse, dört duvarı göreceğine.
Gün eksilmesin pencerenizden. Kuşlar özgürce, dilediğince uçsun. 
     Bu haftaki Saklı Kalan şiirimiz Yıldız Kenter’in sahnede birçok kez oyununu sahnelediği Shakespeare’e ait. Çeviren; ülkemizin ilk Kültür Bakanı Talât Sait Halman.
Yeni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
ve sık sık kararır da yıldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki, asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün, elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.
 

Anahtar Kelimeler : Vahit Doğan,
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Özcan şimşek

18:20 4 Aralık 2019

Harika bir yazı. Kaleminize sağlık. Teşekkürler.
1000
Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Gözün Aydın Kırşehir!

Gözün Aydın Kırşehir!

17:00 27 Kasım 2019
10 Parmağında 10 Marifet!

10 Parmağında 10 Marifet!

14:36 2 Aralık 2019
"Çine" zulayı patlattı!

"Çine" zulayı patlattı!

14:09 21 Kasım 2019
Her yanın hüzün SEYFE!

Her yanın hüzün SEYFE!

12:01 17 Kasım 2019
Anket

Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
E-Gazete
/Resimler/Editor/images/07%20ARALIK%20CUMARTES%C4%B0%20-1.jpg
Facebook Twitter
2014 Kırşehir Haber 365 - tüm hakları saklıdırHaber Scripti Haber Yazılımı